Geçmişi Orta Asya'ya dayanan Türk resim sanatı minyatürle yaklaşık 35 yıldır ilgilenen Kabaoğlu (52), sanatını bir süre sonra deve kemiğinden yaptığı eşyalara da uygulamaya başladı.

Kemikten yaptığı takı kutusu, parfüm şişesi ve zarf açacağı gibi eşyalara minyatürü işleyerek, unutulmaya yüz tutan iki sanata da hayat vermeye çalışan Kabaoğlu'nun hedefi, yurt dışındaki organizasyonlara katılmak.

"Dünden Bugüne Geleneksel Türk El Sanatları Şöleni" için Konya'ya gelen Kabaoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uzun yıllardır emek verdiği resim sanatını tuval yerine farklı objelere uygulama arayışına girdiğini söyledi.

Daha çok minyatürle ilgilendiğini belirten Kabaoğlu, "Resimleri kağıt, ahşap veya plastik üstüne değil de daha değerli bir şey üzerine nasıl yapabilirim diye düşündüm. Saraylar ve müzeleri gezdiğimde, Osmanlı döneminde kullanılan takı kutusu, parfüm şişesi gibi eşyaların boynuz ve kemikten olduğunu gördüm. Sonra kemiklere şekil vermeyi öğrenerek, üzerilerine minyatür gravürler işlemeye başladım" dedi.

Kemiğe önce bir takım işlemlerle şekil verip, üzerine minyatürü işlediğini anlatan Kabaoğlu, şunları kaydetti:

"Resimlerin boyalarını korumak için üzerilerine vernik atıyorum. Osmanlı'da kullanılan takı kutusu, parfüm şişesi, zarf açacakları, eskiden kullanılan dikiş yüksüğü ve kemikten tablolar yapıp üzerilerine resim çiziyorum. Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan'a aşık olduğu dans gösterisini, Fatih Sultan Mehmet'in koluna şahini kondurup ava gitmesini resimledim. Eskiden terzilerin kullandığı, her evde olan ama şimdi kimsenin bilmediği dikiş yüksüğü yapıyorum."

"Hepsi bizim kültürümüzü yansıtıyor"

Kabaoğlu, yurt dışından gelen kemik eşyalarda daha çok tezhip sanatının uygulandığını gördüğünü, kendi hazırladığı ürünlere genellikle yabancı turistlerin ilgi gösterdiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Bizim insanımızın bu sanata ilgisi maalesef biraz zayıf. Daha çok turistler rağbet ediyor. Ülkemize gelen yabancılar bizim sanatımızı gördükleri zaman şaşırıyorlar. İnce bir sanat olduğunu görüp, yakından ilgileniyorlar. Hazırladığım her eserin ayrı bir hikayesi var. Ayasofya, Sultanahmet, Mevlana Müzesi gibi tarihi mekanların minyatürünü yapıyorum. Hepsi bizim kültürümüzü yansıtıyor. Turistler için bu eserleri hazırladıkça, yurt dışında ülkemi en iyi şekilde tanıttığımı, Türkiye'de böyle sanatçılar olduğunu gösterdiğimi düşünerek gurur duyuyorum."

Sanatının oldukça zor olduğunu aktaran Kabaoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Su bazlı boya kullandığım için emiyor ve resim kemikle özdeşleşiyor. Üzerine vernik de atınca resim asırlar boyunca kemikten çıkmıyor. Kemiğin üzerine çalışmak, kağıt veya ahşap üzerine çalışmaya benzemez. Üzerine çizim yapmak hakikaten çok zor. Çünkü fırça yürümez, çizimi zor. Büyük sabır gerektiriyor. Gençler heves edip bu sanatı öğrenmek istiyor ama zorluğunu görünce bırakıyor. İmkan verilirse öğrenci yetiştirmek isterim. Ömrüm yettiğince, gözüm gördüğünce sanatımı yapmaya devam edeceğim."