EDA AKAY

Artık kocaman özlemleri, kısacık yolculuklarla bitiriyoruz. Uzun yol hazırlığı kalmadı. İstanbul’dan kahvaltıya Eskişehir’e gitmek, Kocaeli’den kalkıp, İstanbul’da okuyan genci ziyaret etmek hiç de zor değil artık… 
Ah, nerede kara trenler ki uzun uzun öterdi, dumanlı bacasından Anadolu tüterdi… Tren hayatımızın bir parçasıydı her zaman… Yollar ayırdı, yollar birleştirdi. Vagon vagon duygusallık taşıdı. 
Orhan Veli’nin dediği gibi;
“Garibim
Ne bir güzel var
Avutacak gönlümü
Bu şehirde,
Ne de tanıdık bir çehre;
Bir tren sesi
Duymaya göreyim
İki gözüm iki çeşme…”
Savaşa uğurlanan Mehmetçik, anaların ağıtları, âşıklar akla gelir tren deyince... 
‘Çuf çuuf…’ diye salınan dumanlar, irkildiğimiz ‘Düüüt!’ sesi, alır götürür uzaklara bizi… 
Kime sorsan ilk cümlesi, “Yolculukların en keyiflisi trendir... Mazi, trenin cam kenarında şekillenir” oluyor. 
Elimizde bir kitap, önümüzde orta şekerli bir Türk kahvesi ile uzun bir tren yolculuğu, hiç de fena olmaz hani… 
Yaşı yetenler anlatır, “Can atardık yolculuk için… Çekilmez hallerine bile özlem duyar olduk. Trenle şehre gitmek, bulutlara çıkmak gibidir… Aşkı da, hüznü de, geniş koltuklarda cam tarafına sinerek öğrendik. Dağların arasından geçerken, eşsiz manzara karşısında şair kesilirdik. Zaman zaman heyecanı da dorukta yaşardık. O zamanın şartları tabii… Paramız olmadı mı, kaçak köçek binerdik. Sonra bak sen eğlenceye! Kompartıman boyunca, kondüktörle bir kovalamaca başlardı. Köşe bucak saklanarak tamamlardık yolculuğu…”
GÖZYAŞI RANDEVUSU İSTASYON
Tren istasyonları, film sahnelerini hatırlatır. Hep bir bekleyiş vardır. Bazen mutlu, bazen de mutsuz bir sona şahitlik edersiniz. Trenin o keskin sesi, acı acı işler içinize… Saatler süren yolculuk ise, bu duyguları yaşamaya kesinlikle değer.
Öte yandan, umuttur tren… 
Bazen bir öğrencinin çantasında, bazen savaşa giden evlada edilen “sağ salim dön” duasında,  ya da çok uzaklara çalışmaya diye niyetlenen emekçinin heybesinde…
Öyle veya böyle, gözyaşının randevusudur istasyon.
“Burda gelir insana, 
Boş günlerin usancı,
Çalar birden kampana, 
Ölüm çanından acı…
Sonra bir düdük öter, 
Sessiz çığlıklarla der;
Burdan bildik gidenler
Yarın döner yabancı…”
Otobüsle yolculuk yapan bir teyze anlatıyor; “Önceden trenler vardı. Talebeyken pek bir heveslenir, yolculuk etsek diye bakardık. Tren yolculuğuyla yaptığımız okul gezileri, en büyük eğlencemizdi… Uyuklayanı kollar, hemen macunla kaşını gözünü boyardık. Böyle böyle biriktirirdik anıları o rayların üstünde…”
HAYIRDIR EVLADIM, YOLCULUK NEREYE?
Bir de tren yolculuklarının vazgeçilmezi, her an öğüt verebilecek potansiyele sahip, orta yaşın biraz üstündeki teyzeler, amcalar... Denk gelirseniz, yol boyu dinleyecek hikâye bol… İkram edilen poğaçaların, böreklerin eşliğinde... 
Rahatlığı bambaşkadır. Öyle bavul kısıtlamasıymış, art arda kontrolmüş, hiçbiri yok. Kapar bavulu, selamı verir, koyulurdun yola… İstersen treni gez, istersen manzarayı seyret ya da rayların o ahenkli tik tak seslerini dinle.  
Şimdi hızlı tren zamanı… 
Tren hızlı, insanlar hızlı, hayat hızlı…
Herkes telaş içinde, bir yerlere yetişme çabasında... Yolculuğu en kısa tutacak ulaşım araçları tercihimiz…
Kara tren gecikir, belki de hiç gelmez!

Bir anekdot

Üstat Necip Fazıl bir gün treni kaçırır ve gardan geri döner. Bunu gören bir tanıdığı sorar:
-Ne o üstat, treni mi kaçırdın?
-Hayır, kovdum gitti!

Tren deyince...

Hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir, ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, istasyon değil.
(Paulo Coelho’nun Elif kitabından)

 

YOLCULUK KISALDI

Son yıllarda hayat süratimizi arttıran Yüksek Hızlı Trenler (YHT) girdi yaşantımıza… 
Ankara’dan Konya’ya ve Ankara’dan İstanbul’a artık hızlı trenlerle kısa sürede gitmek mümkün.
YHT’nin İstanbul ucunun Marmaray bağlantısı için ise, çalışmalar sürüyor.