Murat Öztekin - Dünyanın bıçaklı terör saldırılarıyla sarsıldığı ve çılgın diktatör Kim Jong-un’ın nükleer tehditlerini dinlediği şu günlerde, gündeme “tencere-kapak” bir film gösterime giriyor. ‘Suikastçı’ (American Assassin) aralarında Türkiye’nin de yer aldığı bir dizi ülkede geçen, politik bir hikâyeyi merkezine alıyor. Daha çok çektiği TV dizileriyle adından söz ettiren Michael Cuesta’nın yönetmen koltuğunda oturduğu film, Vince Taylor’ın aynı isimdeki kitabından beyazperdeye taşındı. ‘Suikastçı’, Dylan O’Brien, Michael Keaton, Taylor Kitsch, Sanaa Lathan ve Shiva Negar gibi oyuncuları bir araya getiriyor. 

PARÇANIN PEŞİNDE!
Film, seyirciye tokat gibi çarpan bir sahneyle açılıyor: O’Brien’ın canlandırıdığı Mitch ve daha yeni evlenme teklif ettiği müstakbel eşi, İbiza adalarında bir terör saldırısının ortasında kalıyor. Kahretsin! Saldıranlar da yine takkeli teröristler... Mutluluğa adım atmaya hazırlanan kadın, büyük silahlardan çıkan kurşunların hedefi oluyor ve oracıkta ölüyor. Genç Mitch, nişanlısının gözlerinin önünde ölmesinden oldukça etkileniyor, içerisinde kocaman bir nefret meydana geliyor. İntikamını almak için dövüş eğitimi alıyor, büyük silahları kullanmayı öğreniyor ve katil terörist gruba ulaşıyor. Bu ise enteresan bir hadiseyle kendisine CIA’in kapılarını aralıyor. Amerikan istihbarat örgütünden 

Irene Kennedy, uzun zamandır takip ettiği bu kullanışlı adamın kabiliyetlerini keşfediyor. Mitch’in çok gizli bir operasyon örgütüne dâhil olmasını sağlıyor. Ardından Mitch, tecrübeli ajan Stan Hurley tarafından zorlu bir eğitimden geçiriliyor. İntikam ateşiyle yanan birisi artık “ulvi” maksatların peşine düşüyor! Mitch, ilk vazife olarak da hocası Stan’le birlikte dünyayı tehdit eden bir nükleer parçayı bulmak için mücadele veriyor. Seyirciyi koltuklara bağlayan gerilimli macera, Amerika’dan Türkiye ve İtalya’ya uzanıyor. 

Maceranın merkez üssü İstanbul
İstanbul’da geçen birçok sahnesi olan film, bu yönüyle Türk seyircisinin alakasını çekecek. Ama filme otantik bir hava katmak isteyen yapımcıların ortaya koyduğu İstanbul, çok realist değil. Etkileyici sahnelere sahip olan ‘Suikastçı’nın sürükleyiciliği oldukça yüksek. Fakat filmde buna mukabil çok güçlü olmayan bir senaryo var. Yönetmen Cuesta’nın, politik bir gerilimi yansıtmak için çektiği film, sürekli işlenen şiddet hatta işkence sahneleriyle âdeta bir dizi gibi duruyor. O’Brien ve Keaton’ın oyunculukları kötü olmasa da, filmi mükemmel bir yere taşımıyor. Filmde, dipten tırnağa nefret dolu bir adam olan Mitch, ulvi maksatlarına hizmet eden ajana dönüştürülerek, sık sık Birleşik Devletler güzellemesi yapılıyor. Orta Doğu’da yaşananlara da hep okyanus ötesinden bakılıyor. Ancak eserde, istihbarat örgütlerinin kullanılabilir adamları nasıl devşirdikleri, güzel bir şekilde resmediliyor. Bir seriye dönüşeceğe benzeyen film, nihayetinde açık kapı bıraksa da tahmin sınırlarını geçemeyen sonuyla da beklenen heyecanı vermiyor. Ancak ‘Suikastçı’ bütün bunlara rağmen vasatın üzerinde bir gerilim filmi olarak seyredilmeyi hak ediyor.