MURAT ÖZTEKİN

Süper kahramanlar denilince akıllara hep iri cüsseli karakterler geliyor. Fakat Scott Lang namıdiğer Ant Man (Karınca Adam), boyu küçük ama marifeti ve cürmü büyük bir süper kahraman. Çizgi roman sayfalarından ilhamla ilk defa 2015 yılında müstakil bir filmle seyirciyle buluşan kahramanımız, “Ant-Man ve Wasp” filmiyle beyazperdede yine arzıendam ediyor. Yönetmenliğini Peyton Reed’in üstlendiği filmde, Paul Rudd, Evangeline Lilly ve usta oyuncu Michael Douglas rol alıyor. Giydiği kostümler sayesinde büyüyüp küçülebilen Ant Man’a dönüşen Scott, sırt sırta verdiği Wasp’la birlikte galaksiyi değil bir kişinin hayatını kurtarmak için mücadele veriyor. Eserde, bu defa kuantum bilimine sıkça temas ediliyor. Minyatür süper kahraman Ant-Man, atom altı parçacıklarının dünyası olan kuantum âlemine taşınıyor.
Seyredenler hatırlayacaktır; Ant Man, “Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı” filminde zor durumda kalmıştı. Minyatür kahraman Birleşmiş Milletler ile anlaşıp, ev hapsine girmeyi kabul etmişti. Yeni filmdeki  hikâye işte bu hadisenin birkaç sene sonrasında, Kaliforniya’da geçiyor. Scott, tutuklu olduğu müddet boyunca kızıyla alakadar olup, absürt işler yaparak ev hapsini geçirir. Mahkûmiyetinin bitmesine 3 gün kala ise rüyasında, öldü sanılan süper kahraman Jane’i görür. Eski yaptıklarını hatırlayan Scott, Jane’in eşi olan Dr. Hank’e özür mahiyetinde bir telefon açar. Ancak Hank ve kızı Hope’un o esnada tam da ona ihtiyaçları vardır.

KUANTUM SEYAHAT
Baba-kız, kuantum âlemine uçan Jane’i kurtarmak için bir cihaz meydana getirmişlerdir. Bu cihazı kullanabilmek için de birkaç parçaya ve Scott’un zihnindeki hatıralara ulaşmaları lazımdır. Ancak kuantum dünyasıyla irtibat kurmak isteyen başkaları da vardır. Küçük yaşlardan itibaren âdeta bir peri gibi hayat süren “Ghost” onlardan biridir. Bu yüzden cihaz için süper kahramanlar ile “Ghost” arasında mücadele yaşanır. Malum hapis hadisesinden ötürü araya FBI elemanları da karışınca, süratli ve renkli bir macera ortaya çıkar. Bir de bunu içerisine romantizm karışır.

Basit ama renkli
Ant-Man ve Wasp, sık sık diğer Marvel filmlerine göndermelerde bulunan renkli bir eser. Film, bu yüzden daha evvel seri ile tanışmamış olanları cezbetmekle beraber biraz da kendisine “Fransız” bırakıyor. Yönetmen Peyton Reed, minyatür kahramanların ruhuna uygun olarak, büyük arayışlara girmiyor. Basit bir hikâyenin ele alındığı eserde, kötü kahramanlar da “çok kötü” değiller. Dolayısıyla eğlenceye kapılar sonuna kadar aralanmış durumda. Mizah ciheti oldukça kuvvetli olan filme, seyirciyi kırıp geçirecek espriler ölçülü bir şekilde serpiştirilmiş. Filmin en eğlenceli kısımları ise yine Ant-Man’in büyüyüp küçülerek giriştiği kavgalar oluyor. Ama bu defa şansız olduğu anlar fazla. Filmde oyunculuk açsından da seyredilesi bir ekip işi ortaya çıkıyor; Michael Douglas tecrübesiyle esere çok şey katıyor. Netice olarak söyleyecek olursak; ihtişamlı karmaşalar yerine, bu “sade vasatlığın” tadına varabilirsiniz…

Tabiatın ortasında bir minik adam
1930’ların Paris’inde geçen “Hayat Okulu”, Paul isimli bir yetimhane çocuğunun şehirden taşraya uzanan seyahatine odaklanıyor. Yönetmenliğini Nicolas Vanier’ın üstlendiği filmde, François Cluzet, Jean Scandel, Eric Elmosnino gibi oyuncular rol alıyor. Filmin hikâyesi şöyle: Kaldığı yetimhanede hiç de iyi şeyler yaşamayan dik kafalı çocuk Paul, vahşi bir bölgede Fresnaye Kontu’nun arazisini koruyan Borel’e emanet ediliyor. Daha önce şehrin banliyösünde yaşayan minik Paul, karşılaştığı tabiata hayran kalıyor. Bir de orada Totoche isimli bir kaçakçıyla arkadaş oluyor. Ancak kaçakçı Totoche, bekçi Borel’in yakalamaya çalıştığı bir şahıs. Bu sebeple Paul, enteresan bir çatışmanın ortasında düşüveriyor. İşin garip yanı minik adamın orada olmasının başka bir sebebi daha var...

Beklenen terfi darağacında!
Tanınmış yönetmen Lucrecia Martel, “Zama” filminde enteresan bir bekleyiş hikâyesini seyirciyle buluşturuyor. Antonio di Benedetto’nun kitabından sinemaya adapte edilen filmde, Daniel Giménez Cacho, Lola Dueñas ve Juan Minujin gibi oyuncular rol alıyor. Güney Amerika’da doğan ve İspanyol Kraliyeti’nin görevlisi olan Don Diego de Zama, binlerce kilometre ötedeki saraydan bir terfi mektubu beklemektedir. Lerma şehrine gönderilmeyi ümit eden Zama, görevlilere “Benim için bir haber var mı?” diye her gün sorar. Ancak beklediği cevap bir türlü gelmez. Mektubu beklerken her şeyini kaybettiğini fark eden Zuma, tehlikeli bir işe gönüllü olur. Vicuna adlı bir haydutun peşine düşen Zama, evinden çok uzaklarda giriştiği macera neticesinde tutuklanıp idama mahkûm edilir. Önceden büyük hayalleri olan adamın artık tek maksadı hayatta kalmaktır.

Cave ile sinema dolu hafta sonu
Kariyerinin 45. yılına giren Avustralyalı şarkıcı, şair ve oyuncu Nick Cave 10 Temmuz’da 25. İstanbul Caz Festivali çerçevesinde sahne alacak. Sanatçı Cave, vereceği konser öncesinde beyazperdede sinemaseverlerle buluşuyor. İstanbul Modern Sinema, bu hafta sonu sanatçıya özel bir sinema programı sunuyor. Cave’in sesi, müziği, metni ve kendisinin yer alacağı filmler “Nick Cave ile Bir Hafta Sonu” adlı programda görülebilecek. Cave hayranlarının sadece bir hafta sonu için hazırlanan bu özel seçkide izleyebileceği filmler ise şöyle sıralanıyor: Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikasti (The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford, 2007),One More Time with Feeling, 2016, Kanunsuzlar (Lawless, 2012),ve Dünyada 20.000 Gün (20,000 Days on Earth, 2014). Öte yandan program çerçevesinde, yarın saat 17.00’de Gülşah Güray moderatörlüğünde, Sevin Okyay ve Melis Danişmend ile Cave’in müziği ve sinema ile olan ilişkisi üzerine bir söyleşi düzenlenecek.

Korku tavan yapacak
Her sene olduğu gibi bu yaz da korku filmleri geçidi yaşanacak… İlerleyen haftalarda bazıları Batılı bakış açısıyla çekilmiş, bazıları da cinleri merkezine alan eserler peş peşe beyazperdeye gelecek. Bu hafta İngiliz yapımı “Hayalet Hikâyeleri” ve yönetmen Can Varol’un “Karantina XII” eseri sinemaseverlerle buluşuyor. 13 Temmuz’da ise “Kapalak Kızı” gösterime çıkacak. Ramazan Özer ve Fatih Gürler’in yönetmenliğini üstlendiği film, Karadenizli bir köy hizmetçisinin başına gelen dehşetli hadiseleri ele alıyor. 20 Temmuz’da ise serisinin dördüncü filmi olan “İlk Arınma Gecesi”, seyirciyi selamlayacak. Filmde, kanlı ritüellerin nasıl başladığı aydınlatılacak. Aynı gün uzun ismiyle dikkat çeken “Üç Harflilerin Musallat Olduğu Büyülü Konakta Ruh Çağıran Gençlerin Hazin Hikâyesi” isimli film piyasaya çıkacak. Sinan Kaçar’ın  eserinde, bir grup gencin cinlerle olan maceraları işleniyor. 27 Temmuz’da gösterime girecek korku filmleri ise “Biz İzliyor” ve “Kabir Azabı”…

Statham geliyor
Korku filmleri, ağustosta da gelmeye devam edecek. Can Evrenol’un yabancı oyuncularla çektiği “Housewife” 6 Ağustos’tan itibaren seyredilebilecek. Jason Statham’ın başrolünde oynadığı ve deniz altındaki hayat mücadelesini mevzu edinen “Derinlerdeki Dehşet” ise 10 Ağustos’ta korku filmi tutkunlarının huzurlarına gelecek. “Siccin 5” ve “Slender Man” de yaz aylarında gösterime girecek korku filmlerinden.

Nostaljik filmler yeniden geliyor
Yeşilçam’ın unutulmaz filmleri, yeniden seyirciyle buluşuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, temmuz ve ağustos ayları boyunca Yeşilçam Film Günleri Programı tertipliyor. Dün akşam Muhsin Bey filminin basın gösterimiyle başlayan film günlerinde; ‘Sakar Şakir’den ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’a, ‘Bizim Aile’den ‘Züğürt Ağa’ya kadar birçok nostaljik Türk filmi, seyirciyle buluşacak. Yeşilçam filmlerinin farklı ideolojik bakışlardan numunelerinin yer alacağı faaliyette, filmler yenilenmiş hâliyle sunulacak. Gösterimler, 2 Eylül’ e kadar her hafta cuma, cumartesi ve pazar günleri saat 21.30’da Topkapı Kültür Parkı’nda yer alan amfiteatrda seyredilebilecek. Öte yandan restorasyonun tamamlanmasıyla ziyarete açılan Şerefiye Sarnıcı, 25. İstanbul Caz Festivali’ne ev sahipliği yapacak. Ayrıca Şerefiye Sarnıcı’nda önümüzdeki ay Süleyman Saim Tekcan Sergisi’nin açılışı yapılacak.