OSMAN SAĞIRLI

Oldum olası Rus pilotlara hiç güvenmem. Ki yine haklı çıkıyorum; Ya zil zurna sarhoşlar ya kolbastının uçuş versiyonu ile karşı karşıyayız ya da körebe oynuyorlar. İneceğimiz pist camın bir sağında bir solunda... Uzun uğraşlar sonucu pisti tutturmayı başarıyorlar çok şükür!
Efendim, İHH İnsani Yardım Vakfından Ruslan Ayvazov ile ramazan etkinlikleri için Gorno Altay’dayız... Moskova’da bizi havalimanına götüren taksi şoförünün bile bilmediği bir yer!  
Haritaya parmağınızı götürün. Önce Kazakistan’ı bulun, sonra Çin ve Moğolistan’ı. Üç ülkenin Rusya ile kesiştiği yerde bir yazı göreceksiniz “Gorno Altaysk”  Hah işte tam da orası. Özerk Altay Cumhuriyeti’nin başkenti, namıdiğer Sibirya.  
Gorno’ya değil de sanki derin dondurucuya adım atmış gibiyiz. Hava tahmin raporlarına bakılırsa sıcaklık -3, hissedilen -8 derece, bize göre -15’ten aşağı değil.
Ruslan’la titreşim modunda beklerken çekik gözlü, güler yüzlü, kısa saçlı orta yaşlı bir kişi yaklaşıyor. “Selamünaleyküm, hoş geldiniz. Hava şansınıza bugün sıcak üşümediniz değil mi?” Horon tepen dişlerine tempo tutan ellerini iki yana açan Ruslan “Hoş bulduk Canbolat Hoca’m bir an önce gidelim” diyerek soğuk esprilerin uzamasına mâni oluyor.

HOPARLÖRLE EZAN YASAK
İkinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği 1945 Mayıs’ı sebebiyle Rusya genelinde olduğu gibi burada da abartılı törenler var. Aslında Hitler’den kurtulmuş olmanın sevinci demek daha doğru olur. Halk kaybettikleri yakınlarına ait eski fotoğraflarla caddelerde... Bando eşliğinde tören geçişi yapan kadın-erkek askerler, askerî araçlara bindirilmiş çocuklar... Ortalık matem havasında her yer kapalı.
Programımız yoğun. Gorno’da 350 ihtiyaç sahibi aile, şehrin tek camisinin avlusunda bizi bekliyor. İHH tarafından hazırlanan ve içerisinde un, şeker, yağ, pirinç, makarna, çay, tuz olan gıda çuvalları titizlikle sahiplerine ulaştırılıyor.
İkindi vakti giriyor. Avludan içeri geçiyoruz. Müezzin Efendi cumada olduğu gibi iç ezan okuyor. Başka bir genç namazı kıldırıyor. Cemaat daha çok gençlerden, bir iki yaşlı ancak var, soğuktan olsa gerek.
Canbolat Hoca Altaylar’da 10 mescit olduğunu ve dışarıya ezan sesi verilmemek üzere ibadete açıldıklarını söylüyor. Herkesin olduğu gibi Müslümanların da ülkede hüküm süren 70 yıllık komünist sistem tarafından sindirildiğini çoğu insanın dinden koparıldığını anlatan Canbolat Hoca “Elhamdülillah şu an çok iyiyiz. Bulunduğumuz cami arazisini devlet verdi. Resmî statümüz var, diğer inançlardaki insanlarla eşit haklara sahibiz. Yetimhane yapmak istersek maddi destek sağlama sözü de verdiler” diyor. Nereden nereye!
Sovyet döneminin sona ermesiyle birlikte ülkedeki topluluklar özgürlüğe kavuşmuş,  Müslümlanlar da tabii. Canbolat Hoca Mısır’a gitmiş. Orada 7 yıl boyunca dinî eğitim almış. Kendisi gibi Rusya’dan Mısır’a öğrenim için gelen eşiyle de orada tanışmış, İslamiyetle şereflenince de evlenmiş, eşinin ailesi de tek tek kızları gibi Müslüman olmuş, 2009 yılında Gorno’ya kesin dönüş yapmışlar. Eşi hanımların, kendisi de beylerin eğitimi ile ilgileniyor. Türk Cumhuriyetlerinden gelen talebelere eğitimler vermeye hafızlar yetiştirmeye başlamışlar.

ŞİMDİLİK 15 BİN KİŞİ AMA!
212 bin nüfuslu Altay Cumhuriyeti’nde farklı inanç grupları var. Kaynaklara göre nüfusun %32’si Ortodoks Hristiyan, %30’u Şamanizm, Burhanizm inançlı. %18’i deist, %13’ü ateist. Müslümanların oranı ise şimdilik %7 yani 15 bin. Şimdilik diyorum çünkü Şamanlardan İslamiyet’e geçenlerde artış var. Soruyor, araştırıyorlar. Gorno Camii’nde namaz sonrası Ruslan’a Kur’ân-ı kerim okurken takıldığı yerlerle ilgili sorular sorup notlar alan Boydaz gibi... Burada yapılacak çok iş var dolayısıyla çok desteğe de ihtiyaç var.
İftar saati yaklaşıyor. İHH’nın vereceği iftar için büyük bir ateş yakılıyor. Üzerine kazan yerleştiriliyor. Özbek aşçılar işe koyuluyor. Su dolu kazanın içine butları ve kuyruk yağını yerleştiriyorlar. Özbeklerin meşhur yemeği lagman için akla gelen ne varsa doğrayıp atıyorlar kazana. Kazan öyle bir kaynıyor ki, kemiklerime varıncaya kadar ısınıyorum.
Saat 21.20’de herkes camide toplanıyor. Eller dua için açılıyor, cemaat birbirine su ve hurma ikram ediyor. Oruçlar açılıyor, ardından namaz.
İftar sofrası Türk Cumhuriyetleri toplantısı gibi Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Türkmen, Ahıskalı kimi ararsan var. 250 Müslüman doyuyor maşallah.
Karmakarışık duygularla biten güne karla karışık yola çıkarak başlıyoruz. İstikamet Sibirya’nın güneyi. Katun (hatun) Nehri sene boyunca eşlik ediyor. Dağların güneye bakan kesimlerinde mor çiçekler açmış, kırmızı çamlar boy sürmüş ortalık yemyeşil, kuzey cepheler ise ayna gibi parlıyor. Coğrafya kitabının sayfaları arasında dolaşıyor gibiyim. Stepler, bozkırlar, kar, rüzgâr, fırtına, göller, vadiler, nehirler, buzullar, yükselti, alçaltı. Akla gelebilecek her türlü coğrafi mevzunun örneği burada

BİR GECEDE İKİ İFTAR
Ana yoldan saparak etrafı ormanlarla kaplı Aktaş köyüne giriyoruz. Haç ve çanları parlayan bir kilisenin önünden geçip az ötesinde yüksek tepeye kurulu mescide varıyoruz. Üç yüz haneli köymüş burası. Ortodoks Hristiyan ve Şamanların çoğunlukta olduğu köylerden. Küçük mescidin iki safı ancak doluyor, hepi topu 23 kişi namaza geliyor.  
İkindi vakti Koş Ağaç’tayız. Dağları kar, gölleri buz kaplı. Burası 19 bin 200 nüfuslu bir rayon. Yani ne ilçe ne il, ikisi arasında bir şey. Yüzde 83’ü Müslüman. İHH’nın asıl çalışmaları burada.
İftara kadar Janaoul ve Tilingit Sartogay köylerinde İHH’nın gıda yardımlarını dağıtıyor. İftara Koş Ağaç Mescidi’ne yetişiyoruz. Türkiye’den hayırseverlerin bağışlarıyla kaynatılan kazanların önünde çocuklar sıraya dizilmiş bile. Vakit geliyor, buz gibi havayı mis gibi pilav kokusu kaplıyor. Önden tepsiler arkadan kara çay demlikleri, sofralardaki yerini alıyor. Gündüz hayalini kurduğum sofranın bir köşesine kuruluyorum. Adamlar sofranın hakkını veriyor. Haydarbeg Hoca’nın “Yeterli hadi gidiyoruz” komutuyla kursağımda iki lokma sofradan kalkıyorum. Koluma iki kişi giriyor, “Bizimle geliyorsun” diyorlar. Gözaltına alınmış gibiyim, slogan atasım var!
Kendini bile aydınlatamayan bir sokak lambasının altına park ediyoruz, karga tulumba bir evden içeri sokuluyorum. “Konaklarımız geldi “ komutuyla, tören başlıyor.  “Aman Allah’ım” modundayım. Evin salonuna kurulan ayrı ayrı sofralar, içi et dolu tepsiler, salatalar, yemişler, meyveler, içecekler... Sofrada her şey var, sadece Ruslan ve ben yokmuşum! Hocalar dua ediyor, XXL amcalar bıçaklara sarılıyor, yağlı etlere girişiyorlar. Kadim Türk geleneğinde et dolu tepsinin ortasındaki koyun kellesi de ağır misafire bakmalı. O iş de tamam... Gece boyu, 20-21 saat oruca nasıl hazırlanıldığı konusundaki gösteride konuk oyuncu olarak rol alıyoruz.
Sabah Lenin’in heykelinin hemen arkasındaki Taşanta Köyü Camii’nde, öğleden sonra da Töbeler köyünde İHH’nın ramazan yardımı dağıtımlarını yapıyor, sonrasında da iftarlara katılıyoruz.
“Bütün Türklerin dünyaya yayıldığı Altaylara” İHH aracılığıyla bütün Türkiye’nin selamını, gönüllülerin bağışlarını ulaştırıyoruz.

ATIN OLSUN ADIN OLSUN
Düzlüklerden birinden geçerken bir toz bulutu kalkıyor. Canbolat Hoca, Gökbörü denilen ve atlarla oynanan oyunu izlemek üzere mola veriyor. Ortaya bırakılan bir oğlak etrafında toplanan oyuncular. Attan inmeden oğlağı kaparak sayı toplama peşinde. Heybetli atlar düzlüklerde bir süzülüyorlar ki anlatamam.
Canbolat Hoca’nın anlattığına göre burada at olmazsa olmazlardan, hatta kırmızı çizgi. Geleneklere göre atın varsa fakir değilsin. Sayısı ise zenginliğin ölçüsü. Doğan her erkek çocuk için dayısı bir at almak zorunda. Her ev yılda en az bir defa at kesip etinden yemeli.

BURASI ERGENEKON
Toplam yüz ölçümü 92.902 kilometrekare olan ve batıdan doğuya 360 kilometre, kuzeyden güneye de 400 kilometre uzanan Altay Cumhuriyeti’nde yaklaşık olarak 20 bin nehir, 7 bin civarında göl bulunduğu rivayet edilir. 230 kilometrekare genişliği ve 320 metre derinliği olan Telets Koye (Altın) Gölü buradadır. Batı-Sibirya Ovası ve Altay Dağları olarak ikiye ayrılan Altaylar derin nehir vadileri ve yüksek rakımlı dağ silsileleri ile kaplı. Hatta Türkologların tespitlerine göre Rusların Beluha ya da Beluça, Altayların Muztau dedikleri Sibirya’nın 4.506 metre rakımlı dağı Ergenekon Dağı’nın ta kendisidir. Türkçe “Buzdağı” manasına gelen Muztau Dağı UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınmış.

ON BİR AY KIŞ
Buzdolabı yok, yazlık kıyafet yok, terlemek yok... Şemsiye bile yok. Çünkü yağmur bile yok. Senede 15 Haziran ile 15 Temmuz arasında yıllık izin gibi yazları var. En yüksek sıcaklık da 22 derece!