MURAT ÖZTEKİN

Kaya Kalaycı ailesinin dört nesillik bakırcılık geleneğini sanata dönüştüren bir isim. Hem kendi tasarımları hem de başka sanatçılarla yaptıkları eserlerle bugün adını dahi bilmediğimiz ama Osmanlıda hayatın merkezinde olan nesneleri, birer sanat eseri hâline getiriyor. Eserleri başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere prestijli mekânlarda yer alıyor. Kaya Kalaycı’nın en mühim özeliklerinden biri de artık unutulmuş olan tombaklama tekniğini ailesiyle birlikte icra eden tek kişi olması... Biz de eserlerini bugünlerde  “Madenin İhtişamı” sergisi ile Nevmekan Sahil’de sanatseverlerle buluşturan Kaya Kalaycı’dan sanat yolculuğunu dinledik...
Yıllardır Beyazıt’ta bakırcılık yapan bir ailenin çocuğu Kaya Kalaycı’nın dedesi Yalova’dan Beyazıt’taki Çadırcılar Caddesi’ne gelerek iş yapmaya başlamış.  Çocukluğunda ve gençliğinde Çadırcılar’da sadece çekiç seslerinin yankılandığı anlatan Kalaycı “O zamanlar Çadırcılar sadece bakırcıların çalıştığı bir caddeydi. Önümüz Kapalıçarşı, arakamız Sahaflar Çarşısı... Orada devamlı çekiç sesleri yankılanırdı. Elit adamlar, yabancı diplomatlar ve koleksiyoncular mutlaka uğrardı. Bize de Rahmi Koç gibi isimler gelirdi. Ya tarihî bir parça alır ya da eski bir eseri tamir ettirirlerdi. Artık cadde şimdi değişti” şeklinde konuşuyor.
“Babam bu işi yapmamı hiç istemedi ama dil bildiğim için yazları dükkânda çalışmaya başladım” diyen Kalaycı, sözlerine şöyle devam ediyor: Önce bir işlemeci kalem ustasının yanına çırak verildim. Seçkin insanların geldiğini görünce, İtalyan Lisesini bitirdikten sonra bakır işini yapmaya başladım. Ama ne hikmetse ustalarım bir gün dahi bana “Şunu şöyle yapacaksın” diye işi öğretmedi. Bunu, bana kötülük olsun diye yapmadılar. Âdet öyleydi. Sadece bakarak öğrendim. Elime çekici almaya başlayınca yaptıklarımı ustama gösterir, o da beni düzeltirdi.

ZANAAT SANATTAN AYRILMAZ
Tasarımcı Zeynep Fadıllıoğlu’yla tanıştıktan sonra bakırcılıkta zanaattan sanata yol aldığını söyleyen Kaya Kalaycı “Osmanlı motiflerini modernize ederek çok şey ürettik. Ben kendimi hem zanaatkâr hem de sanatçı olarak görüyorum. İkisini birbirinden ayırmam mümkün değil” ifadelerini kullanıyor.
Tarihî tombak eserleri tıpkı yapım olarak tekrar ürettiği yeni sergisinin hikâyesini anlatan Kaya Kalaycı “Çiğdem Simavi Hanım’ın fikriyle Louvre gibi müzelerde ve saraylarda yer alan tombak eserleri tıpkı yapım olarak yeniden meydana getirmeye başladık. Şamdan, gülabdan, kahvedan, ibrik vs... Birçok antika eseri tombak olarak ürettik ve sergi meydana geldi. Tarihî eserleri günümüze taşıdık” diye konuşuyor.

OSMANLI SANATI BİR OKYANUS
“Şimdi gençler, ibriğin gülabdanın ne olduğu bilmiyor” diye yakınan usta sanatçı “İnsanların atalarının daha evvel, günlük hayatta neler kullandıklarını görmeleri lazım. Benim yeniden yaptığım eserler her ne kadar üst sınıfa ait şeyler olsa da eski yaşama zevkinin farklı olduğunu gösteriyor. Eksi nesneler ruhumu okşuyor. Osmanlı sanatı bir okyanus gibi. Kültürlerin bir araya gelerek meydana getirdiği, zengin bir sanat” şeklinde konuşuyor.

AİLECEK TOMBAK TEKNİĞİNİ YAŞATIYORLAR
Günümüzde tombak tekniğini sadece ailesiyle birlikte kendisinin yaptığını söyleyen Kaya Kalaycı “Tombaklama nesnenin altınla kaplandığı özel bir teknik. Önceleri bunu ben de bilmiyordum. Zira cıvayla yapıldığı için Osmanlıda ustalar zehirlenir, ölürmüş. Bu yüzden yasaklanmış ve ustası kalmamış. Ben, tombağın sırlarını minyatür sanatçısı Yakup Cem’den öğrendim. Kendisi bize cıvayla değil kurşunla yapılan bir tombaklama tarzı öğretti. Dikkatli yapılırsa kurşunun riski cıvaya göre daha az. Eşim Hilda ve kızım Rubina da bu hususta benimle birlikte çalışıyor. Bizden başka gerçek tombak yapan kimse yok” diyor.
Tombağın nesneyi ihtişamlı kıldığını kaydeden Kalaycı “Sadece altın suyuna batırılan şeye tombak denmez. Tombağın rengi iki asır geçse de yok olmaz. Tombağın kendine has desenleri vardır. Anadolu’nun her yerinde desenler farklıdır” diye konuşuyor.