MURAT ÖZTEKİN

Müzisyen Bilge Kösebalaban ve edebiyat araştırmacısı Merve Köken, bir müddettir Osmanlının son döneminde yazılmış fakat az kimsenin bildiği çarpıcı eserleri keşfediyor, Latinize ediyor ve sadeleştirip bugüne taşıyorlar. Köken ve Kösebalaban, birlikte çalışarak şimdiye kadar üç sıra dışı kitabı okuyucuya sundu. Eserleri, “Kayıp Kitaplar Kütüphanesi” başlığı altında Karakarga Yayınlarından çıkan ikili, en son T. Abdi’nin “Sergüzeşt-i Kalyopi” adlı eserini Latinize etti. Köken ve Kösebalaban, kitabın bilinenin aksine ilk macera romanımız olduğunu söylüyor. Bu gelişme edebiyat tarihi bilgilerini değiştireceğe benziyor. Biz de kendileriyle “ Kayıp Kitaplar Kütüphanesi” projelerini konuştuk…

- Birlikte Osmanlı son dönem edebiyatından eserleri tekrar gün yüzüne çıkarıyorsunuz. “Kayıp Kitaplar Kütüphanesi” fikri nasıl ortaya çıktı?
Bilge Kösebalaban (BK): Ben bir müzisyenim ama koleksiyon tutkum çocukluğuma dayanıyor. Koleksiyon işine aralarında Türkiye Çocuk dergisinin de olduğu dergileri toplayarak başladım. Son zamanlarda da Osmanlıca mizah dergilerini toplamaya başladım. Hatta Osmanlıca çalıştım. En sonunda Osmanlıca bilim kurgu eserleri araştırırken Merve Hanım’ın teziyle karşılaştım. Sosyal medyadan kendisiyle tanıştık. Derken birlikte çalışmaya başlayıp üç kitabı gün yüzüne çıkardık.
Merve Köken (MK): Zamanında popüler olsalar da Latin alfabesine geçildiği için unutulmuş eserleri bugüne kazandırmaya çalışıyoruz. İlk çevirdiğimiz eser, Osman Nuri Eralp’in “Başka Dünyalarda Canlı Mahlukat Var mıdır?” oldu. Osmanlının ilk uzay romanıydı. Şimdi üçüncü kitaba ulaştık.

TAZE BİLGİLER ÇIKIYOR
- Birlikte nasıl çalışıyorsunuz?
MK: Eserleri çeşitli yerlerde keşfediyoruz, sonra ben Türkçeye çeviriyorum, Bilge sadeleştiriyor.
BK: Bizimkisi bir merak. Çok kimsenin yapmadığı bu işi içten gelen bir arzuyla yapıyoruz. Belki bizim bulduğumuz da taze bilgiler çıkacak.

-Osmanlı döneminden daha keşfedilmeyi bekleyen çok eser var sanırım…
MK: Tanzimat döneminde bir sürü eser meydana getirilmiş. Unutulan da çok eser var. Biz ise vurucu olan eserleri arıyoruz.

TÜRK EDEBİYATININ İLKLERİ TARTIŞMALI
∂ Edebiyat tarihimizin ilkleri de kesin değil sanırım. Mesela siz bilinenin aksine ilk macera romanının “Hasan Mellah” değil, son tercüme ettiğiniz eser olan “Sergüzeşt-i Kalyopi” olduğunu söylüyorsunuz…                 

MK: Bir tez çürütülene kadar doğrudur. Bizim ilk yerli romanımız “Taaşuk-ı Talât ve Fitnat” 1872’te yazılmış, 1875 yılında basılmış. İlk macera romanı diye sunulan “Hasan Mellah” ise 1874’te basılmış.  Bizim çevirdiğimiz “Sergüzeşt-i Kalyopi” ise 1973’te basılmış. Bu belki bilinmiyordu. Daha önce eserin üzerinde çok çalışılmamış. Sanıyorum ilk başlarda eserin bir kurgu olduğuna inanılmamış.
BK: Tezlerde geçiyor ama ilk macera romanı olabileceği üzerinden durulmamış. Kronolojik olarak tarihî bilgileri değiştiren bir kitap.

YAZAR T. ABDİ’Yİ KİMSE BİLMİYOR
Kitabın nasıl bir olay örgüsü var?

MK: Eser, bir Rum kızı olan Kalyopi ve peşindeki Türk erkeğin macerasını anlatıyor. Eser, ıssız ada metaforunun kullanıldığı ilk romanımız aynı zamanda. Eserde iffet vurgusu çok yapılmış. Bakıldığında Tanzimat romanının özelliklerini taşıyor. Onlar Tanzimat romanıysa bu niçin bu olmasın!
BK: Issız adalarda geçen biraz “Leylâ ile Mecnun”u biraz da “Robison Crusoe” havasında bir eser. Fasikül fasikül basılmış. Zevkle okunan, naif bir üslubu var. Yazarı T. Abdi’nin de kim olduğu tam olarak bilinmiyor.  Tarihteki gizemli kalmış yazarlardan bir. Gayrimüslim mi, Müslüman mı öğrenemedik.

Esrarengiz  T. Abdi’nin kitabının ön sözündeki yerlilik vurgusu enteresan değil mi?
MK: Doğrusu ben kitabın ön sözünden çok etkilendim. Bir insanın pazardan değil de kendi bahçesinden meyve yemesi daha lezzetli olur diyor. Onun Batı’ya karşı “Bizim edebiyatımız” vurgusu önemli.

Bundan sonra yeni eserler keşfetmeye devam edecek misiniz?
BK: Osmanlıda bilim kurgu ve fantastik türde basılmış ama Latinize edilmemiş bazı eserler var. Fantastik türde, gençlerin ilgisini çekecek o eserleri bulup çıkamaya devam edeceğiz gibi görünüyor.