Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yakalama emri çıkmadan hemen önce Gürcistan'a oradan da Ukrayna'ya kaçtıkları bilinen Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın, Gürcistan'dan Ermenistan'a oradan da Almanya'ya kaçtıklarını açıkladı.
"EĞER ALMANYA VERMEZSE..."
Erdoğan, "Bana kaçacak diyenlerin Gürcistan'dan Ermenistan'a oradan da Almanya'ya kaçtığını görüyoruz. Şimdi Almanya'yı da göreceğiz. Öyle zannediyorum ki süratle bunlarla ilgili büyük ihtimalle kırmızı bülten çıkacaktır ve bu kırmızı bültenle beraber Almanya'yı da göreceğiz, bakalım ne yapacak  Oldu oldu, olmadığı takdirde Almanya, bizden herhangi bir suçluyu bundan sonra Tayyip Erdoğan imzasıyla isteyemez, alamaz, vermem. Herkes uluslararası hukukun gereği neyse bunu yerine getirecek, getirmediği takdirde biz de aynen mukabiliyle cevap veririz. Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları;
- Vesayetin her türüyle kesintisiz bir mücadele içerisinde olduk milletimizin bize hep istikametimizin çizmesini sağladık. Zihinlerdeki kirli planların ortaya döküldüğü ve ihanet şebekesinin topyekün harekete geçtiği bir ortamdayız. Resmi Cezayer seyahatine gittiğimde kaçıyor diyenlere soruyorum ne oldu bakın ben buradayım.
- Bu ihanet şebekesi karşısında sessiz kalan herkes bu suça ortak olmaktadır devir tarafsız kalma devri değildir. Yalan ve iftira makinesine dönüşen bu şebekeye destek veren herkes Türkiye'nin önünü kesmeye ortaktır. Yıpratma amaçlı iddialar ve oyunlar karşısında sessiz kalırsam sorumluluğumu yerine getirmemiş olurum.
- İnanıyorum ki milletimiz bu yaşananların hesabını sorumlularından soracaktır. Bu millet ayağa kalktığında tam kalkar. Son zamanlarda yaptığımız operasyonlarda çok ciddi bedel ödetiyoruz. Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak. Hiç kimse 780 bin km'lik bu vatan toprağında bir operasyon yapmayı düşünmesin bunun bedelini ağır öder.
- Cumhurbaşkanı elbette Anayasa'da sınırları çizilen yetkiler çerçevesinde ama doğrudan millete karşı sorumlu olarak görevini yürütmek durumundadır. Bu makamda kim oturursa otursun yapacağı budur. İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye'nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir Anayasa ile netleştirilmesi, kesinleştirilmesidir. Hem buna engel olup hem de 'Cumhurbaşkanı her şeye karışıyor' demek, yağmur altında yürürken ıslanmaktan şikayet etmekten farksızdır.