Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, "Bu anayasanın gerçekten A’dan Z’ye çok ciddi bir şekilde değiştirilmesi lazım. Bu anlamda başkanlık sistemini söylüyoruz." dedi.

 Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, TGRT Haber’de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

 Kurtulmuş, AK Parti’nin yeni anayasa çalışması konusundaki bir soru üzerine, AK Parti hükümetleri ile Türkiye’de reform süreci yaşandığını belirtti.

Reformlar içerisinde eksik kalan önemli bir ayağın da anayasal reform olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi:

"Maalesef bu, Türkiye’de çok net bir şekilde tartışılamadı. Bazıları bunu sadece başkanlık sistemi ile kısıtlı olarak görüyorlar. Hayır, öyle değil. Darbenin getirdiği 1982 Anayasası'nın, hatta 1961’in devamı olarak görmemiz lazım, aslında Türkiye’de darbeler sürecinin bir ana çerçevesidir. Türkiye’de millet ne oy alırsa alsın, hangi iktidar ne kadar güçlü olursa olsun, aslında tanımlanmamış başka bir iktidarın ana çerçevesini çizen, bürokratik oligarşinin iktidarını pekiştirmek üzere oluşmuş bir anayasa var. Bu anayasanın gerçekten A’dan Z’ye çok ciddi bir şekilde değiştirilmesi lazım. Bu anlamda da yeni bir reformun ana maddelerinden birisi olarak anayasayı görmek lazım. Güçler ayrımı prensibinin tam manasıyla pekiştirilmesi, hala anayasanın içerisinde gizli bir şekilde duran, şu anda gücü azalsa bile güçlendiği zaman milletin iradesine karşı canavarca harekete geçme kabiliyeti olan bir bürokratik oligarşi, anayasal olarak tanımlanmış olan bir yapı var. Bütün bunların hepsinin ortadan kaldırılması, bu anlamda Türkiye’de hızlı bir yürütmenin ortaya çıkabilmesi için başkanlık sistemini söylüyoruz."

"Rejim değil, sistem değişikliğinden bahsediyoruz"

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlık sistemine ilişkin, "Böyle bir sistemi kan dökmeden gerçekleştiremezsiniz" sözlerinin hatırlatılması üzerine, "Buradaki temel mesele, 2007’deki anayasa değişikliğinden sonra, 10 Ağustos 2014’te ilk anayasa oylamasıyla birlikte halkın doğrudan doğruya cumhurbaşkanını seçmesinden sonra, Türkiye’de aslında bir sistem değişikliğinin adımı atıldı. Böyle bakıldığı zaman sistem değişikliği yapılmış oldu." dedi.

CHP’nin, "Rejim değişikliği olacak" iddiasına ilişkin de Kurtulmuş, "Meclis’teki konuşmamda da söyledim. Ben ısrarla bu yanılgıdan CHP’yi kurtarmak için dedim ki 'Rejim değil, sistem değişikliğinden bahsediyoruz.' CHP’nin sözcüsü arkadaşlarımız da 'Evet, biz de Numan Bey’in kastettiğini söylüyoruz.' dediler." değerlendirmesini yaptı.

"İlanihaye Türkiye gündemini, anayasa değişikliği meselesiyle işgal edemeyiz"

Numan Kurtulmuş, "Yeni anayasa değişikliği ne zaman TBMM’ye gelecek?" sorusuna, "Şu gün, bugün gelir diyemem, demem bunu. Ama nihayetinde siyaset, şartların oluşması olgunlaşması meselesidir. Ama ilanihaye Türkiye gündemini, anayasa değişikliği meselesiyle işgal edemeyiz." yanıtını verdi.

"O olmazsa mı partili cumhurbaşkanlığı ya da yarı başkanlık sistemini getireceksiniz?" sorusu üzerine de Kurtulmuş, "Bu tartışma zemininin TBMM’de oluşup oluşmayacağı şartlarına bağlıdır. Dolayısıyla bizim önceliğimiz, başkanlık sistemidir. Buna bakarız, bunu gündeme getiririz, ondan sonra bakarız." diye konuştu.

"Asla başka bir partinin gücü ya da zaafı üzerine siyaset belirlemeyiz"

"AK Parti’nin, MHP’nin kurultay sürecini beklediği, MHP’deki gelişmelere göre bir durum ya da vaziyet aldığı doğru mu?" sorusu üzerine Kurtulmuş, şöyle konuştu:

"Hayır, asla doğru değil. Çünkü partilerin şu andaki durumlarıyla bizim konuştuğumuz konunun hiçbir ilgisi yoktur. Kaldı ki biz parti olarak asla başka bir partinin gücü ya da zaafı üzerine siyaset belirlemeyiz. O zaman yarı yolda kalırsınız. Dolayısıyla biz önce kendi gücümüzü, milletin bize seçimde verdiği gücü, arkasından kamuoyundaki ve parlamentoda olacak havayı iyi yönetmek ve bunların sonucu olarak nihayetinde parlamentoya bir anayasa değişiklik teklifi geldiği zaman burada partiler grup kararı alamıyor, milletvekilleri kendileri bireysel oylarını veriyorlar."

Bir başka partinin iç işleriyle ilgili hiçbir şey söylemeyeceğini vurgulayan Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ama Türkiye’nin siyasi gündemi o kadar değişiyor ki özellikle 7 Haziran seçiminden sonra Türkiye’de çok ciddi devam eden bir terörle mücadele var. Bu, Türkiye’nin artık önemli ve en temel sorunu haline geldi. Her gün evlatlarımız şehit oluyor. Yüzlerce insan ölüyor. Bu tablo içerisinde Türkiye’nin birliğini, dirliğini koruma hissiyatı, siyasette birçok siyasi partinin içindeki bireyler için söylüyorum, belki birçok diğer siyasi faktörden daha önemli hale geldi. Dolayısıyla biraz da buradan bakmak lazım. MHP’nin 7 Temmuz öncesinde CHP’ye yakın durması ama 22 Temmuz sonrasındaki MHP ve CHP içerisindeki bazı kişilerin bu anlamda gerçekten görüşlerini revize etme durumunda kalmaları önemli bir gelişmedir, Türkiye siyaseti bakımından. Bunun pratik sonucunu da görüyoruz. Dokunulmazlıkların kaldırılması..."

"Bölgedeki vicdan sahibi bütün insanların, bu realitenin farkına varması lazım"

"Ne Irak ne de Suriye kaldı. Bu açıdan bakılacak olursa ne öngörülüyor? Siz MGK'da konuşuyorsunuz ama biz ne bekliyoruz, ne yapacağız?" şeklindeki soru üzerine Kurtulmuş, şöyle dedi:

“Büyük resim, bu bölgede mezhebi ve etnik farklılıklar üzerinden var olan siyasi gerilimleri artırmak, var olan fay hatlarını daha da derinleştirmektir. Böyle olması, bu coğrafya, dışarıdan müdahale eden herkesin işine gelir. Amerika'nın da işine gelir, Rusya'nın da işine gelir, diğer güçlerin de işine gelir ama sadece bölge halkının işine gelmez. İşte görüyorsunuz her gün bir yerde bombalar patlıyor, ölen ya Sünni’dir ya Şii’dir, ölen ya Arap'tır ya Türk'tür ya Kürt'tür ya da İranlıdır yani bu bölge halklarıdır. Bir kere bölgedeki bütün halkların siyasete kafası çalışan, vicdan sahibi bütün insanların, siyasetteki bütün güç merkezlerinin bu realitenin farkına varması lazım. Yani bu dışarıdan gelen terör örgütleri dahil olarak söylüyorum, dışarıdan gelen bütün bu unsurların hepsi gün gelir geldikleri yere geri giderler. Ama biz halklar olarak burada kıyamete kadar yaşayacağız. Dolayısıyla bizim ana resmi bu şekilde görmek mecburiyetimiz var. Biz böyle görüyoruz. İkinci Sykes Picot diyerek altını çizerek anlattığımız şey budur."

"Kalıcı husumetler oluşturulmaya çalışılıyor"

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, bir kere daha bir asır evvel yarım kalmış olan hesabı birilerinin görmeye ve tamamlamaya çalıştığını belirtti. Çatışmaları daha fazla derinleştirip, buradan halklar arasında kalıcı husumetler oluşturmaya çalışıldığına işaret eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:

"Biz de bunun tam tersini yapacağız. Sorunlarımız var, devasa anlaşmazlıklarımız var. Gerçekten devasa bir şekilde, belki çatışma ortamında olacak olan farklılıklarımız var ama bütün bölgedeki siyaset yapan unsurları, müzakereye ve rızaya dayalı bir müzakere sürecine, bütün sorunları konuşabileceğimiz, bütün sorunları tartışabileceğimiz, ilgili bütün tarafların işin içerisinde olduğu rızaya dayalı bir müzakere sürecinin kapısını açmak zorundayız. Bu anlamda Türkiye de dış politikasını güncellemek mecburiyetinde. Örnek olarak söylüyorum, yani Suriye'deki bu çatışma ortamında, Türkiye artık başından beri bunu söylüyor, gücü tek başına yetmiyor ama bunu daha yüksek sesle söyleyerek ilgili bütün tarafların işin içerisinde olduğu, Suriye halkının istediği ve bütün grupların temsil edildiği bir geçiş süreci ile birlikte Suriye'de bir demokrasinin kurulması, aynı şekilde Kuzey Irak merkezi hükümeti arasındaki bazı çözümsüzlüklerin, bazı çatışmaların müzakere üzerinden yeniden gözden geçirilmesi, bu coğrafyadaki bütün bu tartışmaların bu perspektifle ortadan kaldırılması... En doğru yol budur.

Şu ana kadar çatışmacı olanlar, kavgacı olanlar, savaştan yana olanlar ne yazık ki kazanıyor. Siyaset olarak söylüyorum, militanları kastetmiyorum burada. Açıkça söyleyeyim, örgütleri bu anlamda belki daha az suçlamak lazım. Esas burada bu siyaseti üretenler daha büyük suçludur. İnsanlık suçlarını esas onlar işliyor. Dolayısıyla bu kapının açılması, bölgede karşılıklı olarak Suriye'de ilgili taraflar, kimler, 8-10 farklı taraf gelir, oturur, bir uluslararası gözlemci heyetinin gözetiminde bu süreç aşılır ve inşallah Suriye'de bir barış süreci olur."