İSMAİL KAPAN
LONDRA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Londra’da gerçekleşen Dörtlü Zirve’den diğer liderlerin de memnun ayrıldığını belirterek, “Gerek Almanya Başbakanı Merkel, gerek Fransa Cumhurbaşkanı Macron… Tabii hepsinden öte İngiltere Başbakanı Johnson o bu işe çok önem veriyor. Bu Dörtlü Zirve’yi en az yılda bir kez yapmayı karara bağladık. Şimdi ikinci zirveyi de Şubat ayında İstanbul’da yapacağız” dedi.
NATO Zirvesi’nde gazetecilerin gündeme dair sorularını cevaplandıran Cumhurbaşkanı Erdoğan özetle şunları kaydetti:
“NATO’nun 70. yılını kutladığımız Liderler Zirvesini başarıyla tamamlamış bulunuyoruz. Biliyorsunuz Türkiye, İngiltere, Almanya, Fransa olarak bir de Dörtlü Zirve gerçekleştirdik. Bu Dörtlü Zirvede de bu konuların yanı sıra özellikle Suriye’deki Barış Pınarı Harekâtı’nı etraflıca ele aldık. Burada kendilerine hazırlamış olduğum belgeleri, bilgileri takdim ettim. Bunun daha da ötesinde üzerinde durdukları bir konu var; “buradan ne zaman çıkacaksınız?” Biz de kendilerine “Peki sizin burada ne işiniz var?” diye soruyoruz. “Sınırınız mı var burada?” Yok. “Peki size karşı taciz mi var?” Yok. “Taarruz mu var?” Yok. “Peki, ne işiniz var burada?” Bizim burada 911 kilometre sınırımız var. Tacizse bize, taarruzsa bize... Bizler şehitler veriyoruz. “Sizin herhangi bir can kaybınız, yaralınız var mı?” Yok. “Peki burada ne işiniz var?” “Bize bu soruyu sorma hakkını nereden elde ediyorsunuz?” “Bakın” dedim, “Çok açık ve net söylüyorum; Tel Abyad ve Resülayn’da -malum buranın uzunluğu 420 kilometre, derinliği 32 kilometre- belirlenen o barışı tesis etmeden buraları terk etmemiz mümkün değil. Çünkü biz buraya bir barış için girdik ve bu barışı burada tesis edeceğiz. Peki bunların güvenliği ne olacak? O da yine bizim sorumluluğumuzda. Eğer sizler de burada rol alırsanız beraberce buranın lojistiği olarak bu güvenliği de tesis ederiz.” Daha önce bunu Sayın Obama ile de konuştuk. Diğer koalisyon güçleriyle konuştuk. “Hatta siz hava destekli lojistiği sağlayın, güvenliği sağlayın, biz burada DEAŞ’a karşı da diğer terör örgütlerine karşı da bu mücadeleyi veririz” dedik.
Ayrıca şunu da söyledik; “Bizim üzüntümüz şudur ki siz maalesef terör örgütü YPG-PYD ile berabersiniz ve ‘Bunlarla DEAŞ’ı yok ettik’ diyorsunuz. Kusura bakmayın DEAŞ’ı yok ettiğiniz falan yok. DEAŞ yine bulunduğu yerlerde. Biz ispatlı konuşuyoruz. El-Bab’da 3 bini aşkın DEAŞ’lıyı biz daha ilk harekâtta, Zeytin Dalı Operasyonunda etkisiz hâle getirdik. Ondan sonra gerek Afrin’de gerek buralarda yaptığımız operasyonlarda binlerce DEAŞ’lıyı etkisiz hâle getirdik. Şu anda bizim cezaevlerimizde DEAŞ’lılar var. Hâlâ toplamaya devam ediyoruz. 7 bini aşkın DEAŞ’lıyı biz derdest ettik. Ülkelerine geri gönderiyoruz.” Bakın Bağdadi’nin öldürülmesiyle ilgili övünüyorlar. “Biz de Bağdadi’nin en yakınlarını yakaladık. Bunlar şimdi bizim geri gönderme merkezlerimizde bulunuyor. Biz bu noktadayız. Siz bunları hiç masaya yatırmıyorsunuz.” dedik.
Yunanistan Başbakanı Miçotakis’le de bunu konuştuk. “Sen göçten yana sıkıntılarım var diyorsun, ben ne yapabilirim diyorsun. İlk etapta bunu yapman lazım. AB üyesisin. Bu konu ile ilgili gayretlerini ortaya koy ve sen AB ülkelerini sıkıştır.” diyerek bu konuyu onunla da işledik. Özellikle İspanya ile yaptığımız görüşme çok verimli geçti. Yakın zamanda İspanya Başbakanı Sanchez, bir Türkiye ziyareti gerçekleştirecek.

Macron “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” demişti. Siz de kendisine “önce sen kendi beyin ölümünü kontrol ettir” demiştiniz. Oldukça bozulmuş. Buraya geldiği gibi Trump’la görüşmesinde de Türkiye hakkında birtakım açıklamalar yaptı. S-400’ler konusunu gündeme getirdi ama Trump bile Türkiye’yi korudu, Obama’yı suçladı. Dörtlü Zirve’de Macron’un nasıl bir tavrı vardı?  
Macron ile bu konulara hiç girmedik. Ama tabi Sayın Trump ile görüşmesinde Sayın Trump’ın hakikatin yanında yer alması gerçekten manidardı.

Dörtlü Zirve’den sonra Trump’la yaptığınız görüşmede YPG konusunda bir ilerleme oldu mu?
NATO Zirvesi’nde yapılan açıklamalara, konuşmalara bakıldığı zaman hepsi de teröre karşı olduklarını söylüyor. Ama iş başa düştüğünde buna karşı bir mücadeleyi ortaya koyma maalesef olmuyor. Temenni ederiz ki, bundan sonraki süreçte bunları yaşamayız. Herkes sözünün arkasında durursa o zaman tabi terörle mücadelede işimiz çok daha kolay olacak. Her zaman söylüyorum; biz Türkiye olarak bir kabile devleti değiliz. Güçlü bir asker yapımız var. Güçlü bir polis yapımız var. Bütün bunlarla birlikte son iki yıl içerisinde çok ciddi operasyonlara imza attık. Terörle mücadelede bunların inlerine girdik. Ciddi manada silkeliyoruz. Daha da devam edecek.  
Dün akşam Sayın Miçotakis ile de görüşürken dedik ki “Bakın bu DHKP-C, PKK/YPG, FETÖ mensupları devamlı size geliyorlar ve aldığımız istihbaratta da Syriza bunların sığınma odağı yeri. Dolayısıyla bunlara karşı biz sizden tavır almanızı bekliyoruz, destek bekliyoruz. Ki bu destek bilesiniz ki bizim de size karşı olan desteğimizi arttıracaktır. Göç konusunda daha olumlu davranmamızın önünü açacaktır.

BİR ÜLKE DESTEK VERDİ
Güvenli bölge konusunda maalesef ülkelerin duyarsızlığı devam ediyor. İsim vermeyeceğim, sadece bir ülke “Bu konuda biz size gerekli desteği vereceğiz” dedi. Biz de diyoruz ki en azından biz imkânlarımız çerçevesinde Tel Abyad ve Resülayn arasındaki bölgede bir çalışma başlatalım. Bu çalışmayla ortaya bir mülteciler şehri çıkartalım.

HAK YERİNİ BULUYOR
Libya mutabakatı NATO zirvesinde gündeme geldi mi? Bundan sonraki süreçte Doğu Akdeniz politikasında neler olacak?  

Libya mutabakat muhtırasıyla ilgili karşı taraf tabi bundan rahatsız. Hakları olmayan şeyleri hak edinme durumuna geçenler böyle bir durum olunca tabi sıkıntıya girdiler. Tabi başta Yunanistan olmak üzere Mısır, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail rahatsız olduğu gibi Avrupa Birliği’ni de tahrik ediyorlar. Şimdi Dörtlü Zirve’de de Fransa ve Almanya da bu konunun üzerinde durdu. Biz gerekli açıklamaları yapınca da gene tabi Fransa maalesef bu işte hâlâ rahatsızlığını devam ettiriyor. Ondan sonra dedim ki “Sen niye bunun üzerinde bu kadar duruyorsun? Burada senin bir hakkın var mı? Buranın garantör ülkesi Türkiye’dir, garantör ülkesi Yunanistan’dır, İngiltere’dir. Peki sen nereden buraya giriyorsun?
Tabi şu anda özellikle de hak yerini bulma yolunda yürüyor. Bu onları rahatsız ediyor. Türkiye kabile devleti değil. Bizim yıllara sari, ta Osmanlı’ya dayanan bir birikimimiz var. Bu yapılanlar uluslararası deniz hukukuna da kesinlikle uygundur. Dolayısıyla bundan da taviz vermek söz konusu değil. Adımlarımız buna göre atılıyor. Şu anda da Libya’daki meşru hükümet yeter ki ayakları üzerinde dik durduktan, sağlam durduktan sonra bu atılan adım yerini bulacaktır. 

ONLAR İZLİYOR BİZ OYNUYORUZ
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz “Libya’yla yapılan bu mutabakat yeni tartışmaları da beraberinde getirir” dedi, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok doğru söylemiş. Bütün bu tartışmaların veya mutabakat metinlerinin adı anlaşma mı olsun mutabakat metni mi olsun; bunların hepsinin güncellemesi lazım. O gelip geçen -kusura bakmasınlar- monşerler var ya onlardan bu ülke çok çekti. Ama biz o monşerlere bu işi bırakmayacağız. Kusura bakmasınlar. Adam gibi adam olup bu ülkenin hukukunu savunanlar, başımız gözümüz üstüne. Tartışmaları getirirmiş götürürmüş, onlar bizi hiç ilgilendirmiyor. Biz ne tartışmalardan geldik geçtik. Onlar izliyor tribünde, biz sahada futbol oynuyoruz. 

ŞARTLI “EVET” DEDİK
Bir gün YPG ile mücadele noktasında Türkiye güvenlik kaygıları nedeniyle NATO’yu somut iş birliğine yani göreve çağırırsa sizce tavır ne olur? Bir de bugün çıkan bildiri sizi tatmin etti mi? Türkiye’nin bu konudaki kaygılarını yeterince anladılar mı sizce?

Şimdi ihtimaller üzerinden konuşursak da haksızlık olur. Şu anda ortada bir yazılı beyan varsa bu yazılı beyan onları da bağlar, bir yerde bizi de bağlar. Ama biz ne yapacağız? Bunlar bizim ortağımızdır, ortağa güveneceğiz. Herhangi bir sıkıntı olduğu zaman da kendileri ile ilişkilerimizi geliştireceğiz. Şahsen NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, bu süreç içerisinde gerçekten samimi açıklamalar yapmış ve bununla tabi bizim de gönlümüzü kazanmıştır.
Polonya ve Baltık ülkeleriyle ilgili biliyorsunuz dün gece bir adım attık. Gerek Stoltenberg gerek Macron gerek Merkel gerek Polonya Cumhurbaşkanı daha önce hepsi aradılar bizden bu konuda destek istediler. Arkadaşlarımla yaptığım görüşmelerden sonra da biz de bu işe evet dedik ama terörle mücadelede siz de bizi yalnız bırakmayacaksınız. 

Niye evet dedik? YPG’nin terör örgütü olarak tanınması konusunda bir teminat aldık mı?
Orada konsey komisyon meselesi var. Bu konsey komisyon toplantısı ile ilgili o döneme kadar zaten bu işin şu anda geçerliliği adeta yok gibi. Süreç başlamıştır. Daha sonra altı aylık periyodu var. Bu altı aylık süreç işlerken böyle bir olay vuku bulduğu anda da burada başta NATO Genel Sekreteri’miz olmak üzere hepsi devreye girerek bu işi tekrar yoluna rayına sokma şanslarına sahipler. Bu noktada bizi aşırı derecede bağlayıcı bir şey yok

Dörtlü Zirvede sivillere yönelik saldırıların durdurulması biçiminde ortak bir sonuç bildirildi. Peki Barış Pınarı ile Türkiye’nin kontrol ettiği bölgelerde sivilleri hedef alan katliamları oldu. Sivillere yönelik bu saldırılara karşı bu ülkeler ne yapmayı düşünüyor?
O bölgelerdeki saldırılar terör örgütünün yanı sıra rejimin yapmış olduğu faaliyetler neticesinde de oluyor. İdlib’de de benzer şeyler oluyor. Tabi biz bunların uyarısını, ikazını yapıyoruz. Biliyorsunuz gerek bizim gerekse Rusya’nın, karşılıklı olarak heyetlerimiz var. Bu heyetler sürekli görüşme hâlindeler. Bu tür şeylerde karşılıklı uyarılar yapıyorlar. Eğer onları rahatsız edecek olan bir şey İdlib’deki muhalefet cephesinden olmuşsa, onlar bize bunu duyuruyorlar ve burada hemen bir arabuluculuk yapıp bu işi düzenleme yoluna gidiyoruz. Biz de gerek Dışişleri Bakanı’mıza gerek Savunma Bakanımıza gerek istihbarata diyoruz ki hemen muhataplarınızla bu görüşmeleri yapın, bu işin önünü alalım. Olmadı tekrar Sayın Putin ile bu işi görüşelim.

ADİL ÖKSÜZ YAKIN TAKİP ALTINDA
FETÖ firarisi Adil Öksüz ile ilgili bir gelişme var mı? Nerede olduğunun tespiti ve iadesiyle ilgili süreç nasıl işliyor?

Malum, şu anda tabi bunlar değişik ülkelerde seyrüseferdeler, dolaşıyorlar. Bakıyorsun sesi Belçika’dan geliyor, bir bakıyorsun Yunanistan’dan geliyor, bakıyorsunuz Almanya’dan geliyor, değişik yerlerde dolaşıyorlar. Aslında işte bölücü terör örgütünün başı nasıl getirildiyse bunları da böyle bir operasyonla getirme durumu söz konusu olursa şüphesiz ki iş çok daha rahat olacak. Görüşme yaptığımız devletler var. Bazen adreslerine varıncaya kadar istihbarat örgütümüz kendilerine veriyor. İçişleri Teşkilatımız, İstihbarat Teşkilatımız bunları alıp getirme imkânına sahip. Ta Afrika’nın ücra köşelerinden alıp geldiğimiz gibi. Durmuyoruz. 

Böyle bir ihtimal olabilir mi?
Olabilir.

İsim verebilir misiniz? Mesela Almanya?
İsim istemeyin. Şu anda zaten bunların en çoğunluk olduğu yer Almanya.