Milli Takımı’mıza desteğe eyvallah, buna şapka çıkarırız...
 
Ne var ki, Yunanistan marşı çalınırken, ıslıklamak da neyin nesi!
 
Peki, Fransa’daki katliamda ölen insanlar için yapılan saygı duruşundaki olumsuz tavrınıza ne demeli! Arkadaşlar bu insani bir duygudur, olmadı, size hiç mi hiç yakıştıramadık!
 
Aferin kaptan Arda’ya... Özellikle konuk takımın marşının ıslıklanmasından o da rahatsız oldu, tribünleri el işaretleriyle susturdu. Bir kaptanın duyarlılığına bakın, bir de kendinize.
 
Terim, yarışmacı, hep zirveyi kovalayan, şartlar ne olursa asla ‘pes’ etmeyen bir hocadır... Yarışırken, büyük hedefleri kovalıyorsanız ki öyle, kalkıp Milli Takım’da asla köklü değişime gidemezsiniz. Nitekim, milliler Fransa’ya adını yazdırırken, Terim ay-yıldızlı ekipteki montajlara da hız verdi. Finallerde mücadele edecek ekibimizin çekirdek kadrosu üç aşağı beş yukarı belli.
 
Bugünlerde Yunus Mallı, Çağlar Söyüncü, Ahmet Çalık, Kaan Ayhan, Okay Yokuşlu va Atınç Nukan gibi gelecek adına ümit veren gençler Terim’in kantarında yerlerini aldılar.
 
Haziran’a kadar hazırlık maçlarına devam edeceğiz... Böylesi hazırlık maçları yeni adaylar için müthiş bir fırsattır. Finaller büyük bir vitrindir arkadaşlar. O havayı solumak bile şanstır, bilesiniz. Efendim, Katar’ı yendik, Yunanistan’ı konuk ettik... Doğrusu ilk yarıda baskı kurmaya çalıştık, ne var ki, bu baskıyı pozisyon üretimine yansıtamadık. Pas trafiğinde iyiydik, ancak üçüncü bölgede çoğalamadık, pozisyon girişimlerimiz de rakip savunma duvarını aşmaya yetmedi.
 
Buna karşın, baskı kurmaya çalışan, oyun disiplinini koruyan, kazanmayı isteyen bizdik. Nitekim, ikinci bölümde oyunu tamamen yarı alana yıktık. Arda ile net bir pozisyon yakaladık, ama kaleciyi geçemedik. Yunanistan mı? Savunmaya yaslandı, kontrataklarla gol aramayı denedi, biz de o fırsatı vermedik, hepsi o kadar.
 
Asla kötü oynamadık, rakibe oranla daha iyiydik, tek eksiğimiz goldü... Bitiş düdüğüne kadar hazırlık maçı olmasına karşın galibiyeti kovalıyorsak ki öyle, bu ekip eleştirilmez, alkışlanır bizim penceremizden.

A Milli Takım'daki ilk maçına çıkan Ahmet Çalık, performansıyla otoritelerin övgüsünü kazandı.

Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, Ahmet için, "Aferin ona ilk milli maçı olmasına rağmen kusursuz oynadı. Mehmet Topal ile iyi uyum sağladı. İnşallah eksiklerini gidererek ileride daha da iyi olacak” değerlendirmesi yaptı. Spor yazarı Uğur Meleke de yazısında genç ismi övdü...
 

1995 ruhu - Uğur Meleke

Haziran’da başlayacak bir turnuvaya 8 ay kala yapılan hazırlık maçlarının sadece şampiyona provası olmasını beklemek yersiz. Katar ve Yunanistan önüne pek tabii ki ideal 11’lerimizle çıkmadık, pek tabii ki kadroyu genişletme denemeleri yaptık. Terim de Löw de Deschamps da, Mayıs’ta ellerinde 30 değil 40’lık bir seçenek havuzu olsun isterler ve Kasım takvimini bu amaçla değerlendirdiler. Rakip Yunanistan belki FIFA sıralamasında ağır bir düşüşte ama kadro kaliteleri puan durumundaki yerlerinin çok üstünde: İlk 11’lerinde 4 Serie A, 2 Bundesliga, 1 Premier Lig oyuncusu... Bizim iki Şampiyonlar Ligi oyuncumuz varken onlarda bu sayı 6 idi dün. Ve Skibbe yönetimindeki ilk ciddi sınavlarında kadro kalitelerine daha yakın bir oyun oynadılar bence.
 
Dünkü Yunanistan’ın son 2 yıla göre çok daha kompakt gözüktüğü ve maçı bilinçli öldürdüğü düşünülürse, bu müsabaka skordan bağımsız gayet iyi bir testti ulusal takım için. Öncelikle stoperde Mehmet-Ahmet denemesi faydalıydı. Bir hazırlık maçında bir ön liberonun stoperde denenme nedeni, turnuvada Serdar-Hakan-Semih aynı anda sakatsa kullanılacak alternatifin testiydi. Ahmet de müthiş bir ilk maç oynayınca, soğukkanlılığı ve zekasıyla 40 yıllık ay-yıldızlı gibi davranınca daha da verimli oldu bu deneme.
 
Rakip kornerlerde alan savunması yapmamızsa bence riskli; çünkü siz durup bekliyorsunuz ve koşarak arkadan gelen rakip her zaman avantajlı oluyor. Ama bizim attığımız kornerlerdeki planlarımız gayet umut vericiydi: Gerek Hakan’ın direkt kaleye attığı sert kornerler, gerek paslaşarak rakip duruşu bozma girişimleri iyiydi. Milli takımın bir başka dikkat çekici karakteristiği de hücuma sürekli katılan beklerinin neredeyse hiç orta yapmaması, hep ceza sahasına yerden pas denemesi. Bu kadar yetenekli şutör, Hakan-Oğuzhan-Arda-Yunus bir aradayken kenardan geriye yerden pas yapmak da bence kadro karakterimize çok uygun.
 
20 yıl sonra
 
Tüm bu teknik detaylardan daha önemlisiyse şu: Ben bu takımda 1995 ruhunu görmeye başladım yavaş yavaş. Abisiz, kavgasız... Lidersiz, gerilimsiz, sevimli bir grup. Her maça galibiyet için çıkan, her an kazanacakmış hissi veren bir grup. Ben en son bu hissi Euro’96 öncesi takımında görmüştüm sanırım. Yirmi yıl sonra bu kokuyu tekrar almak sevindirici.
 

Futbolda yeniden altın kuşak - Attila Gökçe
 
Sanki tarih tekerrür ediyor. 1996’da, ilk defa Avrupa Futbol Şampiyonası’na katılma hakkı elde eden Milli Takım, yakın gelecekte büyük başarıların müjdesini vermeye hazırlanıyor.
 
Evet, 1996’da İngiltere’de katıldıkları ilk şampiyonada Hırvatistan, Portekiz ve Danimarka karşısında tutunamamış, tek gol bile atamadan gruplardan geri dönmüşlerdi. Rüştü, Recep Çetin, Hakan Şükür, Ertuğrul Sağlam, Bülent Korkmaz, Alpay Özalan, Ogün, Abdullah, Saffet Sancaklı, Sergen, Tugay, Tayfun Korkut ve Arif Erdem’in yer aldığı o unutulmaz kadro, daha sonra yükselerek yoluna devam etti. 2000’de Galatasaray’la gelen UEFA Kupası ve Avrupa Şampiyonası’ndaki çeyrek final başarısı futbolumuzun uluslararası arenada değerini artırdı. Sonradan kadroya katılan Okan, Suat, Emre’lerle 2002 Dünya Kupası’ndaki üçüncülük, Türkiye’nin FIFA’da yedinci sıraya kadar yükselmesine yol açtı.
 
Umutlu gelecek
 

Arada geçen yıllarda iki Avrupa Şampiyonası, üç Dünya Kupası’nı pas geçtik. İstikrarsız, dengesiz ve başarısız dönemler geçirdik. O süreçte unutulmaz maçlarla Euro 2008’de yarı final oynamak, başarıda sürekliliği getirmedi.
 
Bugün, tarih tekerrür ediyor derken, yeni bir kuşağın başarısına tanıklık ettiğimizi görüyorum.
 
Fatih Terim ve takımı, çoğumuzun umutlarını budayan talihsiz başlangıç maçlarından sonra peşpeşe kazandığı puanlarla (ve elbette şansının da katkısıyla) Euro 2016’ya doğrudan katılma hakkını elde ederken, gelecek adına da umut veriyor.
 
Arda Turan gibi uluslararası kariyerini Barcelona ile zirveye taşıyan, Selçuk gibi iki yıl içinde muhteşem bir dönüşümle “enternasyonal” klasa yükselen, Hakan Çalhanoğlu, Gökhan Töre, Burak Yılmaz, Oğuzhan Özyakup, Serdar Aziz, Şener Özbayrak, Yunus Mallı ile  bir anda göz kamaştıran bu kadro bugün geldiği noktadan daha fazlasını vaadediyor bizlere. O “daha fazla” kuşkusuz 2018 Dünya Kupası’dır. Rusya’da yapılacak finallere “şanslı” bir grup kurasıyla göz kırpmaktadır Milli Takım. Hırvtistan, Finlandiya, İzlanda ve Ukrayna ile buluştuğumuz gruptan çıkmak için artık liderliği hedef almalıyız. İkinci sıra, Dünya Kupası için bize en çok play off bileti verebilir. O biletlerin de garantisi olmadığını çok iyi öğrendik. İkincilik -tıpkı olimpiyat gümüşü gibi- bizim “kerhen” razı olabileceğimiz bir sonuçtur.
 
Milli Takım’dan yakın gelecekte nokta başarılar beklemiyoruz. Avrupa’da final, finalde şampiyonluk elbette bizi mutlu eder. Ne var ki o başarılara ulaşmak için öncelikle “sürdürülebilir” katılım becerileri kazanmalı, devamlılıkla yenilenerek ve gelişerek yolumuza devam etmeliyiz.
 
Bugünkü Milli Takım kadrosunun bize yeni bir “altın kuşak” müjdesi vermeye hazırlandığını düşünüyorum. Yeter ki 2004’de yaptığımız hataları tekrarlamayalım. Yeter ki yabancıları kucaklayan Süper Lig’imizde kendi çocuklarımıza da kucak açalım!
 
Sporda küresel temizlik
 

Önce FIFA’da, sonra da IAAF’de patlayan bombalar, endüstriyel sporun milyar euroluk bütçeler ve milyonluk rüşvetlerle nasıl kirlendiğini ortaya koydu.
 
Sepp Blatter, anlaşıldı ki o kirli bataklıkta yalnız değildir... Düne kadar futbolda herkese temiz ideallerle baba nasihatı vermeye kalkan, kulüplere fair play ayarı çeken  UEFA Başkanı Platini de soruşturmaların odağındadır. Atletizmde Rusya’nın dışlanmasıyla sonuçlanan büyük doping skandalı, eski başkan Lamine Diack’ın rüşvet soruşturmasıyla ifadeye çağrılması tüyler ürperten öyküler içeriyor.
 
Endüstriyel sporun pislikten arındırılması için tek çare Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin duruma el koyması ve etik kodları yeniden öne çıkarmasıdır. Neden IOC, derseniz... Onlar yıllar önce kendilerini arındırdı da ondan!
 

Tempo sorunu - Mehmet Ayan
 
Fatih hoca sahaya Katar maçı sonrasında ilk idman olan pazar akşamı antrenmanındaki çift kalenin as 11’yle çıktı. Cenk’in arkasındaki 5’li oyunun merkezi... İsmail ve Gökhan’a derinlik kazandıranlar da onlar, kaleyi gören noktalarda kümelenenler de… İlk yarı İsmail’den beklenen hücum katkısını alamayan Milli Takım sağdan Arda-Gökhan’la atakçıklar geliştirdi. Atakçıklar diyorum, 15-45 arası oyunda üstün, sette mahir, alan daraltmada başarılı olmakla birlikte atak sonlandırma sorunumuz vardı. Bunda Olcay’ın bazen sarsaklaşma, Cenk’in de yalnız kalmasının etkisi büyüktü.
 
EMRE İÇİN ÖMRÜM YETMEYECEK
 

2. yarıya bıraktığımız yerden yine topa sahip görüntümüzle başladık. Kale önüne daha çok gelebildiğimiz bu 45’te, 54’teki Arda tehlikesi tribünleri ilk kez ayağa kaldıran atağımız oldu. 64’te Yunus girdi. Ayağına hakim, futbolu bildiğini hissettiren Yunus da pozisyon üretmeye yetmedi. 
 
Kapanan Yunanistan’a etkili ayaklarımızla çilingir olamadık. Topla çok oynadık ama ne tempo yapabildik, ne de oyunun yönünü çabuk değiştirip rakibi şaşırtabildik. Oyuncu değişiklikleri de derde derman olamadı. Kazanabileceğimiz yetenekte olup, uyuşuk bir halde 90 dakikayı tamamladık. Maçın ciddiye alınması olumlu, tempo yükseltilememesi olumsuzdu. Hakan/Oğuzhan ikilisi takımın hareketlendirilmesi konusunda yetersiz kaldılar. Gökhan Gönül, ilk yarıdaki oyunuyla eski günlerine döndüğünü müjdeledi, ciddi kazançtır Emre Çolak konusunda Fatih hocayı anlamaya benim beynim ömür boyu yetmeyecektir.
 
Son not! Bu topraklar bu kadar saygısızlığın türediği topraklar değildir. Bu toprakları bizim yapan Mustafa Kemal Atatürk, Başakşehir’de dün akşam yuhalanan Yunanistan’ın (bize düşmanlarken) bayrağını çiğnemeyip yerden kaldırmıştır. Kimin olursa olsun, milli marş yuhalanmaz! Milli marş ıslıklamak, milli bir davranış değil; evrensel bir kabalıktır!