Cahit EROĞUL

Gelin sizi tura çıkarayım…         
Hem de Türkiye’nin en büyük turuna…           
Bu yıl 52’ncisi düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’na… 
Ne de olsa 5 yıldır müdavimlerinden biriyiz…
Nisan sonu geldiğinde bir garip kervan dizilir Türkiye’nin yollarına…
İstanbul’dan başlayan, ardından İç Anadolu, Akdeniz ve Ege’yi semt semt, köy köy, şehir şehir 8 gün boyunca dolaşan bir kervan… 
16 takımdan, 128 sporcunun, tam 1265 kilometre pedal çevireceği çılgın bir yarış bu… 
Bahar gelmiş, tomurcuklar patlamış, dallar çiçek açmış, börtü böcek, bereketli nisan yağmurları sonrası arzıendam etmiş. Mis kokulu yollardan, çayırlardan, çimenlerden, kekik kokulu dağlara tırmanılan, inişleri, yokuşları olan, çağlayan nehirlerin ve masmavi denizlerin kıyısından geçip giden turkuaz bir yarış… 
İstanbul etabını tamamladıktan sonra yarışçılar ve koca bir ekip uçakla Kapadokya’ya geçiyor. Oradan Aksaray, Konya, Seydişehir, Alanya, Kemer, Kumluca, Elmalı, Fethiye, Marmaris, Selçuk… 
Her varışta gece konaklama, ertesi gün yola devam…
Sadece sporcular mı bu yarışın içinde? Hayır… 
Takımların lojistik destek ekipleri, antrenörleri, organizasyon ekibi, yarış komiserleri, takım araçları, gözlemciler, hakemler, motorize timler, güvenlik eskortu, sağlık ekipleri, doping kontrol tırları, ambulanslar, catering (yemek) ekibi, televizyonların canlı yayın araçları, gönüllüler, gazeteciler… Tırlardan, arabalardan, motosikletlerden oluşan tekmili birden 350 araç her gün bir diyardan öbürüne göçüp konan bin 200 kişilik dev bir kervan…

ARAP ATI… İNGİLİZ ATI…

Sabah 10.30’da start mı verilecek, daha gün ışırken çalışmalar başlıyor yolda. Başlama noktasında ayrı, finişte ayrı hummalı bir çalışma. Yola barikatlar kurulacak, taklar takılacak, sponsorların bayrakları donatılacak, dev ekranlar kurulacak, kronometreler, çizgiler, foto finiş aksamı, ödül töreninin gerçekleştirileceği podyum, tırlardan mülhem protokol tribünü, canlı yayın anlatım platformu, basının içinde çalıştığı ayrı bir tır, elbette interneti, televizyonu olan… ‘Yarış radyosundan’ dışarı taşan kim önde, kim geride haberleri, takımların taktik tüyoları… Takımın ‘sprintçisine’ ne zaman yol verilecek, onu korumaya alan ve rüzgâr yiyip yorulmasın diye önünde set oluşturan ekip, aynı zamanda diğer takımlarla mesafeyi ayarlamak için de büyük çaba sarf ediyor. Yani toplu hücum, toplu defans da var işin içinde. Önde bir kaçış grubu, arkada onları yakalama çabası, kedi-fare oyunu… Bu bir tırmanış etabı ise sprintçinin kendini paralamasına gerek yok. Arap atı, İngiliz atı farkı... Biri kumda, öbürü çimde iyidir ya, o hesap. Nasıl olsa ertesi gün düzde arayı kapatacaktır hızlı abimiz. 

MASAL DİYARI KAPADOKYA

İstanbul’un iki yakasını şöyle bir dolanıp gelen ekipler daha yolun henüz başında. Ardından uçakla Kapadokya’ya geçiş. 
Kapadokya, Ürgüp, Göreme…  Görmeden geçme… Peribacalarının diyarı… Peri masallarında hayal edebileceğiniz bir yer. Efendim yel üfürmüş, sel götürmüş, kayalar kimi yerde oyuk oyuk mağaraya, kimi yerde tepesinde bir şapka gibi duran dikine bir bacaya dönüşmüş… Üflesen düşecek gibi duran taşlar, tepeden şehri seyreden bir korkuluk gibi… 
Masal desen değil, gerçek desen masal gibi…
Ertesi gün Aksaray üzerinden Konya… 
Gez dünyayı gör Konya’yı…
Derken denize kavuşma vakti. Alanya, Kemer, Kumluca… Masmavi denizin kıyısında köşe kapmaca… 
Dağları aşıp Fethiye’ye iniş, Marmaris, Selçuk.. Bu yarış çok şık... 

MARMARA'DAN TÜRKİYE TURUNA

Şimdilerde ‘pro tur’ lisansı almanın,  yani dünyanın en iyilerinin yarıştığı, en baba turlarından biri olmanın eşiğindeki bu tur, ilk defa 1965 yılında ‘Marmara Turu’ adıyla düzenlenmiş. 1967 yılından sonra da Cumhurbaşkanlığı himayesinde “Türkiye Bisiklet Turu” adını almış. O zamanlar şöyle iyice bir bisiklet bulmak bile zor. İki tekerle turu bitirmeye çalışıyorlar. Yolda çivi mi battı? İn aşağı, sök lastiği, şambrele yama yap, hava pompala, yola devam… Teknik destek yok. Hem bisikletçisin, hem tamirci… Şimdiyse arabanın üzerinde bir takıma yetecek sayıda bisiklet asılı, ekipler Formula 1 hızında dakkasında değiştiriyor lastiği. O da olmadı, fena düştün, pedal-gidon yamuldu yenisini veriyor bisikletin… 

ARABA FİYATINA BİSİKLET

“Kaç basıyo abi” diye sormuştu biri… 
“Valla o basanın gücüne kalmış. Ama yokuş aşşa şöyle bir koyverdin miydi 100’ü bulan var…” 
Düzde 50-60 ortalama yapıyorlar da, inişlerde virajı ve frenajı iyi hesaplayıp ona göre basmak lazım.
Peki, senin benim iki tur atıp bodruma tıktığımız bisikletlerden farkı ne bunların derseniz. Bir defa çok hafif. Kromdan yapılıyor. Şöyle iki parmakla kaldırabileceğiniz 5-6 kilo bir şey. Sonra çok dengeli ve sağlam. İki çukur geçince çat diye ortadan ikiye bölünmüyor. Fiyatına gelince eh biraz el yakıyor tabii; 15 bin avrodan, yani çarp üçle 40-45 bin liradan aşağıya alamazsın. 

YAZIK YAVRUCAKLARA!

Bu adamlar bildiğin deli… 
Hani uçan kaçan, hoplayıp zıplayan, havada süzülen, dağlardan aşağı atlayan zırdeliler kadar olmasa da… 
Öyle yollar var ki, misal Elmalı etabı… 
Kıvrıla kıvrıla çıkılan bir dağ…
Etabın son 8 kilometresinde yolun eğimi %10-14 arasıdır, bitiş noktası Göğübeli’nde rakım 1850 metreyi bulur. S çizen dik yokuşları araba ancak birinci viteste çıkabilirken, bu adamlar oraya pedal basıyor. 
Ama turun en renkli etabı da bu Elmalı ha!
Tam bir panayır… 
Aşağıdan itibaren irili ufaklı bütün köy halkı yukarıdaki finiş alanında yerini almış. Şehirlerde bulamadığın kalabalığı dağda görüyorsun. Yörük çadırları, gözleme yapanlar, tüten semaverler, yöreye ait külahta helva, bebelere baloncular, mehter takımı, folklor ekibi… Tepelerde, düzlerde kilimini sermiş, çayını demlemiş “oğlum soframıza buyur, dolmamızın tadına bak” diyen nineler, dedeler… 
Biz bittik, adamlar hâlâ dimdik ayakta… 
“Yazık değil mi bu çocuklara… Bu sıcakta bisikletin üstünde tepiniyorlar… O kadar araba var, atsalar ya üzerine bisikletleri…” 
“Ninecim bu yarış böyle bir yarış…”
“Yaaa tüh tüh! Yazık yavrucaklara…”

180 ÜLKEYE 80 SAAT YAYIN

Tur dediğin zorlu bir yarış ama dahası esaslı da bir tanıtım… 
Dünyanın en güzel coğrafyasından akıp giden bu konvoyu başta TRT, NTV ve Eurosport sayesinde bütün dünya izliyor… Tur, 8 gün boyunca toplamda 80 saatin üzerinde canlı ve banttan yayınlarla 180’den fazla ülkede 500 milyon haneye ulaşıyor. Akdeniz, Ege sahillerinin dağlar, göller, ormanlarla çevrili doğal güzelliklerimizin, antik kentlerimizin, sahip olduğumuz kültürel ve tarihî mirasın eşliğinde bu müthiş yarış aynı zamanda görsel bir şölene dönüşüyor. 

10 BİN PEDAL ÇEVİRMEK YÜREK İSTER

Her bir etap 130 ile 200 kilometre arasında değişen mesafelerden oluşuyor. Biz arabanın içinde sıcaktan bunalmış ve bitap düşmüşken, adamlar bu yolu pedal basarak geliyor. Dile kolay 200 kilometre… Bunun içinde tırmanış da var, viraj da, yokuş da var, iniş de, rüzgâr da var, yağmur da… Tabii bir de günün ortasında yakıp kavuran bir güneş de… Şöyle söyleyeyim; bırakın bisiklet üzerinde 5 saatte, bu şartlarda, bu mesafeyi gitmeyi, evinizde oturduğunuz yerden 10 bin defa pedal çevirme hareketini yapmayı bir deneyin bakalım. 

200 KM GEL TEKERLEK FARKIYLA KAZAN!

Bisiklet büyük bir kondisyon ve güç isteyen bir spor.  Sporcular inanılmaz bir efor sarf ediyor. 8 gün boyunca her gün 5 saat pedal çevirip ayakta kalıyorlar. Adamlar zaten ufak tefek sıska, kimisi yarış bittiğinde 3-5 kilo kaybediyor. 
Yarışta her bir saniyenin önemi büyük. 200 kilometre geliyorsun, tekerlek farkıyla birinci oluyorsun. Bir etapta birinci gelip, öbüründe 5 dakika arkada kaldın mı dereceye bile giremiyorsun. Oysa uluslararası birçok yarışta etap kazanmadan yarış kazanıp kürsünün en üst basamağına çıkanlar var… 
Kazalar yarışın kaçınılmaz parçalarından biri. Keskin virajlarda düşenler, kayanlar, takla atanlar oluyor. Teknik ekipler ve sağlık ekipleri anında müdahale ediyor. Çikolata ve sandviçlerle ‘atıştıranlar’, yolda zaman kaybetmemek için bisiklet üzerindeyken ihtiyaç giderenler var. Dedik ya her saniye önemli… 
Her etapta prim kapıları ve orayı önde geçenlere dağıtılan mayolar var. Sprint kapısı, Türkiye Güzellikleri kapısı, tırmanışlarda ‘Dağların kralı’ kapısı… Genel klasman birincisinin mayosu dünyada genelde sarı olsa da Türkiye Turu’nun rengi turkuaz. 
Vites işi karışık. Arabalardaki gibi 5 ileri 1 geri yok. Şöyle ki; büyük ve küçük çarklardan oluşan arka tekerde dişli büyürse pedal ağırlaşıyor ama hız artıyor. Tırmanışlarda küçük çarklara geçilince pedalı çevirmek kolaylaşıyor ama hız da düşüyor… 
Her etap sonunda bisikletler mola yerlerinde elden geçiyor. Yıkanıyor, yağlanıyor bakımı yapılıyor. Tabii bisikletçiler de bacaklarında biriken toksinleri atmak için saatlerce masörlerin maharetli ellerine teslim oluyor. 
Bu kadar zahmete çok kazanıyorlar mı derseniz; takım sponsorlarının büyüklüğüne ve sizin maharetinize kalmış. Dünyanın en büyük bisikletçileri yılda 1 milyon avroyu cebe indirebiliyor… 

ZAFER VE GURUR

52. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nu Caja Rural-Seguros RGA takımından     Portekizli Jose Gonçalves kazandı.