Bugüne kadar pek çok hattatla konuştuk haber yaptık. Söz mürekkepten açıldı mı “Demirali Kurtulmuş” diyorlar “on numara!”
Demirali kardeşimizi bir bulmalı, sormalı, nereden başlamış acaba? Sonra unutuyorum gidiyor, bir ara İrfan Altıkardeş ile Irgandı Köprüsü üzerindeki Bâb-ı Nun Derneğine uğruyoruz, çay sohbet, derken aynı masada oturduğumuz güleç yüzlü arkadaşla tanışıyoruz. Adım Demirali diyor,  mürekkepçi derler bana.  
Teybi önüne koyuyorum. Sağ olsun kırmıyor. Artık söz onda: 
-Benim hat aşkım televizyonda seyrettiğim bir program ile başladı. O günlerde Mahmud Şahin Hoca’nın Tahtakale’de bir çay ocağında ders verdiğini duydum. Meğer kendisi Rahmetli Prof. Dr. Ali Alparslan’ın talebesiymiş ve hocasının çağrısına kulak vermiş, sanatı yeniden Anadolu’ya ulaştırmak için düşmüş yollara. 
Tofaş’tan yeni emekli olmuştum vaktim vardı, büyük bir hevesle başladım. Hiç unutmam Zafer Abi kâğıt hokka ve kalem verdi, ısrarıma rağmen para almadı.

ECDADIN YOLUNDA 
 Eskimeyen kitaplardan birinde okumuştum, Osmanlı mürekkepçileri cuma çıkışlarında selatin camilerinin kuytusunda dururlarmış. Önünden geçen hattatlar kuşaklarından hokkalarını çıkarıp uzatır, o da ibriğinden bir miktar koyarmış sırayla. Bila bedel, duasına…
Ticaretin büyüğü bu işte, ortak oluyor feyzine hayrına.
Derken kafamda bir ampul yandı. Peki, ben mürekkep yapabilir, sunabilir miydim dostlara? Öyle ya Bursa hat sanatının yaşayan merkezlerinden biriydi ve ciddi sıkıntı çekiliyordu bu hususta.
Başlamak başarmanın yarısı derler, kolları sıvadım, elimi koydum taşın altına. 

LAKİN, AMMA
 Mürekkebin terkibi basit. İçinde üç madde var.  İs, zamk-ı Arabi ve su. Hepsi bu kadar. 
Önceleri is işi çok vaktimi alıyordu. Meğer piyasada saf karbon bulunuyormuş, artık satın alıyor, uğraşmıyorum ocakla bacayla…  
Arap zamkı Kuzey Afrika ve Arabistan’da yetişen Hashab ağacının (Senegal akasyası) sakızı, ıslatınca bal gibi oluyor. Mineralden yana zengin, ilaç yapımında da kullanılıyor. 
Su dersen yağmur suyu, kar suyu, kaynak suyu, haşlanmış, kaynatılmış, damıtılmış hepsini denedim. Arıtılmışta karar kıldım sonunda. 
Evet hepi topu üç maddemiz var ama karıştır dersen bir kitaplık teferruat çıkıyor karşınıza. 
Mevsim, iklim, sühunet, rutubet, zamkın tazeliği, suyun sertliği, kireci neticeye tesir ediyor.
Hatta zamanla mürekkebin yaşadığına inanır oldum, çünkü bakıyorsun akşam huyu suyu başka, sabah bambaşka. O gitmiş öbürü gelmiş. Olur mu? Olur, organik bir ürün sonunda.
Zaten bizim mürekkebimiz tabii maddelerden mamul yalayabilirsin gönül rahatlığıyla.  

SABIRLA KORUK HELVA…
 Mürekkebi ne kadar döversen o kadar makbul. İlk başladığımda mermer havanda eziyordum. Ecdat da öyle yapıyor, hesaplamışlar amele dakikada elli tokmak vursa saatte üç bin, on saatte otuz bin, 8-10 günde oluyor, demek ki yarım milyon darbeden sonra.
Osmanlı sürre alayı ile hacca giden develerin boyunlarına küçük fıçılar asıyor, 6 ay git, 6 ay gel, yağ gibi oluyor o süre zarfında. 
Hicaz Demir Yolu açılınca “acaba” diyorlar “lokomotifin pistonuna mı bağlasak?”
Rivayete göre çok güzel oluyor. Git gel milyonlarca vuruş. Üstelik Medine yolunda nurlanıyor.

AYNI MANTIKLA
Şimdi nereden lokomotif bulacaksın da… 
Ama dedim, ona benzer bir mekanizma yapılabilirim pekâlâ. Nitekim makineci arkadaşlarla el ele verdik bir canavar çıkardık ortaya. 
Tak fişini sallasın sabahlara kadar. Yine de kolay değil, makine 24 saat biteviye çalışsa dahi 2 litre mürekkep 5 günde çıkıyor. 
Gürültüsü de çekilir gibi değil, geçen gecenin bir yarısı cam çalındı, açtım baktım iki delikanlı. “Abi sanırım aşağıda su patlamış, bir bakın evinizi basmasın sonra!”
“Sağ ol kardeşim” dedim, “Bakarım meraklanma!” 
Demek bizim makinenin sesi sokaklara taşmış, gittim kapattım, kul hakkı olacak yoksa. 

SIRF O ÇITIRTI İÇİN
 Benim ilk yaptığım mürekkepler de iş görüyordu ama kamış ağarlı kâğıt üzerinde çıtırdamıyor, ses vermiyordu. Bilirsiniz hattatlar “kalemin zikri” derler ona. 
Kamışı dillendirebilmek için çok uğraştım, artık oldu gönlüm rahat. 
İs maddenin son hâli. Olmak için yanmak lazım, o da yanmış ve olmuş. Olacağı başka bir şey yok bu saatten sonra. 
Şurada yaşayacağımız çok olsun 40 yıl, o bin yıl duracak, haddini öğretecek hattata.
Hattatlarımız umumiyetle siyah haricindeki renklere itibar etmez. Bir iki kırmızı ile yazan arkadaşımız var ama bunlar kimyasal, solup gidecekler birkaç nesil sonra. 
Peki kök boya ile olur mu diye soracaksın. 
Niye olmasın ama vakit ayırmak lazım. Apayrı bir saha, âdeta derya. 

HA BURSA HA BOSNA
 Geçen Bosna’dan birileri geldi. Hat kursu açtık dediler, “meşaleyi yaktık ama mürekkep dert oldu. İnan gramına muhtacız şu anda.” 
Elimin altında 2 litre has mürekkebim vardı “alın götürün” dedim, “hediyemiz olsun arkadaşlara.” 
100-200 de kamış tedarik ettik, kattık yanlarına. Hani hazine versen bu kadar sevinmezlerdi, tutuldu kaldılar. 
Ecdat Balkanları ayırmamış, biz de ayırmıyoruz. Ha Bursa, ha Bosna.  
Ben de Pirlepeliyim bu arada.  
Evet, kırtasiyecilerde Çin, Japon ve Alman mürekkepleri var ama zamanla soluyor. Kaldı ki içlerinde ne olduğu belli değil, ağıza alınmaz. Bizimkini lıkır lıkır içseniz bir şey olmaz.

ERBABI BİLİR
 Hattatlar iyi mürekkebi hemen anlar. Celi yazılarda belli bir yere kadar çekebilirsin ama nesih ve sülüste harfleri bir kerede çıkartıyor mu acaba? Mürekkep dediğin tez kurumamalı, hızınıza hız katmalı.
Verdiğim hattatlara soruyorum eksiği noksanı var mı? 
Ziyadesiyle memnunlar.
Gelgelelim ben evvelce yaptığım mürekkepleri beğenmiyorum, bunu da ileri götüreceğiz biiznillah.
Bizim ustamız yoktu yaptık ama hep deneye yanıla. Reçeteyi bulmak yetmiyor, kullanmak ve miras bırakmak lazım çocuklara.

Bilâ-bedel, fisebilillah
Malum piyasadaki mürekkepler 40-50 cc’dir, Mushaf-ı şerife niyetlendiniz diyelim 10 sayfa yazdınız bitti, aynı mürekkebi bulamazsanız zorlanırsınız, kalınlık değişir zira.  Bu yüzden Kur’ân-ı kerim yazmak isteyen arkadaşlara ilan ediyorum, hiç çekinmeden başlayın mürekkebinizin benden, gözünüz kalmasın arkada. Bilâ-bedel, fisebilillah. 
Farz edelim para aldım, bitti, gitti, lakin o Kur’ân-ı kerim durdukça, okundukça…
Bizi mürekkepten ziyade kargo zorluyor, avuç içi kadar şişeyi 45 liraya götürüyorlar. Talebe için ciddi bir meblağ. Bakıyorum çocuk çok hevesli kargo ücretini de karşılıyorum icabında. 
Evet masraflı ama dayanırız inşallah, bir şekilde dönüyoruz, neye kadir değil ki Mevla?  
Düşünün ilk mürekkebimi 2004 yılında almış ve küçücük şişeye 14,50 vermiştim hiç unutmam. 
Yıl 2020 çok daha iyisi 15 lira. Emeğin karşılığı değil, sembolik bir rakam.
Mürekkep kirli ve zahmetli iş, kaldı ki sürümü yok, yaparsın aylarca durur, hani hepsi kâr olsa…
Bazen içime sinmez, onları satmam, yeni başlamış öğrencilere yollarım, meşkte karalamada kullansınlar.