Hani eskiden Üsküdarlılar Eminönü vapuruna bindiler mi "İstanbul'a gidiyoruz" derlerdi ya, Araplar da Kahire yoluna düştüler mi "Mısır'a gidiyoruz" diyorlar. Kahire'nin nüfusu gece 22, gündüz 25 milyon. Şu haliyle birçok Avrupa devletinden büyük. Afrika'da zaten bir numara! Sabahın ilk ışıkları ile birlikte varoşlar, civar şehirler, kasabalar başkente akıyor. Bi hareket, bi heyecan, vasıtalar yollara sığmıyor. Mısırlılar normalde sakin insanlar, gün boyu bir kıraathanede oturup nargilenin marpucunu seyredebiliyorlar ancak... Ancak direksiyona çıktılar mı dolunay görmüş kurda dönüyorlar. Ben karşıdan karşıya rahat geçen bir insanım, ilk kez korktuğumu hissediyorum. Çünkü hangi arabanın hangi şeritten geleceği belli olmuyor, saç örgüsü gibi sağdakiler sola, soldakiler sağa atlıyor. Çarpışmıyorlar mı? Çarpışıyorlar ama arabalar zaten yamalı bohça, inmiyorlar bile, birbirlerine el sallıyorlar. Akşamları far açmamak gibi bir huyları var. Delikanlı dediğin karanlıkta da görür, camını da yıkamaz icabında. Ha ellerini kornadan kaldırmıyorlar o başka... Diyelim bir yayaya çarptınız, kavga niza olmuyor. Ağız ucuyla "maleş" (özür dilerim) dediniz mi tamam. Herkes yoluna... Mısır'ın kendine yetecek kadar petrolü var, benzin ucuz 2.5 litresi bir dolar. YAVAŞ YAVAŞ HASAN ŞAŞ Hafta tatili cuma ama Yahudiler cumartesi, Hıristiyanlar pazar tatil yapabiliyor. Trafikten hazzetmeyenler lig maçlarının başlamasını bekliyor, hakem düdüğünü çaldı mı kontağa basıyorlar. Futbol ciddi hastalık, derbi maçlarının oynandığı saatlerde şehir derin bir sessizliğe bürünüyor. Türk olduğunuzu öğrenince Hasan Şaş'ın Brezilyaya attığı golü hatırlatıyor (halbuki biz unuttuk bile) spikerin ağzıyla, "yavaş yavaş Hasan Şaş" diyorlar. Metiner Sezer ağabeyimizin bir tespiti var. Eğer bir Türk firması bu ibareyi marka yapsa var ya... Flaş! Reklama meklama ihtiyacı kalmaz. Kahire'de tren, metro mevcut ama yükü belediye otobüsleri çekiyor. Otobüsler yorgun, kaportalar dökülüyor ve felaket egzoz kokuyor. Lakin çok ucuz, nısf (yarım) cüneyh (bizim paramızla 15-16 kuruş) veren şehrin öbür ucuna gidebiliyor. Hatırıma gelmişken söyleyeyim, son birkaç yıldır Cüneyh yerine paund demeye başlamışlar. Hiç hoş değil, dileriz lisanları bozulmaz. Taksiler ucuz, beyazı var, karası var. Farkları şu, beyazlar taksimetreli... Ücret saati 60'lı yıllarda İstanbul'da kullananlardan. Hani kaportanun dışında da dururdu da üzerinde serbest yazar. Kara bir kutu, şrak şrak rakamlar atar. Siyahlar pazarlığa tabi, ne vereceğinizi bilirseniz en iyisi o, dur kalk sizi ırgalamıyor. Taksiciler bizim Tofaş'ın Şahin'lerini kullanıyor, aynı ismi veriyor ve çok seviyorlar. BADANALAMAMALI MI? Evlerin içi temiz ve ferah ama dışı ile ilgilenmiyorlar. Binalar kararmış gitmiş, ne boya, ne badana. Hava çok tozlu, yağmur yağmıyor yağmıyor ama bir şarladı mı ne varsa indiriyor, duvarlar çamur kesiliyor. Diyelim evi yaptın bitirdin. Devlet baba "gel bakalım" diyor, "vergiye başla!" Ama yarım kalana karışmıyor. Hal böyle olunca inşaat bitmiyor, tavanlarda demir filizleri, cepheler boydan boya tuğla! Binalar çok yüksek, malzeme ağır. Kolonlar leylek bacağı gibi, harcın kalitesi de amelenin keyfine kalıyor. Malum, zaman zaman ajanslara Kahire'de çöken apartman haberleri düşüyor. Bir zelzele olsa var ya... Allah muhafaza! Şehir gündüz bakımsız görünse de gece güzelleşiyor. Bilhassa Nil boyu ışık denizine dönüyor. Yüzen restoranlar, demir alıyor, felluceler, yelkenliler ortaya dökülüyor. Defler ziller gırla gidiyor... SILAYA DÜŞ ANLARSIN Sahabe-i kiram dönemi, Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Eyyubiler, İhşidoğulları, Tolunoğulları, Kölemenler, Osmanlılar, Hidivler ve saire... Her biri de şehre çok şey katmış, imzalarını kendi üsluplarıyla atmışlar. Amr ibni As camisi, Tolunoğlu külliyesi, El Ezher, Hüseyniye, Seyyide Zeynep Camii, Rufai Camii, Sultan Hasan medreseleri muhteşem eserler... Mehmet Ali Paşa külliyesi Kahire'ye hakim bir tepe üzerine kurulmuş, görmeden geçmek yasak! Bir cami bu kadar mı zarif olur, kuytularını köşelerini bile bezemiş, "eser" bırakmışlar! İçinde binlerce turist, gözleri objektifte, peş peşe deklanşöre basıyorlar. Hayranlıkları yüzlerinden okunuyor. Bu miras, bizim ecdadımızdan. Gururlanıyorum yalanı yok ya. Âdettir, gelen gidene giydirir. Ama bizim okullarımızda cılkını çıkarıyor, padişaha sövmeyene not vermiyorlar. Ne yalan söyliyeyim Mısırlıların da Osmanlıya ters baktıklarını sanırdım, yanılmışım. Askeri Müzede onlarca nazlı hilal görüyorum, sömürgecilere karşı bayrağımız altında verdikleri mücadeleleri resimlemiş, destanlaştırmışlar. Kavalalı zaten efsane... "Muhammed Ali Baaşa"ya büyük hürmetleri var. Doğrusu modern Mısır'ı o kuruyor, ülkeyi su kanalları, demiryolları, limanlar, mekteplerle tanıştırıyor. Mimarlar, mühendisler, muallimler yetiştiriyor, tabipler, subaylar... ARAP'A KARDEŞ OLDUĞUNU... Mısırlıların damak tadları bize yakın, kebabı ve baharatı seviyorlar. Humus, felafel, aşure, muhallebi (onlar "Umm'ali" diyor) gibi lezzetler ortak. Yemeklerde ekşili tahini sık kullanıyorlar. Şeker kamışı ve meyve sıkan şerbetçilerin kâseleri battal boy, sadece hararetiniz dinmiyor, karnınız ve gözünüz de doyuyor. Karışık meyve suları (müşekkel asir) içinde mango, portakal, muz, kavun var. Kıvamlı da... Bakın Muluhiye çorbası içmeden gelmiyorsunuz ordan, içine balardi ekmeği doğrayacaksınız ama... Mısırlılar da bizim gibi kıraathanelere takılıyor, habire çay içiyorlar. Çayla birlikte bir bardak su ve üç beş yaprak taze nane geliyor. "Nane fişşay" denenmesi gereken bir lezzet. Yalnız aklınızda olsun şekeri ocakçılara bırakırsanız reçele çeviriyorlar. Mısırlılar nargileye "şişe" diyor, marpuç emmekten büyük keyif alıyorlar. Çekene bir şey diyemem ama dumanı (bilhassa elmalısı) pek hoş kokuyor. Han Halil Çarşıları Kapalıçarşının çakması... Tespihler, fincanlar, bakırlar, sedef kakmalar. Hanutçular yollarda... Manto mu baktınız bayan? Muhabbeti seven insanlar. Adres sorarsanız mutlaka ilgileniyor, olmadı fikir yürütüyorlar. Bilmedikleri yeri tarif etmek gibi bir huyları var, teyid etmeden çıkmayın yola!

