Maçın devre arasında hiddetle soyunma odasına girdi başkan: - Hepinize söylüyorum, bu maç a-lı-na-cak! Ne yaparsanız, nasıl yaparsınız bilemem. Vurun, kırın ne yaparsanız yapın! Kupada finale çıkacağız biz. Bu turu istiyorum! İşaret parmağını futbolcuların suratına sallıyordu: - Kız gibi oynuyorsunuz! Ben olacaktım ki göstereyim onlara nasıl girileceğini!.. Herif bizim sahamızda bize karşı atak yapacak! Yok yau! Topla beraber adamı taca atarım! Ağzından tükürükler fırlıyordu odaya: - Tekrar ediyorum; şimdi çıkın, vurun, kırın, ne yaparsanız yapın ve bu turu alın! Öfkeli nutkunu tamamladıktan sonra kravatını düzelterek kapıya yöneldi. - Başkanım... diye korkudan kısılmış, cılız bir ses duyunca hışımla geri döndü: - Ne var?! Buharlı odada sesin sahibini aradı. Futbolcu, başkana kolaylık olsun diye tekrar seslendi: - Başkanım... Başkanın şimşekler çakan gözleri futbolcuyu buldu. Futbolcu devam etti: - Biliyorsunuz karşı takımda kardeşim oynuyor... Başkan itirazın sebebini anlamıştı ama anlamazlıktan geldi: - Eee, n''olmuş?
- Ben ona vuramayacağım gibi, vurulmasını da istemem. İki elini beline koydu başkan, biraz da alaycı bir sesle: - Öyle miii? Güzeeel! Seni kenara aldım. Hem de süresiz olarak... Bir köşede, başı önde konuşmaları dinleyen teknik direktöre döndü: - Duydun mu hoca, ikinci emre kadar buna forma yok! Hışımla çıktı başkan... *** - Alo? - Efendim? - Yenge? - Efendim? - Ben başkanımı aramıştım ama... Şu anda neredesiniz? - Ah hoca, sen misin? Hiç sorma başımıza geleni... - Hayırdır? - Hastanedeyiz. Başkan yoğun bakım odasında... - Eyvah! Geçmiş olsun... Ne oldu ki başkanıma? Devre arasında maçtaydı. Hatta soyunma odasında konuşma yaptı. Maçın bitiminde gelmeyince şey ettim. Biliyorsunuz maçı aldık; müjde verecektim. Ne oldu, kalp falan mı? Durumu nasıl?
- Hayır hayır. Ben de televizyondan sizin maçı izliyordum. İkinci yarının başlarıydı. Birden telefon çaldı. Başkan aradı, acilen hastaneye gidiyormuş. Ben de telaşla buraya geldim. - Eee nesi var peki? - Kendisinde bir şey yok; kardeşi... - Erol Bey mi? - Küçüğü... Özcan... Şeref Tribünü''nün kenarında oturuyormuş Özcan. Kendini bilmez, eli kırılasıca bir tuğla parçasını fırlatmış yan taraftan... Taş da sen gel, koca tribünde bizim kayınbiraderin kafasını bul! Şu an yoğun bakımda! Eşim de kardeşinin başında... Cep telefonunu bana bıraktı. Beni içeri almıyorlar. - Vah vah, geçmiş olsun yenge. Başkanıma maçı aldığımızı bi zahmet iletiver.
> (Otobüs Durağı cuma ve cumartesi yayınlanır.)

