MURAT ÖZTEKİN

Utku Varlık, sanat hayatına yıllardır Paris’te devam eden ve sanata dair eleştirileriyle dikkat çeken bir ressam. Abidin Dino gibi sanatçıların yaşadığı dönemde Paris’e giden Varlık, “bir ressam gibi yaşamak istediği” için Türkiye’ye dönmedi. Ancak sık sık açtığı sergilerle Türk sanatseverlerin karşısına çıkmayı ihmal etmedi. Pandemiden evvel “Sanrı” adlı sergisini Bozlu Art Project‘te sanatseverlerle buluşturan Varlık’la bir sohbet gerçekleştirdik; hayatını ve sanatını konuştuk…

* Paris’e yerleşmeden önce Türkiye’de güzel sanatlar maceranız var. 1960’larda nasıl bir ortam vardı akademide?
Akademi yıllarımda Türkiye politik bir karanlığa doğru gidiyordu. Sonrasında 12 Mart Darbesi patladı zaten. Güzel sanatlar akademisi, o yıllarda kaliteliydi. Türkiye’nin en usta hocaları toplanmıştı. Biz âdeta bir “biyosfer” meydana getirmiştik.

* Resme rağbet nasıldı?
1970’lere kadar Türkiye’de resim satılmazdı. İnsanların resim alma bütçesi de yoktu zaten... Size bir dostunuz resim verirse öyle eser sahibi olurdunuz. O yıllarda Resim Heykel Müzesinin bile parasızlıktan elektrikleri kesilirdi. Biz, meşhur paşa tablolarını dışarıya çıkarıp gün ışında inceleyebilirdik. Türkiye acınacak bir hâldeydi.

BEDRİ RAHMİ’DEN RESİM ÖĞRENMEDİM
* Akademide Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun atölyesinde çalışmışsınız...

Evet, herkes bir hocayı seçerdi ben de onun atölyesine dâhil oldum. Bedri Rahmi, mekânlara mozaik yapardı. Tabii, işlerine yardım ederdik; üç beş kuruş bize de verirdi. Hatta bir defasında Kürt Necati ile kendisinden bir lira istedik, vermedi. “Bizi sömürüyor” diye bozuştuk. Ben, Bedri Rahmi’den, serseriliği öğrendim, resmi değil...

TÜRK RESMİ DİYE BİR ŞEY YOK!
* Türk resim sanatı ne durumdaydı peki?

Türk resmi diye bir şey yoktu. Hiçbir zaman da olmadı. Bizde resim, tamamen başka yerlerden algılanmış ve buna bir şey katan olmamıştır. Bizim hocalarımız Paris’te hangi ressama baktılarsa Türkiye’ye onu getirdiler. Az tanınan André Lhote’un atölyesinden çıktılar ve yıllarca onun gibi resimler yaptılar.

* Peki, siz niçin Paris’e gittiniz?
Yurt dışına çıkmayı kafama koymuştum. Türkiye’de bir şey olmadığı için bunu yaptım.

* Kimlerle bir aradaydınız orada?
Paris’te o zaman Abidin Dino, Avni Arbaş, Hakkı Anlı gibi birçok Türk ressam vardı. Özellikler Dino, orada saygın bir adamdı, benim de en yakınında bulunduğum ressamlardan biriydi. Türkiye karışınca Paris’te kalmaya karar verdim.

* Birçok Türk sanatçı geri dönerken siz ne buldunuz orada?
Ben aslında ressam gibi yaşamak istedim. Orada bana bir atölye verdiler. Ama Özal devriyle birlikte buraya sergiler açmak için sık sık gelmeye başladım tabii...

RESME ŞİİR GİBİ YAKLAŞIYORUM
* Resimlerinizde hep bir rüya âlemi içerisinde gibisiniz…
Siz hiç düş görmüyor musunuz? Bugün biz bir sanrı içindeyiz. Beynimizde bütün zanların oluştuğu evrenin bir ters yüzü var. Ben bunun bir anatomisini yapmaya çalışıyorum. Resme bir şiir gibi yaklaşıyorum.

 

* Bugünkü sanat dünyasına karşı hep eleştirel oldunuz. Niçin?
Sanat her zaman empoze edilen bir şeydi ama önceden en azından bir estetik vardı. Bugün ise “Çağdaş Sanat”  birkaç milyarderin empoze ettiği bir meta oldu. Bu, bir kalkana dönüştürülerek her şey sanat kabul edildi. Bu iş dogmatikleştirildiği için artık eleştirilemez oldu. Tabii, iş çığırından çıktı. Picasso’yu çağın en büyük ressamı diye tanıtanlar, 21. yüzyılın resim tarihini yazanlardır. Hatırlarsınız, Miami Sanat Fuarı’nda Catellan’ın “duvara yapıştırılan muz öyküsü” bu durumla alay ediyordu.