Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “İslam ülkeleri olarak dünya nüfusunun yüzde 24’üne sahipken, küresel ticaretin sadece yüzde 9,7’lik kısmını temsil ediyoruz. Müslümanlar olarak üzerimize serilen ölü toprağından hâlâ kurtulabilmiş değiliz” dedi.
İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen 35. İSEDAK Toplantısı’nda konuşan Erdoğan, İslam ülkelerine ait doğal kaynakların Batı ülkelerini zenginleştirdiğini belirterek “Sahip olduğumuz ekonomik güce, nüfusa, imkânlara rağmen, aynı ortak paydada buluşamadığımız için uluslararası arenada, sözümüz yeterince dinlenmiyor. Batılı silah tüccarlarının sattığı silahların akıttığı kanların çoğu Müslüman kanıdır” ifadelerini kullandı.
Söz konusu Müslümanlar olunca, ölenler, zulüm ve acı çekenlerin birer can olarak değil sadece birer fotoğraf karesi olarak görüldüğünü dile getiren Erdoğan, “Elbette bu çifte standartta Güvenlik Konseyi’nin çok büyük payı vardır. Bu yapılar, adaleti ve hakkaniyeti ayakta tutmak yerine, 5 daimi üyenin çıkarına göre kararlar almaktadır” dedi.

ÜÇ MAYMUNU OYNUYORLAR
Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulunun 5 daimî üyesinin içinde halkı Müslüman olan ülkenin bulunmadığına dikkati çeken Erdoğan “İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından inşa edilen bu adaletsiz sistemin ilanihaye devam etmesi mümkün değildir. Uluslararası güvenlik mimarisinin günümüz şartlarına göre yeni baştan düzenlenmesi zorunluluk hâlini almıştır” diye eleştiride bulundu.
Adım atmakta geç kaldıkları her gün küresel adaletsizliğin derinleşeceğini, çatışmaların artacağını ve dünyanın savaşlarla boğuşmayı sürdüreceğini anlatan Cumhurbaşkanı şöyle devam etti: Önce kendimize inanalım. İslam İşbirliği Teşkilatı olarak İslam Kalkınma Örgütü olarak gücümüzü fark edelim, kendimizi iyi tanıyalım ve tavrımızı da ona göre belirleyelim. Yakın geçmişte Bosna’da, Ruanda’da, Irak’ta, bugün komşumuz Suriye’de, Filistin’de, Myanmar’da yaşanan acılara çare bulamayan bir BM, insanlığın sorunlarına çözüm getiremez. Etrafımızı kuşatan zulümler karşısında hiç bir şey olmamış gibi davranamayız. Şahit olduğumuz bir hukuksuzluğu başkaları gibi uzaktan seyredemeyiz.
Hemen her gün Müslümanlara ait ibadethaneleri, iş yerlerini, sokakta yürüyen Müslüman kadınları hedef alan nefret suçlarına şahit oluyoruz. Lafa gelince demokrasiyi ve insan haklarını kimseye bırakmayanlar, kendi topraklarında Müslümanların ve göçmenlerin taciz edilmesi karşısında üç maymunu oynuyor. Bu saldırılara karşı ortak bir tavır sergilenmezse Müslüman diasporayı çok daha karanlık bir gelecek bekliyor.