BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kendi değerlerimize hızla yabancılaşıyoruz

Birçok insan mutfak dünyasına kendilerine özgü tarzlarıyla pervasızca girdi. Ülkemizin derinlikli mutfak değerleri bu sınıfların oluşturduğu girdapta boğulmaya başladı. Ne istediğini bilmeyen kimliksiz tüketici oluştu ve geleneksel mutfaklara ait aidiyet duygusu kayboldu

İnsan bilinen en eski tarihinden bu yana lezzet konusunda o kadar hassas davrandı ki, güzel yemekleri ‘AMBROSIA’ (ÖLÜMSÜZLÜK VERDİĞİNE İNANILAN YİYECEK) adı altında sınıflandırdı. Bu sözcüğün Türk diline ‘AMBER’ olarak geçmiş olması yüksek bir ihtimal. Bu ihtimalin kaynağı ise elbette ANADOLU.
‘Bereket tanrıçası’nın, bereketli Hilâl’in, ilk şehir Çatalhöyük, Göbeklitepe, Aslantepe, Hattuşaş ve daha onlarca yüzlerce zenginliğin, kültürün coğrafyası. Anadolu’nun mutfak kültürünü tanımak, tanıtmak. Şehirlerin, kasabaların, köylerin doğal güzelliklerini, kültürel zenginliklerini de dile getirmek; onlarca dinî ve etnik kültürün, doğudan batıya, kuzeyden güneye mutfak geleneklerini hissetmek. Sosyal hayatın içinde oluşan yemeklerin hikâyeleri, dansları, düğünleri, yasları ile Anadolu’nun ve Anadolu insanının bitmez tükenmez enerjisi. İşte hayat...
Ancak geldiğimiz noktada bu muhteşem zenginliğe kayıtsız kalışımız ise anlaşılması zor bir durum. Günümüzde üretmek kolay çünkü üretmek artık USTALIK VE DERİNLİK gerektirmiyor; COĞRAFYA, TECRÜBE, YETENEK, BİRİKİM, KÜLTÜR gibi değerler anlamsızlaştırıldı. Türkiye coğrafyasının bilgisizlik ortamında, mesleki derinlik, bilgi ve disiplinden yoksun birçok insan mutfak dünyasına MEDYA, RESTORAN İŞLETMECİSİ, SİVİL İNİSİYATİF ve bunlar gibi kimliklerle kısmi beceri ve kendilerine özgü tarzlarıyla pervasızca girdiler.
Ne yazık ki ülkemizin derinlikli mutfak değerleri bu sınıfların oluşturduğu girdapta boğulmaya başladı. Yerel üreticiler varlıklarını son altmış yılın hükûmetleri ve büyük çaplı tedarikçilerin tekeli altında kaybettiler. Amerikan tarzı israf ekonomisi, reklam ve ambalaj sektörüyle gücünü giderek artırınca tabii olarak ne istediğini bilmeyen KİMLİKSİZ TÜKETİCİ oluştu. Kendi değerlerimize yabancılaşma bütün hızıyla sürüyor. Geleneksel mutfaklara ait aidiyet duygusu kayboldu.
1940’lı yıllardan bu yana planlı bir şekilde adım adım gerçekleşen Batı hayranlığına dayalı yozlaşmanın oluşturduğu kavram karmaşası ne yazık ki gençler, kitleler arasında salgın misali yayılarak büyüdü. Masal aynı; bize ait olan yok edilerek mutfak adına insanların beyinlerine farklı ve daha gelişmiş seçenekler adı altında yanlış bilgiler yerleştirildi. Varlığı kendinden menkul gastronomi basını, sermayenin dayanılmaz etkisiyle son yirmi yılda farklı zamanlarda ve farklı kimliklerle hep aynı mesajları verdi. Gelişmemişlik ve köylülük şemsiyesi altındaki mesajların tek hedefi var; KALİTELİ OLABİLMEK İÇİN BATILI GİBİ DÜŞÜNMELİ VE YAŞAMALISIN. Senaryo ise diğer alanlarda kurulan sahneler gibi mutfak sahnesi de sahte.
Kafa karışıklıklarıyla oluşturulmuş yeni ‘mutfak kültürü’ yönlendirdiği milyonların bilinç ya da bilinçsizlik düzeyi üzerinde inkâr edilemez bir biçimde spekülasyonlar yapıyor. Günümüz sözüm ona mutfak otoriteleri ve medya, tüketicinin zihnine, kendisine ne sunuluyorsa onunla yetinilmesi gereğini yerleştiriyor. Gelinen nokta açık, SÖMÜREN ile SÖMÜRÜLEN. Bütün bunlara rağmen gene de toplumsal vicdanı ve Anadolu’nun mutfak zenginliğinin oluşturduğu sorumluluk adına susmayanlar da var ve duymayan kulaklara çığlıklar atıyorlar. Oluşturulan, gerçek olmayan bu dünyanın iş birlikçileri olmadıklarını beyan ediyorlar.
Gastronomi sektörünün iyi niyetli ülkesini ve değerlerini seven araştırmacı, aşçı ya da patronların naif heyecanları az da olsa umut verici. Umuyorum ki, son zamanlarda birbiri ardına yazılan Anadolu orijinli mutfak söylemleri gerçek bir coşkudur. Anadolu’yu mutfak adına farkına varma çabalarıdır.
Bütün dünya mutfakları özeldir ve elbette saygıyı hak eder. Bilinmelidir ki Anadolu mutfakları da en az diğer dünya mutfakları kadar özel, hatta onlardan daha zengin ve derinliklidir. Düşüncelerimizde tortulu, bulanık katmanlar oluşsa bile mutfak dünyasının negatif etkileri aşılamayacak düzeyde bariyer oluşturmuyor, yani aşmak zor olmayacak çünkü geleneksel gerçeğin ta kendisidir, geleneksel yereldir ve bu sebepledir ki, başka kültürlerin hayati kaynaklarıyla beslenmez.
Aslolan hayatı tüketim, insanı tüketici olarak kategorize eden kültürün artık doğru anlaşılmasıdır. Çünkü tüketilen başta insan ve bastığı zemindir. Yalnız kimlikler değil akıl da tutsak edilmiştir. Yapılması gereken Anadolu gerçeğinin farkında duruşu yani mutfak adına “KİMLİKLİ VAR OLUŞU” el birliğiyle ortaya koyabilmektir.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611247 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/adnan-sahin/611247.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT