BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ahlak mı, kültür mü?

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook
Prof. Dr. Ekrem Cengiz
Gümüşhane Üniversitesi, İİBF İşletme Bölümü
 
 
Bir toplumda fertlerin tahmin edilebilir davranışlarını şekillendiren ana unsur çoğunlukla felsefi ekoller değil kültürdür. İlkeli, kurallı, sağlam değerlere sahip, düşünceyi önceleyen bir kültürel ortam, içinde bulunduğu ülkeyi zirveye taşır.
 
Ahlaki değerlerin kültürel değerlerin arkasından geldiği ve göz ardı edilebilir bir yapıya sahip olduğu toplumlarda bozulma ve çözülme dönemi başlar.
 
 
 
Ahlak, insan davranışlarının farklı dinî, kültürel ve felsefi gruplar tarafından doğru ya da yanlış olarak tespit edilebilmesine imkân veren ilkeler veya inançlar bütünüdür. İnsan topluluklarında kültür, dinî ve felsefi gruplar tarafından belirlenen referansları önceler ve şekillendirir. İnsanlar; nesneleri, olguları ve kişileri tanımlayan ilk kavramsal çerçevelerini, davranışlarına yön verecek ilkelerini ve değerlerini ailelerinden ve yakın çevrelerinden modelleme yöntemiyle elde ederler. Okul çağına gelince eğitim sistemi ve arkadaş grupları bireyin dünya görüşünü şekillendirecek diğer unsurları temin eder. Gençlik çağında ise medya, farklı ideolojik, felsefi ya da çıkar grupları bireyin iç dünyasını değiştirir. Kişinin olgunlaşması kırklı yaşlarına kadar azalan bir hızla devam eder.
 
DÜNYA GÖRÜŞÜNÜN ZENGİNLEŞMESİ
 
Bir fert, yaşadığı hayatta ne kadar farklı kişiliğe, fikirlere ve değerlere sahip insanları ve grupları tanırsa, dünya görüşü de o oranda zenginleşebilir. Burada temel faktör bireyin yaşadığı hayatın bilincinde olması ve çevresine eleştirel bir gözle bakabilme kapasitesidir. Kişilerin farkındalık seviyelerinin artması, yüksek bir eğitim (öğretim değil) çabası ve yoğun bir gözlem faaliyeti içerir ki toplumda çoğu insan bireysel farkındalık seviyesine gelemez. Genellikle insanlar, çevrelerinde hazır olarak buldukları toplu fikri, davranışsal, ilkesel ve değersel formları yansıtırlar ki bu fazla bir çaba gerektirmez. Bu toplu kalıplar, gençlik çağında aykırı formlar topluluğu olsa da hayatın ilerleyen yıllarında toplum tarafından genel kabul gören formlara dönüşür. “Bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının tümü” tanımından yola çıkacak olursak, yukarıda bahsettiğimiz toplu formları bir açıdan kültür olarak adlandırabiliriz.
 
ANA FAKTÖR KÜLTÜR
 
Kısacası bir toplumda fertlerin tahmin edilebilir davranışlarını şekillendiren ana unsur çoğunlukla felsefi ekoller değil kültürdür. İlkeli, kurallı, sağlam değerlere sahip, düşünceyi önceleyen bir kültürel ortam, içinde bulunduğu ülkeyi zirveye taşır. Aksi hâlde III. dünya ülkesi manzarası ortaya çıkar. Mesela, bir işin yapılması için o işin asıl ve usulünü takip etmek yerine, kısa yoldan o işe etki edecek yan unsurları kullanmanın kabul edilebilir ve övülür bir yöntem olduğu (kültürel bir öge) yerlerde, birey ister istemez bu yöntemi takip eder. Çünkü kişinin ailesi, çevresi ve diğer referans grupları, kendi işlerini bu metoda göre yapmakta ve başarılı olmaktadırlar. Bireye etki eden toplumsal birimlerin hepsinin kişiden istediği davranış kalıplarını terk etmek, bu toplumda başarısızlık nedenidir. Eğer kişi, toplum tarafından kabul edilen davranış formunun yanlış olduğu kanaatine varır ve uygulamazsa toplum tarafından dışlanır ve hayatta başarısız olur. Herhangi bir işe girebilmek için gerekli olan ölçülebilir objektif kriterlerin olmadığı bir sistemde işe eleman alımlarında bireysel referans (torpil, iltimas, kayırmacılık) sisteminin kullanılması kaçınılmazdır.
“Torpil” Fransızcadan geçen bir kelime olup, “Bir projeyi batırmak amacıyla gerçek niyetini belli etmeden müdahale etme” anlamında olup Arapça eş anlamlısı iltimastır. İltimas ise “Birinin elini veya eteğini tutarak rica etme” manasına gelmektedir. İşe alımlarda objektif ölçülebilir kriterler bile olsa kültür gerektiriyorsa yardım için bu kurallar esnetilebilir. Kültürün aile ve akraba çevrelerine yardımcı olma ilkesi, ahlaki bir ilke olan hak ve adalet ilkesine göre uyarlanmazsa sonuç rezalet olur.
 
KÜLTÜREL DEĞERLER YOZLAŞABİLİR
 
Kültürel değerler bazen yozlaşabilir. İnsanlığın geneli tarafından kabul edilmiş ahlak ilkelerine üst değerler sistemi olarak bakıp, toplum tarafından empoze edilen davranış kalıpları bu üst değerlere göre ayarlanmazsa toplumsal yozlaşma gerçekleşir. Kültürel değerler, üst ahlaki değerlere göre belirlenir ve elimine edilirse bireyin kendisini adapte ettiği toplu formaları takip etmekte herhangi bir vicdan karışıklığı oluşmaz. Ahlaki ilkeler fıtri ve akli ilkelerdir ve ana hatları insanlık tarihi boyunca değişmez olarak kalır. En iyi örnek Musa aleyhisselamın on emridir.
Genel ahlak ilkelerinin, bazı toplumların bazı dönemlerinde neden uygulanmadığı ise kültür tarafından açıklanabilir. Kültürel değerlerin ana unsuru ‘toplumun duyuş ve düşünüş birliği’ olup bunun doğruluğu konusu sonra gelen ikincil bir mevzudur. Dolayısıyla ahlaki değerlerin kültürel değerlerin arkasından geldiği ve göz ardı edilebilir bir yapıya sahip olduğu toplumlarda bozulma ve çözülme dönemi başlar. İşe eleman alımlarının adaletli olması gerektiği konusunda herkes hemfikirdir, ama neden kimse inandığı bu kuralı uygulamaz? Burada otomatik olarak devreye giren öğrenilmiş kültürel toplu formlar karşımıza çıkar. Ahlaki olarak yanlış olduğu kesin olan iltimas, nasıl oluyor da toplumda yaygın ve kabul edilebilir bir uygulama haline geldiği sorusunun temelinde ahlaki kurallara göre oluşmamış kültürel yapı bulunmaktadır. Bunun çözümü bütün kültürel davranış, duyuş ve düşünüş biçimlerinin ahlaki kural ve ilkelere göre yeniden yapılandırılmasıdır.
 
DAYATILAN BATI KANUNLARI
 
Batı toplumlarına bakıldığında görülecektir ki uzun süren kargaşa, adaletsizlik ve ahlaksızlık sonucu öğrenilmiş olan zorunlu bir gidişatın gerekliliği, Batı vicdanında ve aklında, kanun ve nizam olarak belirmiştir. Batı toplumlarının ahlaki üstünlüğünden ziyade kanun, kural ve ilkelere göre düzenlenmiş bir toplumsal yapının varlığı takdire şayandır. Batı toplumu bu seviyeye, kötü tecrübenin kazandırdığı ferasetle gelmiştir. Bizim Batı’nın yaşadığı 250 yıllık düzen gerekliliği tecrübesini edinmemiz için fazla zamanımız yoktur. Kanunlarımızın Batı’dan alınmasına rağmen toplumsal yapımızın keşmekeşliğinin sebebi uygulama isteğimizin yokluğudur. Batı’nın kanunları halkın tecrübesiyle birlikte olgunlaşmış ve halk tarafından içselleştirilerek kültürel davranış formları hâline gelmiştir. Bizim Batı’dan aldığımız kanunlar ise aynen kurumlarımız gibi içi bize göre anlam ifade etmeyecek şekilde dayatılmıştır. Yani sorun kanun, kural eksikliği değil, kültürel olarak sebebi içselleştirilmemiş ve bir değer atfedilmemiş uygulama isteksizliğidir. Bundan dolayı her kanun bizim kültürümüzde, şahsi işimize yaramıyorsa göz ardı edilebilir. Kültürel değerlerimizin ahlaki ilkelere göre gözden geçirilip anaokulundan başlamak üzere toplumun her kesiminde gönüllü olarak uygulanabilir davranış formlarına dönüştürülmesi gerekmektedir. Toplu bir seferberliğe ihtiyacımız vardır: Ahlak seferberliği...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619044 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/619044.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT