BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

HOCAZADE MUSLİHİDDİN MUSTAFA: Sultan Fatih’in hocası

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook
Prof. Dr. Mustafa Çetin Varlık
 
Hocazade Muslihiddin Mustafa Anadolu topraklarında başta Fatih Sultan Mehmed Han olmak üzere pek çok büyük şahsiyete hocalık yapmış ve büyük bir ilim adamıdır. Ama son 200 seneden beri bu âlimler okul kitaplarında gençliğe öğretilmemektedir.
 
Hocazade kelam ilmi ile yakından ilgilenmiş, bu alanda eserler kaleme almıştır. İmam-ı Gazali’nin “Tehafütü-l Felasife” (Felsefenin Tutarsızlığı) adlı eserine benzer bir “Tehafüt” eseri kaleme almıştır.
 
Hocazade’nin günümüze kadar ulaşan on üç eseri mevcuttur.
 
 
 
İstanbul’un Fethi’nin yıl dönümü dolayısıyla Sultan Fatih’in ilim muhiti ve hocası; müderris, Kazasker Hocazade Muslihidin Mustafa Efendi’ye temas etmek iyi olacaktır… Hocazade Muslihiddin Mustafa (1434-1488) Anadolu topraklarında başta Fatih Sultan Mehmed Han olmak üzere pek çok büyük şahsiyete hocalık yapmış ve Kadızade-i Rumi, Kutbeddinzade İznikî, Kafiyeci, Emir Sultan, Molla Yegan gibi âlimlerin en büyükleri ile aynı çağda yaşamış biraz da onlardan sonraya kalmış büyük bir değerli ilim adamıdır.
Bursa’da yaşamış ve başta itikat, kelam, fıkıh, tefsir ve hadis olmak üzere çağının vazgeçilmez bütün İslamî ilimlerini tahsil etmiştir. Eserlerinin incelenmesinden onun din âlimliği yanında özellikle kelam ilmi ile yakından ilgilendiği, astronomi ve fen bilgilerinde derinliğinin olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda meteorolojik olaylarla da ilgilenmesi onun “Gökkuşağı” kitabını yazmasının bir neticesidir. Osmanlı ilim geleneğinin, o çağda bilinmesi gereken heyet ilmi, kıble tayini ve namaz vakitlerinin tespiti için gereken trigonometri, yer enlem ve boylamlarının tespiti için lazım topografya bilgileri ile ilgilendiği bir gerçektir. İlm-i nücum (gök bilimleri) gibi sahalarda toplumu aydınlatmış ve bizzat müftülük de yapmıştır. O devirde Bursa’da aklî ilimlerde olduğu kadar naklî ilimlerde de önemli şahsiyetler yetişmiştir. En önemlileri de Molla Fenari, Emir Sultan, Hocazade ve Molla Hüsrev gibi ilim adamlarıdır.
HOCASI İSTANBUL’UN İLK KADISI
Hocazade’nin hocası 1407’de Eskişehir’in Sivrihisar kazasında doğan Molla Yegan diye bilinen Hızır Bey’dir. Bu zat İstanbul’un fethinden sonra bu şehrin ilk kadısı (aynı zamanda belediye başkanı) olan şahıstır. Hocazade, babası tüccar olduğu için oğlunun da yanında tüccar olarak yetişmesini istemiştir. Ancak o ilim yolunu seçmiş ve başlangıçta çok geçim sıkıntısı çekmiştir. Hocazade üç padişah devrini görmüştür. Sultan II. Murad, Hocazade’nin kendisine arz edildiği sırada sefer hazırlığı yaptığından geçim sıkıntısı çekmemesi için onu geçici olarak seferden dönünceye kadar Kestel kadılığına tayin etti. Seferden döndüğünde de Bursa’daki Esediye Medresesine müderris tayin etmiştir.
 
SULTAN FATİH’İN HUZURUNDA MÜNAZARA
 
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul kadısı olan Hızır Bey’in tavsiyesiyle ilim adamlarını etrafına topladığını duyan Hocazade, Padişah ile görüşmek üzere İstanbul yolunu tutmuştur. Fatih’in Edirne’ye gitmek üzere olduğu bir sırada saraya ulaşmıştır. İlim adamı olan Vezir-i azam Mahmut Paşa (ö.1474) tarafından padişaha takdim edildi. Vezir-i azamın önceden onun faziletlerinden bahsetmesinden dolayı Hükümdar onu gıyaben tanıyordu. O esnada Fatih’in huzurunda Molla Zeyrek ve Molla Seyyid Ali arasında münazara yapılıyordu. Hocazade de münazaraya katıldı ve bu iki önemli âlime verdiği cevaplarla dikkati çekti. Bunun üzerine Padişah onu kendisine hoca tayin etmiş ve kendisinden dersler almıştır.
 
KELAMLA ALAKADAR OLDU
 
Hocazade kelam ilmi ile yakından ilgilenmiş, bu alanda eserler kaleme almıştır. İmam-ı Gazali’nin “Tehafütü-l Felasife” (Felsefenin Tutarsızlığı) adlı eserine benzer bir “Tehafüt” eseri kaleme almıştır. Muhatapları felsefeci Farabi ve İbn-i Sina onların da arkasında Yunan felsefesinin başlıca temsilcisi olarak gördüğü Aristotales’tir.
Tartışmalı konularda araştırmayı seven Fatih’in Ali et-Tusi ile Hocazade’ye İmam-ı Gazali hazretleri ile filozofların görüşleri arasında muhakeme yapmaları için bir kitap hazırlamalarını istemiştir. Tusi bu hususu, “Sultan bana İmam-ı Gazali’nin Tehafüt adlı eserine bakmamı ve mümkün olduğunca İmam-ı Gazali’nin üslubunda her iki grubun sözlerinde yani klasik kelamcılar ile felsefecilerin iki yolun temellerinde gördüğüm tashih, iptal, tercih ve zayıflık bakımından gözüme çarpanları yazmamı istedi” ifadesiyle anlatır. Hocazade 4 ayda, Tusi ise 6 ayda kitaplarını tamamlar ve teslim ederler. Değerlendirme sonucu Hocazade’nin kitabı diğerine üstün bulunur. Fatih her ikisine de on bin akçe verir. Hocazade’ye fazladan hediyeler de verilir. Tusi bunun üzerine memleketi olan Acem diyarına gider. Muhakemeyi seven Fatih’in bir başka konuda da isteği olmuştur. Fatih Kazasker (İslami konularda yetkili Divan Üyesi) olan Alaeddin Ali el-Fenari’ye; hakikat ilmini araştıran kelamcılar, sufiler ile filozoflar arasında bir muhakeme gerekir deyince Molla Fenari bu işin üstesinden ancak Molla Abdurrahman Camii (ö: 1492) gelir der. Fatih de Molla Camii’ye birçok hediyenin yanı sıra bir elçi gönderir ve bu işi yapmasını ister. O da bu üç zümre arasında altı meselede muhakemede bulunduğu bir kitap yazar. Bu meselelerden biri de varlık meselesidir. Bu konuyu anlatan kitabını Fatih’e gönderir ve şayet bu kitap makbul olursa diğer konuları da eklerim der. Fakat göndermiş olduğu kitap Fatih’in vefatından sonra İstanbul’a ulaşır.
 
FATİH SULTAN MEHMED’İN İHSANI
 
İlmî kariyerini beğendiği ulemaya karşı Fatih’in ihsanını anlatan en güzel olay Ali et-Tusi’ye ait olanıdır. Bir gün Fatih Tusi’nin bulunduğu medreseye gelir ve Tursi’den huzurunda ders yapmasını ister. O da mutat üzerine yerine geçer; Fatih de Vezir-i azam Mahmut Paşa ile birlikte sağ tarafına oturur. Öğrenciler de gelir ve Cürcani tarafından Şerh ül-Adud’a yapılan haşiyeyi okurlar. Ders esnasında Tusi, şimdiye kadar duymadığı incelikleri, bilgileri ve meselelerin çözüm şekillerini gösterir. Fatih, Tusi’nin bu hâlinden çok memnun kalır. Anlatıldığına göre çok heyecanlanır, çok sevinir Tusi’ye on bin akçe ve bir hil’at verilmesini öğrencilere de beş yüz akçe verilmesini emreder.
Fatih’in Zembilli Ali Efendi’ye yaptığı bir icraat da şudur: Edirne Haceriye Medresesi’ne günlük otuz akçe ile tayin edilen Ali Efendi’nin fakir olduğunu öğrenen Fatih, ilaveten beş bin akçe ve birçok elbise daha verir. (Taşköprizade, Şekayıku’n-Nu’maniyye)
 
FETİHLE İLİMLER GELİŞTİ
 
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesi üzerine Osmanlıda bütün İslami ilimler ve fen ilimleri çok gelişmiştir. Bu dönemde kelam ilmine dair eserler veren Fatih’in hocası müderris ve kazasker Bursalı Hocazade’nin “Tehafütü’l- Felasife”si önemli bir yer tutmaktadır.
 
FELÇLİ OLARAK VAZİFE
 
Sultan II. Bayezid, Hocazade’yi yüz akçe ile önce Bursa Sultaniye Medresesine, ardından Bursa Müftülüğüne tayin etti. Bu görevde iken ayaklarına ve sağ koluna felç geldi. Fetvalarını sol eliyle güçlükle yazmaya başladı. Padişah ondan “Şerh-ül Mevakıf”a şerh yazmasını istedi. O da daha önce bu kitapla ilgili olarak hazırladığı notlarını Fenari Hasan Çelebi’ye (ö.1486) verdiğini artık yeni bir haşiye yazacak güce sahip olmadığını söyledi. Buna rağmen Padişah ısrar edince haşiyeyi yazmağa başladı ama temize çekmeden 25 Şubat 1498 tarihinde Bursa’da vefat etti ve Emir Sultan mezarlığına defin edildi. Bu haşiyeyi talebesinden Molla Bahaeddin temize çekip ortaya çıkardı. Daha sonraki dönemde Şeyhül-İslam İbn-i Kemal (Kemal Paşazade) yazdığı eserlerle bu ekolü devam ettirmiştir.
Türk ve Osmanlı dönemlerinde de Müslüman olan ve olmayan ve devlete isyan etmeyen tebaanın (vatandaşların) istediği hak mezhebi seçmesi ve ona göre yaşaması serbesttir. Devlet kanunnamelerinde ise Hanefi-Maturidi hukuku esas alınmıştır. Sultan Fatih’in hocalarından âlim, mutasavvıf, tabip ve şair olan Akşemseddin hakkında meşhur hocamız Halil İnalcık, kırlarda ot-kökten ilaç yaptığı için tabipliğini bir kenara bırakıp, akıl almayacak şekilde onun hakkında maalesef “Şamanist bir Müslüman” diye televizyonlarda bilgi vermiştir. On dokuz ve yirminci yüzyılda yaşamış Osmanlı şeyhülislamlarından cumhuriyet döneminde Mısır Kahire’de yaşayan Mustafa Sabri Efendi’nin (ö.1954) de kelam üzerine Ehl-i sünnet Osmanlı geleneğini devam ettiren çok önemli bir eseri mevcuttur ve üzerinde doktora tezi yapılmıştır. Özellikle 1965 yılında Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’dan beri medreselerde okutulan derslerin içinde fen derslerinin de bulunduğu yazılmaktadır.
 
DİN ADAMLARI FENNE HÂKİMDİ
 
Son devir Osmanlı medreselerinden dahi yetişen din adamlarının fen bilgilerine hâkim olduğuna dair önemli bir hatıram mevcuttur. 1967 yılında Kadıköy Müftüsü Ahmet Mekki Üçışık, beni Kadıköy’de yemekli bir sohbet toplantısına götürdü. Göztepe’de emekli subay Cevat Yücemen’in köşkünde bir bahar günü uzun bir sohbet ve ilmî toplantı yapılmıştı. Bu sırada güneşin doğuşu-batışı, ayın hareketleri ve namaz vakitleri üzerinde uzun müzakereler yapıldı. Toplantıda o sırada İstanbul müftüsü bulunan Hamdi Elmalı da bulunuyordu. Fen bilgilerini de yakından ilgilendiren namaz vakitlerinin tespitinden güneşin doğuş ve batış vakitleri üzerinde derin konuşmalar yapıldı. Fen lisesi statüsünde bir liseden mezun olmam ve o sırada İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü fen bölümünde okuyup kurslarda matematik ve fizik dersleri vermeme rağmen konuları anlamakta çok büyük güçlük çektim. Son Osmanlı medreselerinde ve mekteplerinde ve özel hocalarda okuyan bu zatların fen bilgilerine hayran kalmıştım.
 
İMAM-I GAZALİ’NİN İZİNDE...
 
Hocazade, İmam-ı Gazali’nin “Astronomi ve geometri gibi bilimlerde doğru yol izleyen filozoflar, iş ilahiyat sahasına gelince yanlışa düşmüşlerdir” bilgisini aynen tekrarlar. Filozoflar peygamberlerin getirdikleri şeriatlara muhaliftirler ve filozoflara karşı İslam akidesini savunan İmam-ı Gazali gibi büyük âlimler övgüyü hak etmektedir.
Hocazade’nin yazdıklarına göre âlem yok iken Allahü tealanın irade sıfatının taallukuyla var edilmiştir. Bu ilke İmam-ı Gazali ve önceki geleneksel kelamcıların da savunduğu hadis (hudus-sonradan yaratılış) bilgisidir. Ve Hocazade bunu delillendirmektedir. İmam-ı Gazali gibi Hocazade de âlemi dilediği vakitte yaratan yaratıcının mutlak bir iradeye sahip olduğuna ve bu irade karşısında filozofların âlemin yaratılış vaktine ilişkin eleştirilerin anlamsızlığını dile getirir. Cenab-ı Hak dilediği zaman dilediğini yapar, fiili için bir gaye yaratması için bir illet tasavvur edilemez.
Hazret i Peygamberden de rivayet edilen bir hadis-i şerifte geçtiği gibi, “Allah var iken âlem yoktu.” (Buharii şerif). Âlemin varlığından önce tasavvur edilebilecek ve kendisine adem (yokluk) denen bir çeşit zamanın bulunmasını gerektirmez. Âlemin yaratılışı meselesindeki bu tahsis (sonradan yaratılma) meselesi İbn-i Sina ve İmam-ı Gazali sonrası kelam ve felsefe literatürünü uzunca bir süre meşgul etmiştir. Hocazade ve Alaaddin et-Tusi’nin “Tehafüt”lerinde de konunun çeşitli yön ve incelikleriyle uzun uzadıya ele aldığı görülmektedir.
 
“TEHAFÜT” ESERİ ALAKA GÖRDÜ
 
Kelamın ana konularından biri olan sıfatlar meselesinde de İmam-ı Gazali çok temel esaslara dayanarak filozoflara ağır ve kesin eleştiriler yöneltmektedir. Özellikle “Tehafüt” yazarı, İbn-i Rüşd’ün üzerinde önemle duracağı ve İmam-ı Gazali’nin “Tehafütü”nün on yedinci başlığı altında incelenen tabiattaki illiyet meselesi de sonraki literatürün önemli konularından biri olmuştur. Hocazede’nin “Tehafüt”ü ulema arasında çok büyük bir kabul görmüştür. Kâtip Çelebi’nin naklettiğine göre: İbnü-l Müeyyed ünlü kelamcı Celaleddin Devvani’nin (ö: 1502) halkasına katılmak için izin istediğinde Devvani kendisine bize ne hediye getirdin diye sorar. Kendisine takdim edilen Hocazade’nin “Tehafüt”ünü inceledikten sonra Devvani, “Allahü teala bu kitabı yazan şahıstan razı olsun. Beni büyük bir güçlükten kurtardı, eğer ben de bu konuda bir şey yazsaydım aynı sonuca ulaşırdım” demiştir.
 
GENÇLERE ÖĞRETİLMEDİ
 
Hocazade’nin günümüze kadar ulaşan on üç eseri mevcuttur. Bunların bazıları geniş kapsamlı bazıları da küçük risale (kitapçık) şeklinde ancak derin muhtevalıdır. Bunlardan bazıları üzerinde önemli çalışmalar yapılmıştır. Son 200 seneden beri bu büyük âlimler okul kitaplarında gençliğe öğretilmemektedir. Ancak son zamanlarda yapılan ilmî araştırmalar ve 10 sene kadar önce Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği Uluslararası Hocazade Sempozyumu ile ilgili tebliğler, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yayınlanmış olup takdir ve teşekküre layıktır.        
.....
Seçilmiş Bibliyografya:
Halil İnalcık, Mehmed II, Diyanet İslam Ansiklopedisi.
Saffet Köse, Hocazade Muslühüddin Efendi, Diyanet İslam Ansiklopedisi,
Uluslararası Hocazade Sempozyumu, 2010 Bursa
 
 
************************
RESİM ALTLARI:                
Hocazade’nin Fatih’le Tanışması ve Molla Zeyrek ile Münazarası ( resim)
 
Hocazade’nin Bursa Emir Sultan Mezarlığındaki Kabri ( resim)
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619141 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/619141.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT