BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GÜLBAHAR

GÜLBAHAR

Eğer ayrılmamış olsalardı annesi yaşayacaktı bu lüksün içinde... İşte o anda gözlerindeki pırıltılar değişti Gülbahar’ın. Kinle baktı Erdal beye. Perihan hanımın bütün tavırları sinirine dokunmaya başladı. Zavallı genç kadın hiçbir şeyden habersiz sofrayı hazırlıyordu...



Perihan hanım birden bire salona çöküveren tedirgin sessizliği neşeli bir sesle bozdu: - Evet, karnımız acıktı artık. Bugün Gülbahar’ın ilk günü olduğu için ona özel şeyler pişirdim. Genç kıza dönerek başını eğdi: - Yine de kusura bakma yavrum, işten geldikten sonra ne kadar yetiştirebildiysem... Genç kız “zararı yok!” gibilerinden bir şeyler mırıldandı. Erdal hayatından memnundu. Gülümseyerek bakıyordu herkese. Feride hanım ise yaşı ilerlemiş insanlara mahsus bir merakla inceliyordu torununu. Hani o hiçbir şeye aldırmayan bir tavırla, olduğu gibi, merakını gizlemeden... sonunda dayanamadı: - Kaç yaşındasın sen? Gülbahar irkildi. Saygıyla döndü yaşlı kadına: - On sekiz yaşını dolduracağım dört buçuk ay sonra... Tekrar önüne baktı. Buraya gelmemek için bunca direnmesinin nedenini açıkça anlayabiliyordu artık. Burada karşılaşmaktan korktuğu şeyler vardı. Kendisine nasıl davranılacağını, en önemlisi bu hiç bilmediği ortama nasıl ısınabileceğini bilmiyor, bunun korkusuyla kaçıyordu gelmekten. Şimdi ise nispeten rahatlamıştı. Özellikle Perihan hanımın cana yakın davranışları, kendisini bu kadını sevmemek için ne kadar şartlandırmış olursa olsun yine de sıcak bir şeyler hissetmesine neden olmuş, hatta bu yüzden bir ara kendine kızmıştı bile... Sadece Eda’nın tavırları beklediği gibi olmuştu. Soğuk ve kızgındı küçük kız. Sanki zorlamayla bir şeyler söylemişti geldiği zaman. Onun bakışlarındaki öfkeyi anlamamak mümkün değildi. Bu ev çok güzel bir evdi. Kendisinin on sekiz yılını geçirdiği küçük daireyle kıyaslandığı zaman adeta bir saraydan farksızdı. Hayallerinde yaşattığı bir ortamdı şu anda bulunduğu. Garip bir sızı duydu yüreğinin derinliklerinde. Eğer ayrılmamış olsalardı annesi yaşayacaktı bu lüksün içinde. İşte o anda gözlerindeki pırıltılar değişti. Kinle baktı Erdal beye. Perihan hanımın bütün tavırları sinirine dokunmaya başladı. Zavallı genç kadın hiçbir şeyden habersiz sofrayı hazırlıyordu: - Köfte ve patates yaptım Gülbahar, sever misin? Genç kız çatık kaşlarını kaldırdı asabi bir tavırla: - Ben yemeyeceğim, karnım tok. Nerede kalacaksam oraya gitmek istiyorum izninizle... Perihan hanım şaşırmıştı. Elinde tabaklarla masanın yanında kalakalmıştı. Bir şeyler söylemek istedi ama ağzından kelimeler çıkmadı. Erdal bey usulca kalktı oturduğu yerden. Sakin bir tavırla: - Bu evde akşam yemeklerinde ev halkı mutlaka sofraya oturur Gülbahar! Böyle bir alışkanlığımız var. Bu andan itibaren sen de bu evin halkından olduğuna göre bu adete uymak zorundasın kızım. Eğer karnın toksa fazla yemezsin. Ama sofraya oturmak zorundasın. Genç kız yerinden bir ok gibi fırladı: - Ben bu aileden değilim. Hiç birinizden değilim. Feride hanım gözlerini fal taşı gibi açmıştı bu haykırış karşısında: - Hayırlar olsun!.. Gülbahar çıldırmış gibi bağırıyordu: - Buraya neden geldiğimi de bilmiyorum. Şu hale bak! Ne işim var benim burada? Erdal bey eliyle karısına işaret ederek sakin olmasını belirtti. Sonra hafif bir tebessüm yerleştirdi dudaklarına: - Yoksa kendini buraya ait hissetmiyor musun kızım? Burası senin evin. Ben de senin babanım. Sen bunu ne kadar istemesen de ben senin babanım. Biliyorsun, insanların ailelerini seçmek gibi bir lüksleri yoktur. Ne çıkarsa bahtına misali... Senin de şansına ben çıkmışım. Kızgınlığın bana biliyorum ama gördüğün gibi herkes nasibini alıyor bu öfkeden. Bu haksızlık... Yutkundu. Sevgiyle bakıyordu genç kıza. Gülbahar yaptığı yanlışı anlamış, utanarak başını önüne eğmişti...  Yemek son derece gergin geçmişti. Gülbahar babasının yumuşak bir sesle ama kesin bir dille söylediklerinden sonra isyanını uzatmanın bir anlamı olmayacağını anlayarak susmuş, gece boyunca da hiç konuşmamıştı. Eda sofraya indiği zaman yan gözle bakmıştı ablasına. Sonra mağrur bir tavırla, her zamankinden daha abartılı bir şekilde babasıyla ve annesiyle konuşmaya başlamış, onların alışkın oldukları şımarıklıklarını yapmıştı. Sanki bu birden bire hayatlarına giriveren genç kızı kıskandırmak istiyordu. Olgun ve akıllı iki insan olan Perihan hanım ve Erdal bey küçük kızlarının maksadını anlamış olacaklar ki tedirgin bir şekilde Gülbahar’ın tepkilerini süzüyorlardı. Öylesine güç bir durumda kalmışlardı ki... Eda’ya hareketlerinde daha kontrollü olmasını ikaz etseler gururu kırılacak, kötü sonuçlar doğuracaktı. İkaz etmeseler Gülbahar kötü durumdaydı. Erdal bey yemek olayını uzatmanın bir anlamı olmadığına karar vermiş olacak ki, daha tatlısını yemeden kalktı masadan: - Ellerine sağlık Perihan. Bir kahve içerim bunun üstüne... *DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT