BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Hatice kan davasının küçük maduresiydi. Korku ve endişe dolu yıllar küçük kızda psikolojik problemler meydana getirmişti. Uykuda iken bazen korkuyla ağlayarak uyanırdı. Mihriban yavrusunu o zaman bağrına basar tekrar uyutabilmek için gayret gösterirdi...



Minibüs toz kaldırarak yoluna devam ederken, Mihriban çocukluğunun ve genç kızlığının geçtiği bu topraklarda yüreğinin bir parçasını bıraktığının farkındaydı. Karacabelen köyü arazisinin her karışında onlarca anısı vardı. Her anı tazelendi, hatıralarını yeniden yaşar gibi oldu. Gurbetin acısını ancak yıllardır hasret kaldığı eşine kavuşmak unutturabilirdi. Onun için minibüsün süratle ilerleyişi içindeki birçok umudun yeşermesine neden oluyordu. Cemal büyük bir mahcubiyet içindeydi. Gençlik çağına yeni adım atacak olan Cemal yıllarca çekilen sıkıntı ve acılara ortak olmuştu. Her ânı korku ve tedirginlikle geçen yıllar, küçük çocuğu yaşından daha fazla olgunlaştırmıştı. Hüzünlü bakışlarla seyrediyordu etrafı. Cemal’in hayatı bu zamana kadar iki safhada bugüne gelmişti. Babası ailenin başında olduğu yıllar. Babasının hapiste olduğu yıllar... Babasıyla geçirdikleri yıllar mutlu yıllardı. O zaman hiçbir şeyden çekinmez korkmazdı. Babasının kuru soluğu cesaret verirdi tüm aileye. Abuzer her ne kadar baskı yapıp terör estirse de babası cesaret verirdi. Ama babası, İbrahim’i vurup hapse düşünce korkup, sinmişti. Gece yatağına yatarken korkudan uzun müddet gözlerine uyku girmezdi. Dedesiyle tarlaya giderken hangi taşın altından Abuzer çıkacak diye endişe duyarlardı. Samanlığın yakıldığı günü hiç unutamamıştı. Yükselen bir duman görse “acaba evimizi mi yaktılar” diye endişeye kapılırdı. Babasına kavuşacağı için sevinçliydi. Ama babasız yıllarında kendilerine kol kanat geren dedesi ve babaannesini bu aç kurtların arasında bıraktıkları için gözleri arkada kalmıştı... Hatice kan davasının küçük maduresiydi. Korku ve endişe dolu yıllar küçük kızda psikolojik problemler meydana getirmişti. Uykuda iken bazen korkuyla ağlayarak uyanırdı. Mihriban yavrusunu o zaman bağrına basar tekrar uyutabilmek için gayret gösterirdi... Minibüs Durmuş eniştenin talimatıyla kasabaya girmeden direkt Erzurum yoluna girmişti. Kasabada bir gören olabilirdi. Eğer Abuzer, Hüseyin’in çocuklarının kaçtığını hissederse yola birkaç tane araba çıkarır önlerini keserek, Gidişlerini engellerdi. Zira o bilirdi ki karısı ve çocukları Hüseyin’in yanına giderse o, bir daha köye dönmezdi. 8 yıldır öldürmek için Hüseyin’in yollarını bekleyen Abuzer’e bundan daha büyük eziyet olamazdı... Araba asfalt yola girince daha fazla sürat yapmaya başlamıştı. Şoför Mustafa işin bilincinde olduğu için sabah ilk otobüse kıymetli yolcularını yetiştirmenin çabası içindeydi. Nitekim erken saatte Erzurum otogarına ulaşmışlardı. Otogarda Mihriban ve çocukları minibüste beklemiş Durmuş Enişte daha önceden ayırttığı biletleri gidip almıştı... Otobüs hareket edene kadar minibüste oturdular. Durmuş Enişte ve şoför Mustafa birlikte yükleri otobüsün bagajına yerleştirdiler. Otobüs çalışınca da Mihriban ve çocukları bir çırpıda otobüse bindirdiler. Bu esnada Durmuş Enişte etrafı kolaçan etmiş, Abuzer ve yakınlarından kimse var mı yok mu araştırmıştı. Mihriban’ın tedirginliği otobüse bindikten sonra da bir müddet devam etti. Yolcular hep birlikte kendilerini izliyormuş zannediyordu. Otobüsün hareket ettiği ileriki saatlerde bu tedirginliği sona erse de otobüsün yavaşlaması veya durması yüreğini ağzına getiriyordu. Abuzer önlerine çıkarsa ne yapar ne ederlerdi. Bu korku Sivas’a kadar devam etti. Sivas’tan sonra Abuzer korkusu gitti... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT