BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Küçük Serdar, en az yarım saattir sabırsızlıkla babasının hazırlanmasını bekliyordu. Çok heyecanlıydı. Babasından çoktandır istediği sarı çizmelerine nihayet kavuşacaktı. Onları ablası ile çarşıda gezerken bir kunduracının vitrininde görmüşlerdi.



Sarı çizmenin sırrı Küçük Serdar, en az yarım saattir sabırsızlıkla babasının hazırlanmasını bekliyordu. Çok heyecanlıydı. Babasından çoktandır istediği sarı çizmelerine nihayet kavuşacaktı. Onları ablası ile çarşıda gezerken bir kunduracının vitrininde görmüşlerdi. Genellikle sarı renk hakim olmasına karşılık, ökçesi kahverengi boyalı idi. Boğaz kısmına yeşil bir şerit çekilmiş, bu şeritten yine yeşil ve aşağı uzayan çizgilerle “A” harfi işlenmişti. Bu harfin ne anlama geldiğini sorduklarında,kunduracı “Afacan” kelimesinin baş harfi olduğunu belirtmişti. Çünkü, çizmenin içinde Afacan Kunduraları yazıyordu. Daha o günden beri söyleye söyleye babasını bıktırmıştı. Babasının; “altı kauçuklu ayakkabın, içi pamuklu çizmen var” dediğini duymuyordu bile. Sarı çizmeler diyordu da başka bir şey demiyordu. Babacığım, hazır mısın? Sonunda babası kabul etmek zorunda kalmıştı. Çünkü Serdar’ın isteği olmayınca kendini yerden yere attığını, bir kez küsünce yemek dahi yemediğini çok iyi biliyordu. Serdar sokak kapısından başını uzatırken: -Babacığım hazır mısın, diye seslendi. Babası Selim Bey banyodan: -Tıraş oluyorum, diye cevap verirken düşünüyordu. Serdar’ın bu isteklerine bir dur demek lâzımdı. Ama, onun kırılmasını da istemiyordu. Disiplin ve eğitimin dayak yoluyla değil de, karşısındakini ikna ederek benimsetilmesi görüşündeydi. Nihayet Selim Bey hazırlanmıştı. Dışarı çıktılar. Yalnız, Selim Bey’in, Serdar’a bir şartı vardı. Çoktandır ayaklarını bile sokmadığı kauçuk tabanlı ayakkabılarını bir fakire hediye edecekti. Bunun için ara sokaklardan geçtiler. Sonunda aradıklarını bulmuşlardı. Serdar’dan biraz uzun, fakat çelimsiz bir dilenci çocuk köşede dileniyordu. Eli yüzü kir içinde, elbiseleri yırtık pırtıktı. Ayağında ise parmak uçları delik ve parça parça olmuş bir kundura vardı. Serdar yaklaştı ve yanında getirdiği paketten ayakkabıyı çıkartarak dilenci çocuğun önüne attı. Çocuk şaşkın şaşkın bakıyordu. Serdar sarı çizmelerine kavuşmanın hayaliyle: -Bunlar senin, diye seslendi. Çocuk daha da artan bir şaşkınlıkla, bön bön bir Serdar’a bir ayakkabılara bakıyordu. Selim Bey yaklaştı ve: -Haydi oğlum, giy bakalım ayakların dedi. Bunun üzerine çocuk ayakkabılardan birini kaptı, ayağını soktu, fakat ancak parmakları girebilmişti. Çocuğun ayakları çok büyüktü, vücudu ise çok zayıf kalmıştı. Dilenci çocuk baktı ki ayakkabı küçük, boyun bükerek ağlamaklı bir sesle mırıldandı: -Ayağıma olmuyor. Bir daha asla! Ayakkabıları aldılar. Serdar babasına baktı, üzüntüsü yüzünden okunuyordu. Yürüdüler. Birkaç sokak geçtikten sonra, bir fakir çocuk daha görmüşlerdi. Bu, dilenci değildi. Üç tekerlekli sakat arabasına oturmuş, önündeki bir sehpaya yerleştirdiği ayna, tarak, sakız gibi şeyler satıyordu. Asıl yardım edilecek birini bulmuşlardı. Sevinçle yaklaştılar. Serdar yine ayakkabıları uzattı, yumuşak ve tatlı bir sesle: -Bunları sana versem kabul eder misin?dedi. Çocuk başını eğerek, belden aşağısını örten battaniyeye baktı, sonra dolu dolu gözleriyle Serdar’ı ve Selim Bey’i süzerek: -Benim ayaklarım yok ki, diye inledi. Battaniyeyi kaldırmış, dizlerinden aşağısı olmayan bacaklarını gösteriyordu. Serdar, beyninden vurulmuş gibi olmuştu. Bir şeyler söylemek istedi,dudaklarından dökülen seslerden kendisi de bir şey anlamadı. Ağlayarak, oradan koşarcasına ayrıldı. Selim Bey peşinden yetişti ve kolundan tuttu. Beraber hızla uzaklaştılar. Serdar bir daha sarı çizmelerin sözünü bile etmedi. ¥ Hüseyin ÖZKAYNAKÇI SİVAS A gülüm A gülüm Düş arttığı şafaklarda Dağlara savrulan külüm Tül saçları dolaşırken baharın Gün yanığı sinelere sor beni Eğer cevap alamazsan vur beni A gülüm Benzi soluk kuşluklarda Dertle mühürlenir dilim Sükutu sinesine basıyorsa bülbüller Seherde çığlık çığlık susuyorsa bülbüller Kanadı kırık turnalara sor beni Eğer cevap alamazsan vur beni A gülüm Ter kokulu öğlenlerde Gölgemi sürükler yelim Hasret ki iplik iplik örüyorsa yolları Ve hüzün öbek öbek bürüyorsa yolları Gurbet kokan kınalara sor beni Eğer cevap alamazsan vur beni A gülüm Sığıntı ikindilerde Gölgeleri okşar elim Gözlerini kaparsa tüm çiçekler Karanlığı öperse tüm çiçekler Yeşil başlı sunalara sor beni Eğer cevap alamazsan vur beni A gülüm Rüzgar renkli akşamlarda Geceye benzer ölüm Çıplak çocuklar gibi üşüyorsa yıldızlar Ve kayıp birer birer düşüyorsa yıldızlar Yaşanmamış senelere sor beni Eğer cevap alamazsan vur beni A gülüm Gün yorgunu gecelerde Düş yurduna varıyor yolum Kirpiğine yağmurlar yağıyorsa gecenin Ve düşlerin avucuna sığıyorsa gecenin Kucağı boş analara sor beni Eğer cevap alamazsan vur beni ¥ Talat ÜLKER / GÜMÜŞHANE Bensizlik Yıllar sonra bir gün hüzünlendiğinde Dinmeyen yaşların varsa gözlerinde Bir acı duyarsan eğer yüreğinde Bil ki canım, bensizliğin acısıdır. Çok isteyip de kimseyi sevemezsen Saraylarda, köşklerde mutlu değilsen Uyku tutmaz, gecelerde dertlenirsen Bil ki canım, bensizliğin dertleridir. Kalabalık caddelerde yalnızcasına Yürüyorsan, boynu bükük, tek başına Ben sanıyorsan her çıkanı karşına Bil ki canım, bensizliğin hayalleridir ¥ M.Fatih HAFIZOĞLU / ORHANELİ Yeşil kalsın umutlar Hangi cesaret beni kapına dayandırdı Gönlümde açan çiçek, baharı uyandırdı Nasıl dur derim şimdi, yeşeren umutlara Hülyalı bakışların, beni çoktan uyandırdı Firar etmiş mahkumum, sevgiler ülkesine İçim yandı oturdum, resminin gölgesine İnan hain değilim, zarar veremem sana Bil ki dünden hasretim gönlünün ilgisine Çölde serap gibiyim, susuz, bitkin kalmışım Gözlerinde güneşten yangınları almışım Uzak dur deme sakın, bana bahar çiçeğim Binbir gece masalı gülyüzüne dalmışım Müjdeleri alırsam, umutla güleceğim Dizlerinin önünde sessizce öleceğim Yeşil kalsın umutlar, koparma biriciğim Nasıl gelirsen kabul, seni bekleyeceğim. ¥ Nuray KALAFAT/ İSTANBUL ...gülümseyişi vardır kışların donup kaldığı bir yer vardır, baharı çağırırken. karşında büyüyen bir dağ vardır.. yüreğine sığmayıp taşanın görüntüsü. çiğ düşmüş bir kır uzanır yamaca, içinde taze bir sızı vardır.. zavallı umutlarla öldürücü, ruhunun hiç bir yere yakıştıramadığı bir türlü, ...gülümseyişi vardır ¥ Halis TAMKOÇ / ANKARA Bir de seni düşündüm demeyeceğim Bu akşam Çocukluğumun masum düşlerini düşündüm Babamın kör bıçağıyla ucunu yonttuğu Kurşun kalemim hiç hüzün yazmıyordu Yağmurdan, rüzgardan ve buz tutan gecelerden Bananeydi Bin sözcüğün bir para etmediği Sevincimin Cebimdeki misketlerde saklı olduğu Çocukluğumu düşündüm Ne çabuk da ayrıldı yollarımız Bir de bu günümü düşündüm Vagonlar gibi birbirini çeken yıllar Ateşlemeye başladı artık Yalnızlığımın dinamitini Boy atmaya başladı içimde Bir yanımda bastıramadığım isyan Bir yanım tutarsız Çıplak yakamozlar gibi hissediyorum Nedendir hep tedirgin oluşum sanki Açılmayı bekleyen bir konserve gibi Sahil gazinolarını düşünüyorum Muhakkak taverna müziği çalıyordur İnceden buğulu tarafından Romanların tadı tuzu kalmamış Acıyla, sevinç içiçe Balıkçı teknelerinden sarhoş türküler duyuyorum Dertleşecek bir sokak lambası da yok Anlatsaydım biraz Ayaklarım yapayalnız Ama ben kanat çırpan Beyaz güvercinleri düşünmedeyim Bir de seni Hayır bir de seni düşündüm demeyeceğim Yalan olur Hiç aklımdan çıkmıyorsun ki. ¥ Erkan ÇAMURLU Ebülfez Elçibey’e... Nöbetin güvende sen rahat uyu Yaktığın ışığı söndürmeyeceğiz Hürriyet sevdalısı Kafkas kartalı Başlanan yarışı durdurmayacağız. Bu kez misafirliği çok kısa tuttun Bu son yolculukta bizi ağlattın Cennet mekan olsun ebedi tahdın Yaktığın meşaleyi söndürmeyeceğiz. Milletin kalbinde sen bir semboldün Bayrak taşımaya hep önder oldun Milletime sonsuz acılar verdin Meşaleni yere indirmeyeceğiz. Andımız sayarız senin andını Kalbimize yazdık inan adını Yaslara bıraktın ana yurdunu Seni hiç bir zaman unutmayacağız. Tabutun peşinde binler yürüdü Gözyaşları sessiz sessiz süzüldü Ozan Seyfi der ki, sen rahat uyu Bıraktığın yere indirmeyeceğiz. ¥ Ozan Seyfettin ÇOBAN / ANKARA
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT