BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Hüseyin evlatlarını bağrına basarken sel olup akan gözyaşlarına hakim olamamıştı. İnsanoğlu sadece kan, kemik ve etten yaratılmış bir mahluk değildi ki!.. İnsanı insan yapan duygularıydı. İşte bu duygular yılların hasreti, çilesi, ıstırabını dile getiren duygulardı...



Hüseyin’le dalga geçenlerden bir diğeri ceketinin omzunu yakalamıştı. - Haydi arkadaşlar Hanzoyu denize atıyoruz, ancak ateşi bu şekilde söner bunun... Bir anda sekiz el birden yaka-paça etmişti denize doğru götürmeye başlamışlardı... Akçakoca düzü gözlerinin önüne geldi bir film şeridi gibi. İbrahim’in ağzı köpükler saçmaya başlamıştı. Abuzer’i kan tutmuş ayaklarının bağı çözülmüş gibi yere yığılmıştı... Denize atılmasına ramak kalmıştı ki uzun boylu adının Haluk olduğunu orada öğrendiği gencin hayalarına bir tekme vurdu. Haluk, Hüseyin’in bacaklarından tutup denize çekmekteydi. Tekmeyi yiyince arkası üstü denize yuvarlanmıştı. Hüseyin can havliyle bütün acı kuvvetini kullanıp kollarından tutmakta olan gençleri de savurup atmıştı. Haluk’un denize düştüğünü gören öbür gençler daha fazla üzerine gelemediler. Sadece top sakallı olanı arka cebinden bir sustalı çıkardı daha açmadan Hüseyin’in yüzüne doğru savurdu. Bunu hiç beklemiyordu. Bu gençlerle hiçbir alıp veremediği yoktu. Eğer geri çekilmese bıçağı boynundan yiyecekti. Zaten ayakta durmakta zorlanan top sakallıya kuvvetli bir tekme vurunca o da denizde çırpınmakta olan arkadaşının yanını boylamıştı. Şu anda kendini tutmakta olan kimse görünmüyordu. Ordan bir an önce uzaklaşması gerektiğinin bilinciyle adımlarını sıklaştırıp yoldan geçmekte olan bir taksiye işaret edip, bindiği gibi otogarın yolunu tuttu...  Beklediği otobüs normal saatinde otogara giriş yapmıştı. Hüseyin uykusuz ve stresli geçirdiği gecenin sonunda harap ve bitap düşmüştü. Uzunca bir müddet yazıhanede sandalyelerin üzerinde uyukladı. Otobüsün geldiğini yazıhanenin hareketlenmesinden anlamıştı. Doğruca otobüsün yanına gidip mahmur gözlerle ciğerparelerini aramaya başladı. Arka taraftan en son iniyordu Mihriban ve çocukları... Öylece bakakaldı sevdiğine... Gelin olup ata bindiği günki kadar güzeldi Mihriban. Hele aradan geçen yıllar ona karşı olan sevgisini ziyadeleştirmiş olmalı ki genç kızlığından daha güzel gelmişti ona. Kalın kara kaşları, simsiyah ceylan gözleri beyaz tülbentin içinde tablo gibi görünüyordu... Çok zayıflamıştı sadece. Sanki bir dal gibi kalmıştı. Kahır çekmek kolay değildi. Mihriban otobüsün basamağında, Hüseyin yerde uzun bir müddet bakıştılar. Bu bakışlarda sevda vardı. Hasret, muhabbet herşey vardı. Ve bu bakışların anlattığını binlerce lisan anlatamazdı. Annesinin arkasındaki Cemal’ in dürtüklemesiyle kendine gelen Mihriban indi aşağıya. Aşağıya inerken elinden tutmuştu Hüseyin. Karısının elinin hücreleriyle, Hüseyin’in hücreleri hasret giderircesine kaynaşmışlardı sevda dolu ellerde... Onlarca insanın arasında kocasının boynuna atılıp sarılmaya sıkılmıştı Mihriban, zaten buna gerek kalmamıştı bakışlarıyla halletmişlerdi bu işi. Esas kucaklama faslı önce Cemal’le peşinden de Hatice’yle olmuştu. Hüseyin evlatlarını bağrına basarken sel olup akan gözyaşlarına hakim olamamıştı. İnsanoğlu sadece kan, kemik ve etten yaratılmış bir mahluk değildi ki!.. İnsanı insan yapan duygularıydı. İşte bu duygular yılların hasreti, çilesi, ıstırabını dile getiren duygulardı. Hatice bile daha aklı doğru dürüst ermediği halde belki de içgüdülerinin tesiriyle olacak babasının boyuna sımsıkı sarılmış hüngür hüngür ağlıyordu... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT