BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eko life

Eko life

Aroma’nın Ömer Amcası /1968 yılından beri Bursa’da üretim yapan Aroma’nın başında çok renkli bir simaya sahip olan “yaşlı bir çınar” duruyor.Aroma Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Duruk, tam 81 yaşında ama 25’lik delikanlı gibi kıpır kıpır.. Aroma bünyesinde ona patron gözüyle bakılmıyor. Kime sorduysak, herkes ona “Ömer Amca” diyor. İlkokul mezunu ama 66 senelik iş hayatı tecrübesi ile gerçek bir duayen... 14 yaşında vergi birincisi olmuş. Evi var ama evde kalmıyor... Bir işçi gibi, çalışanları ile birlikte lojmanda yatıp kalkıyor. Hem Aroma’nın hem Türkiye’nin geleceğine yönelik projelerini dinlediğiniz zaman, Ömer Duruk’un 81 yaşında olduğuna insanın inanası gelmiyor. Ekonomik krizden fazla etkilenmediklerini söylüyor ama kur farkından dolayı bir miktar zararlarının olduğunu da kabul ediyor. Antalyalı olan Ömer Duruk, başarısının sırrını “Çalışmak, çalışmak, çalışmak” diye özetliyor. Ömer Duruk, “Dürüst şekilde çalıştığınız zaman elde edemeyeceğiniz başarı yoktur” diyor. Sürekli yeni projeler üretiyor Ömer Duruk... 1991’de yaptığı yatırım ile günlük 20 bin ton olan meyve işleme kapasitesini 100 bin tona, yıllık 50 milyon olan şişeleme kapasitesini ise 500 milyona yükseltmiş. Almanya’dan Amerika’ya kadar dünyanın pek çok bölgesine Türk markası altında Aroma’yı içirmeyi de başarmış... Son iki yıldır da Bursa’da Kurum Vergisi rekortmeni listesinde ikinci sırada bulunuyor. “Allah ömür verirse, sıra birincilikte” diyor. “Yaşlı çınar” Ömer Duruk, bugünlerde Aroma’nın yeni ürünü “karışık meyve suyu”nu piyasaya çıkarmanın keyfini yaşıyor. Duruk, “Bu yeni ürünle ilgili olarak da büyük ümidimiz var. Hem ambalajlarımızı yeniledik hem de yeni ürünlerimizle meyve suyu sektörüne yeni bir soluk getirdik” diyor. Ömer Duruk, geçen yıl gösterdikleri başarı ile İSO’nun 500 büyük kuruluşu arasında 286. sıraya yükseldiklerini de belirtiyor. Türkiye’nin böylesine başarılı ve ülkesini düşünen işadamlarına her zaman ihtiyacı olduğunu düşünerek, Ömer Duruk’a daha nice ömürler diliyoruz.



Vali Çakır’ın LPG isyanı İstanbul’da yaklaşık 600 dolayında benzin istasyonu bulunuyor. Bunların en az yarısında LPG dolum istasyonları mevcut. Bu istasyonların yarısına yakını kadarı da, ruhsatsız olarak faaliyet gösteriyor. Yerleşim açısından, güvenlik açısından hiçbir yeterlilikleri olmayan bu istasyonlar, bütün cezai yaptırımlara rağmen faaliyet göstermeye devam ediyor. Bunlar, Sanayi Bakanlığı’ndan bir yetkilinin ifadeleri... Önceki hafta içerisinde, bu ruhsatsız LPG istasyonlarından biri patlayınca, acı gerçeği bir “tokat” gibi yine suratımıza yedik. Ruhsatsız LPG istasyonlarına karşı son derece duyarlı olan İstanbul Valisi Erol Çakır, bu patlamanın ardından hemen bir genelge daha yayınladı. Bu konuda daha önce 3 kez genelge yayınlayan Vali Çakır’ın dördüncü genelgesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, Emniyet Müdürlüğü’ne, 32 ilçe kaymakamlığına, ilçe belediye başkanlıklarına, Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü’ne, Denizcilik İşletmelerine, LPG dağıtım şirketlerine gönderilmiş. Çakır’ın bu ilgili yerlere 4 Eylül’de gönderdiği son genelgede sitem dolu bir ifadesi var: “...Ancak son zamanlarda basında yer alan haberlerden daha önce 3 kez yazdığımız yazılar ile bildirilen hususların uygulanmasında gerekli hassasiyetin gösterilmediği anlaşılmaktadır.” Öğrendiğimize göre, ruhsatsız LPG istasyonları tespit edildikten sonra Valiliğin emriyle idari para cezası veriliyor ve firma hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuluyor. Belediyelere yazı yazılarak bu firmaların faaliyetlerine son verilmesi isteniyor. Hatta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurularak bu firmalara LPG verilmemesi talep ediliyor. LPG dolum şirketlerine de aynı yönde istekte bulunuluyor. Anlaşılan o ki, bu saydığımız birimlerin hiçbiri Vali Erol Çakır’ın genelgesini “kaale” almıyor. Çünkü ruhsatsız LPG dolum tesisleri, halkın sağlığını tehdit edercesine halen faaliyetlerine devam ediyor. Ruhsatsız bu “bombaların” nasıl faaliyet gösterdiğine dair acı gerçeği ise bir yetkili bize özetliyor: “İşin çözümü belediyelerde. Onlar izin vermeseler bunlar çalışamazlar. Uyarımız üzerine belediyeler bu tesislere baskın yapıyor. Partiye yardım, spor faaliyetlerine yardım adı altında bunlardan kendileri de bir ceza kesiyor. Ondan sonra bu ruhsatsızların faaliyet göstermesine göz yumuluyor. Belediyeler bunlara göz yumdukça ne genelge, ne ceza, hiçbiri işe yaramaz.” Umudun adı deniz Türkiye, denizlerinin kıymetini bilmiyor. Oradan gelecek milyar dolarları hayal bile edemiyor. Ama size bir örnek vereyim de, denizden nasıl para kazanılır görün... 1990 yılında 33 milyar borçlu olan Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş.’nin bugünkü zararı yıllık 17 trilyonu aşmış. TDİ, birçok KİT gibi Özelleştirme İdaresi’nin bünyesine teslim edilmiş ancak sürekli zarar etmesi ve yıllardır köhnemiş yapısı yüzünden kimse buraya el atmaya cesaret edememiş. Bugüne kadar diyoruz, çünkü artık bu kurumun başında çağdaş yaklaşımları ile birçok kalıbı kıran bir yönetici var: Erkan Arıkan... Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü Arıkan’ı, İstanbullu yakından tanıyor. İyice köhnemeye başlamış olan şehir hatları vapurlarını eline yüzüne bakılır hale getiren o. Emirgan İskelesi gibi tarihsel ve kentsel işlevi yüksek girişimleri başlatan da. Ve İstanbullu’yu yeniden o güzelim boğazıyla buluşturmak için Barış Manço gemisiyle “Mehtaplı Geceler”i meydana çıkaran da... Erkan Arıkan, kurumuna bir şeyler kazandırmak gibi oldukça tehlikeli olan işlerle uğraşan kararlı, genç ve dinamik birisi... Arıkan, bir ilke daha imza atmış. Yıllardır sefer yapan lüks yolcu gemilerinden Ankara Feribotu’nun restaurant, bar, kafetarya, gece kulübü, büfe gibi zarar eden hayati alanlarını özelleştirmiş. Yıllık kiralama bedelinin yanı sıra tüm kamara hizmetlerini de işletici firmaya bedelsiz olarak yükletmiş. Ayrıca firmayla yapılan sözleşme gereği hatırı sayılır bir reklam geliri elde etmeyi hedeflemiş ve A sınıfı müşteri grubuna hitap eden havaalanlarında TDİ’nin ücretsiz reklamlarını bir yıl boyunca yayınlatmayı garanti altına almış. Geminin mülkiyeti ve tüm bilet satış hakları ise, yine TDİ’ye kalmış. TDİ, Ankara Feribotu’nun işletme özelleştirmesini gerçekleştirirken kimseyi işten atmamış. Sırf bir geminin işletme özelleştirmesiyle birlikte kurumun bir yıl içinde 1 trilyonu aşkın tasarrufu sağlayacak olması ise, 17 trilyon zarar eden bir yapı için oldukça önemli bir gelişme olsa gerek. Bu arada servis hizmetlerini yürüten Berpa şirketinin iyi organize olması ve güleryüzlü çalışanları da özelleştirme sonucunda hem kalite getirmiş hem de sıcaklık. Genel Müdür Arıkan’ın beklentisi ve hedefleri büyük. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman gösterecek. Arıkan gibi insanlar sayesinde gün gelecek dünya sularında Türk bandıralı dev yolcu gemileri gezecek. Arıkan, karınca misali başlamış, umarım başarır... Çünkü, ben Türk müteşebbisine güveniyorum. Yeter ki, onlara bir fırsat sunalım ve önlerindeki engelleri kaldıralım. İstanbul çöktü Sayın Başbakan! İki hafta bu köşemizde, Başbakan Ecevit’in Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan, Türkiye genelinde kapanan-açılan şirketler ile işsiz kalanların sayısı hakkında rapor istediğini yazmıştık. Ecevit, daha sonra yaptığı bir basın toplantısıyla bizi doğrulamıştı. Gerçi Başbakan bunun sonuçlarını açıklamadı ama biz sadece İstanbul’dan Ecevit’e gönderilen rakamları ele geçirdik. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın İstanbul’a yönelik Ecevit’e gönderdiği rakamlar 2000 yılı Ağustos ayı ile 2001 yılı Ağustos arasını kapsıyor. Buna göre, İSO’ya kayıtlı 578 işyeri kapanmış ve 19 bin 384 kişi işsiz kalmış. İTO’ya bağlı 166 işyeri kapanırken, buralardan çıkan işsiz sayısı belli değil. Bence bir 10 bin de öyle ekleyin...Yine son bir yılda üretimini kısarak işçi çıkaran sanayi kuruluşu 150 adet... Buralardan çıkarılan işçi sayısı ise, 8 bin 369... Ecevit’e gönderilen raporda, 10 kişiden daha az işyeri çalıştıranlar, bankalar, hizmet sektörü gibi yerler baz alınmamış. Bir de buraların hesaba katıldığını düşünürseniz, sadece İstanbul’da son bir yılda işsiz kalanların sayısı 100-150 bin kişi arasında... Görünen o ki, İstanbul tıkandı. Bizce bu tehlikeli bir olay. Çünkü İstanbul’un çökmesi demek, Türk ekonomisinin çökmesi demektir. Ecevit’in Sanayi Bakanlığı’ndan istediği bilgilerden biri de, bu işyerlerinin kapanma sebepleri neler? Ecevit’in bu isteğinin bize garip geldiğini o zaman da belirtmiştik... Çünkü, bir işyerinin kapanmasını, işçi çıkarmasını öğrenmek için Bakanlığı meşgul etmeye gerek yok ki... Çağırırsınız bir sanayiciyi, oturtursunuz karşınıza ve sorarsınız: “Fabrikayı niye kapattın?” Alacağınız cevap da çok basittir: “Ürettiğimizi satamıyoruz. Çünkü kimsede para yok.” Kâzım Çeliker
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT