BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ruh

Ruh

Terörle başlayan hadiseler, ülkelerini küçük görenler için ilahi bir ders oldu.



Terörle başlayan hadiseler, ülkelerini küçük görenler için ilahi bir ders oldu. Doğup büyüdükleri, ataları yaşamış topraklara tepeden bakma, onu geri, iptidai, yaşanmaz sayma, dudak bükerek karalama tavrı batının doğu karşısında üstünlüğü ele geçirmesinden sonra doğu veya net bir tarifle İslam veya daha bir yakın plana alırsak Türk münevverinin, aydınının, okumuşunun hastalığıdır. Kendini üstünle eşitleyeceğine, bunun yollarını arayacağına onu taklidi tercih eder. Onun gibi olmak ister. Ona benzer, ona benzemek onun en büyük mutluluğudur. Öyle ki batı karşısında on binlerce şehid verir. Sonra kalkar ona öykünür. O, bir zarfta eşitlenmedir. Gardrop ve mevzuat benzerliğidir. Doğu insanının namı diğer Müslüman münevverin yahut kadraja alınmış portresi ile Türk aydınının onmaz illeti. Nesilden nesle devredip gider. Çünkü yarı aydınlık da öylece sürüp gider. O hastalığın ismi aşağılık kompleksidir. Bu kompleksin dürtüsüyle batı adına ütopyada yaşar. Hayranlık duyduğu dünya, on dokuzuncu asırda Avrupa’dır. O dönemde rüyayı Fransa temsil eder. Hayranlar lokomotifi, Aziziye fesli, sarkık pos bıyıklı, sakallı, yorgun bakışlı Tanzimat münevveridir. Yirminci asrın ilk dörtte birinde Almanya’dır. Serapa hayal görülür. İttihad Terakki’nin bıyık uçları yukarı kalkık, kalıp fesli, jilet gibi elbiseler içinde dimdik duran filinta maceraperestleri, baş roldedir. Almanya’yla geri kalmış ahaliyi tenvir etme derdindedirler. Ayakları yere basmaz. Ol veçhile bir koca devleti yele verirler. Cumhuriyetin ilk çeyreğinde hayran bakışlar İngiltere’ye çevrilir. Bu defa aydın kibrine şahid olunur. Yabancı sefaret mensuplarıyla turistler görmesin diye köylü -köylü olmayan yoktu- büyük şehirlerin -topu topu 1.5 taneydi- merkezlerine sokulmazdı. Münevverin umumiyetle bıyığını kazımıştır, saçları biryantinli ve yapışırcasına arkaya doğru taralıdır. Üstünlük dili Fransızcadır. Sık sık Fransızca kelimeler kullanılır. Adet, esasen Tanzimattan beri böyledir. Bir ara Hitler’le birlikte Almancılık yeniden rüzgâr aldıysa da Hitler’in intiharıyla o da öldü. Eğer nazi diktatör muvaffak olsaydı, o hayranlık da bayrak dikecekti. 1950’den sonra Amerikancılık başladı. Ve öylece gidiyor. Kıyafetler malum, bıyıklar malum, dil malum, sinema malum, kola malum, köfte malum. Kafalar malum... Adalet orada, hakkaniyet orada, nizam orada, hürriyetler orada. Hava, su, güneş bile orada... Hiç bu geri memleketlerde ömür tüketilir mi? Buralarda kalınır mı? Buralarda bu pis, cahil, fakir insanlarla birlikte yaşanır mı? Zaten buralar rüşvetçi, hırsız, ahlaksız dolu. Bu düşünceyi ve daha nicesini doğu aydını, yani İslam aydını yani Türk aydını iptila haline getirmişti. Üstelik o, gayri Müslime hayranlığın fıkhi müeyyidesini de bilmekteydi. O överken... O hayranlığını söylerken... O karalarken Amerika’nın hiç sınanmadığını bilmiyordu. İşte ABD kader tarafından sınandı. Ve kaybetti. O mazlum insanları kastetmiyoruz. Burada dediğimiz başka bir şey. Hakkaniyetin, hürriyetin, adalet duygusunun izafi olduğu anlaşıldı. Her şeyin nasıl da “biz ve onlar” bencilliğine mihraklandığı ortaya çıktı. Azınlık, Osmanlı padişahını şikâyet etti. Padişah da bir “kul” gibi kadı huzuruna çıktı. Kadı, padişah geliyor diye ayağa kalkmadı. İltimas yapmadı. Davayı padişah değil, haklı olan kazandı. Kader kavşağındaki ABD’ye gelince, suçu başkasına atma eğiliminde. Halbuki kabile hukukunda bile suçun şahsiliği ilkesi bilinir. Suçlu kim belli değil. Suçun sübut bulması galiba mümkün de olmayacak. Nerede kaldı o hayran olunan, hasta olunan, oturma izni için bile kucak dolusu para dökülen Amerikan medeniyeti? Yel değirmenlerine saldırırcasına savaş olmaz. Merak ediyoruz. Ülkelerine dudak büken, fakat şimdi yabancı, potansiyel suçlu, tehlikeli....duruma düştükleri Amerika’da aşağılanan doğulu, yani İslam aydını yani Türk aydını şimdi ne hallerde, hangi psikolojide? İş yerinde, otobüste, uçakta, metroda, sokakta, apartmanda horlanmaktalar. Onlara sevgiyle bakılmıyor. Herhalde iki arada bir deredeler. Ne kadar yanlış kıymetlendirmeler içindeydiler. Orayı benimsemek, kültür değiştirmek yerine öğrendiklerini, aldıklarını bu topraklara taşısaydılar ne iyi olurdu. Şuna hayret ediyoruz. Ölesiye hayranlar şunu hiç düşünmüyorlar mı? Dedeleri ahmak mıydı? Onlar neden yüzyıllardan beri gerek fethetmek için ve gerekse elde tutmak maksadıyla bu topraklar uğruna milyonlarca şehid ve gazi verdiler? Vatansız olunmaz. Ezan sesiyle karılmamış toprak, yaban elleridir. Şunu da tasrih etmekte fayda var. Ne Avrupa’ya karşıyız ne Amerika’ya. Oralarda tahsil, yüksel tahsil için bulunanlarla iş kurmuş veya alınteri dökmekte olanlar iftihar vesilemizdir. Onlar, ülkeye bir şeyler katmak için çabalıyorlar. Oradaki bazılarının milliyet hisleri buradaki bazılarından daha şuurlu. Bizim meselemiz başka. O başka, yazının ruhunu teşkil etmekte.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT