BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eko life

Eko life

Bu köşeden duyurmayı en çok sevdiğim haberlerin başında, Türkiye’ye yapılan yatırımlar, işadamlarının başarıları geliyor. Her şey ne kadar kötü gitse de, inadına yatırım yapan işadamları en büyük moral kaynağımız...



Daha yapılacak çok iş var Bu köşeden duyurmayı en çok sevdiğim haberlerin başında, Türkiye’ye yapılan yatırımlar, işadamlarının başarıları geliyor. Her şey ne kadar kötü gitse de, inadına yatırım yapan işadamları en büyük moral kaynağımız... 1956 yılında kurulan ve bu yıl hem teknolojisini hem ürünlerini geliştiren Bahçıvan Gıda ve onun Yönetim Kurulu Başkanı Mecit Bahçıvan da, bu çerçevede değerlendirebileceğimiz bir işadamı... Şirketin işlerini ise oğlu olan Genel Müdür Erdal Bahçıvan üstlenmiş durumda... 1990 yılından beri Lüleburgaz’da hizmet vermekte olan Bahçıvan Gıda, günlük 250 ton süt kullanımı ile peynirin 12 çeşidini üretiyor. Buna bir de tereyağı, süt tozu ve en son ürün “peynir altı suyu tozu”nu ekleyin... Peynir altı suyu tozu ne, diye merak ettik. Cevabını Erdal Bahçıvan’dan alalım: “Peynir üretimi sonunda ortaya çıkan peynir altı suyu gibi bu güne kadar doğru işlenmediği takdirde çevreye zarar veriyordu. Bunu, 4 milyon dolara kurduğumuz bir tesisle Peynir Altı Suyu Tozu’na çevirdik. Böylece hem ülkemiz için çok önemli bir endüstriyel hammadde ürettik, hem ithal edilen bu ürüne yerli bir alternatif çıkardık, hem de çevreyi kirlenmekten koruduk.” Garibimize giden bir diğer konu ise, sütü bu kadar yoğun kullanmasına rağmen Bahçıvan Gıda’nın neden piyasaya “ayran, içme sütü, yoğurt” gibi ürünler sürmediğiydi... Erdal Bahçıvan buna da şu cevabı veriyor: “Bu konuda özellikle ısrarlıyız. Çünkü biz peynirciyiz. En iyi yaptığımız işi yapıyoruz. Sloganımız hep; Daha ülkemizde yapılacak çok iş var, olmuştur. Kaliteli peynircilik yapmak ve peynircilik sektörünü daha da geliştirmeyi kendimize ilke edindik.” Erdal Bahçıvan, kendilerine yeni hedef olarak tereyağını seçtiklerini, bunu pastörize tereyağına dönüştürerek, yağ sektöründe de tek olacaklarını söylüyor. Krize rağmen, inadına yatırım yapan Mecit ve Erdal Bahçıvan gibi işadamları olduğu sürece, kötü yönetildiği her halinden belli olan Türk ekonomisindeki krizin de bir gün “pes” edileceğine inanıyoruz. Keşke, biz demeseydik! Yaklaşık 2 ay önce yine bu köşeden bir yazı yazmıştık ve şunları söylemiştik: “Sakıp Sabancı otomobil işine özellikle de Toyota olayına girdiğine bin pişman. En zararsız şekilde, en kısa zamanda bu işten kurtulmanın yollarını arıyor.” Yazımız üzerine hem Sabancı topluluğundan bazı dostlarımızın hem de otomotiv sektörünün bazı temsilcilerinden eleştiriler almıştık. Onlara göre, Türkiye’de otomotiv sektörü iyi gidiyordu, böyle bir yazı sektörün moralini bozabilirdi. Evet, otomotiv sektörü iyi gidebilir ama Sabancı’nın Toyota’sı pek de öyle görünmüyordu. Nitekim, hemen ertesi günlerde Sakıp Sabancı basına bir demeç vermiş ve şunları söylemişti: “Toyota’da üretimi durdurduk.” Acı gerçek ise, geçtiğimiz perşembe günü, Sabancı Holding tarafından açıklandı. Hem de resmen: “Sabancı, Toyota’yı bıraktı.” Şimdi ne yapmamız gerekiyor? “Biz dememiş miydik?” diye garip bir övünme içerisine mi girelim? Yoksa Sabancı gibi bir devin bile krizden yediği darbeyi gözümüzün önüne getirip üzülelim mi? İşçi sürünüyor, memur sürünüyor, emekli sürünüyor, esnaf sürünüyor, işin garibi işadamı da sürünüyor. Ama Ankara’dan “tık” yok! Ne olacak bu Türkiye’nin hali? Eczacılık Fakültesi yardım bekliyor! 17 Ağustos 1999 tarihinde yaşadığımız korkunç depremin ardından, Türkiye’de pek çok şey değişti. Yaşanılan bir çok acının yanı sıra Türkiye’nin tarihine damgasını vurmuş önemli mekanlar da ağır yaralar aldı. 1839 yılından beri parlak geçmişiyle Türkiye’nin en köklü eczacılık eğitimi kurumu olan İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, işte bu mekanlardan biriydi. Bir okuyucumuz aradı, “Depremde hasar gören Fakültemiz, hemen kapatıldı. Öğrenciler ise başka okullara gönderildi. Çil yavrusu gibi dağıldık. Üç yıldır Fakültemiz onarılmayı bekliyor” dedi. Anlatılana göre, Fakülte’yi kazanan öğrenciler 3 yıldır daha okullarını görmemişler. Hepsini İstanbul Üniversitesi’nde biyoloji, fizik ve botanik bölümlerine yerleştirmişler. Burada okuyup burada sınavlara giriyorlar. Öğrenciler devlet dahil her kesime başvurmuşlar, “Yardım edin, fakültemizi yeniden kuralım” demişler. Bir Onarım Komitesi kurulmuş. Koca işadamlarından ise “tık” çıkmamış. Sadece bir iki ilaç şirketi “yardım ederiz” deyip geçiştirmiş. Öğrencilerin kendi çabalarıyla buldukları paralarla onarım hafif hafif başlamış. Okulun yeniden hayata geçirilmesi çalışmalarında Fakülte’nin Dekanı Prof. Dr. Aysel Gürsoy’un verdiği yoğun emeği takdirle karşılamak gerekiyor. “Her şeyi devletten beklemeyelim” diyen işadamlarımıza, biz de, “İşte size bir fırsat” diyoruz. Kurtarın bu çocukları sağda solda eğitim yapmaktan. Unutmayın ki, bu çocuklara gelecekte sağlığımızı emanet edeceğiz. Binaların onarımı için destekte bulunmak isteyen olursa işte hesap numaraları: İ.Ü. Araştırma ve Yardım Vakfı: Vakıflar Bankası Beyazıt Şubesi 2021947 (TL hesabı), 4027099 (USD hesabı) ve 4027100 (DM hesabı) Yazan: Kâzım Çeliker
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT