BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tenkitler nasıl olmalı?

Tenkitler nasıl olmalı?

25 yıldır yazı yazıyorum. Ara sıra yazılı veya sözlü tenkitlere [eleştirilere] maruz kalıyorum. Şimdiye kadar ciddi bir tenkide rastlamadım. Kimi hakaret ediyor, sövüp sayıyor, kimi de, hiçbir mesnete [delile] dayanmadan “yanlış yazıyorsunuz” diyor.



25 yıldır yazı yazıyorum. Ara sıra yazılı veya sözlü tenkitlere [eleştirilere] maruz kalıyorum. Şimdiye kadar ciddi bir tenkide rastlamadım. Kimi hakaret ediyor, sövüp sayıyor, kimi de, hiçbir mesnete [delile] dayanmadan “yanlış yazıyorsunuz” diyor. Geçen sene ramazanda, kefareti tarif ederken, (Kefaret, oruç tutmamanın değil, geceden niyetli Ramazan orucunu kasten bozmanın cezasıdır” demiştik. Bir genç, telefon edip, “Ben meşru mazeretsiz, Ramazanda bir gün oruç tutmazsam, cezası ne?” dedi. Ben de, “Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak haramdır. Ama bir gün oruç tutmazsan o bir günü kaza etmen gerekir” dedim. Genç, “Ben kasten tutmadım, niye 60 gün kefaret değil de, bir gün kaza tutmam gerekiyor?” diye sordu. Ben de, fıkıh kitapları öyle yazıyor dedim. Genç, ben ilahiyatçıyım, kitaba ne gerek var, akıl var, mantık var, kasten oruç tutmuyorsun ve kaza gerekir diyorsun, olmaz böyle şey” dedi. Tekrar senin dediğin hangi kitapta yazıyor dedim, o da, “Kitaba gerek yok demiştim ya, akıl mantık yok mu?” dedi. “Evet akıl mantık var, akıl mantık yeni çıkmadı o eskiden beri var. Ama eskiden beri akla mantığa değil, kitaba bakılır, kitap ne yazarsa ona göre hareket edilir” dedim. Ama o genç ikna olmadı. Din akla mantığa zıt değil ama, akıl ve mantıkla dini hükümler bulunmaz. Geçen gün de bir genç daha aradı. “Halebi imiş, Reddülmuhtar imiş, Hindiye imiş, bunlar senet olmaz, bana Kur’andan delil göster. Çünkü bir müslüman için dini konularda temel başvuru kitabı şüphesiz Kur’andır” dedi. Kur’an temel başvuru kitabı nasıl olur dedim. “İnanmazsan, Dr. Arif Güneş’in, (Kur’anın ortaya çıkış süreci) isimli eserinin başına bakabilirsin” dedi. “Sen Halebi’ye inanmıyorsun da o kitaba nasıl inanıyorsun?” dedim. “Ama o Kur’ana göre yazıyor” dedi. “Peki Halebi’nin Kur’ana göre yazmadığını nereden biliyorsun?” dedim. Öteki kitap, şu ayette diye delil gösteriyor, ama Halebi’de ayetlerden bahsetmiyor” dedi. Halbuki dinimizde delil dört tanedir. Her şey Kur’anı kerimde açıkça bulunmaz. Onlar temel başvuru kitabı deseler de, namazın nasıl kılınacağı, namazı bozanlar, namazın farz, vacib, sünnet ve mekruhlarını Kur’an-ı kerimde bulamayız. Orucun farzları sünnetleri de öyledir. Birçok hükmü Kur’anda bulamayız. Birçok cahil kimse, “şuna haram diyorsunuz, ama hangi ayette haram olduğu yazılı” diyor. Biraz daha dinden haberi olan, âyet yoksa haram olduğuna dair hadis var mı diyor. Maalesef hangi fıkıh kitabında yazıyor diyen pek nadirdir. Tenkit, ilmî olmalıdır. Mesela denmeli ki: (Siz namazda rüküa eğilince ayakları birleştirmenin sünnet olduğu hususunu, Dürrülmuhtar ve Halebi’de yazdığını söylediniz. Halbuki ben o kitaplara baktım öyle bir şey görmedim) demeli veya (Evet bildirdiğiniz kitaplarda öyle yazıyor ama, başka kitaplarda ise, mesela Hidaye’de, Dürer Gurer’de müftabih olanı, ayakları birleştirmemektir diyor.” demelidir. Ancak böyle bir tenkidin bir değeri olur. Saygı ile karşılarız. Bakarız biz yanılmışsak, hemen hakkı kabul ederiz. Hakkı kim söylerse söylesin kabul etmeyene itibar edilmez. Hiçbir kimse çıkıp da, “Size şu muteber eserlerden kaynak gösterdik, fakat kabul etmediniz” diyemez. İnsanlık hali, nakilde bir yanlışımız olsa, hemen kabul eder, bunu muteber eserlerden gösterene minnettar kalırız.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT