BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Muhammed Salih’in romanı

Muhammed Salih’in romanı

Prag denince bir de bir okuyucumuzu hatırlarız; onu ve bize yolladığı kartpostalları. O Kartpostallardaki Prag’da çatılar karlarla kaplıydı. Okuyucumuzla internet ortamında tanışmıştık; Türkçe’yi kendi kendine öğrenmişti; ihtimal ki yabancı lisanını geliştirmek için yazıyordu. Sovyet tankları, 1968’de Çekoslovakya’nın başşehrine girdiğinde kış değil bahar vardı.



Prag denince bir de bir okuyucumuzu hatırlarız; onu ve bize yolladığı kartpostalları. O Kartpostallardaki Prag’da çatılar karlarla kaplıydı. Okuyucumuzla internet ortamında tanışmıştık; Türkçe’yi kendi kendine öğrenmişti; ihtimal ki yabancı lisanını geliştirmek için yazıyordu. Sovyet tankları, 1968’de Çekoslovakya’nın başşehrine girdiğinde kış değil bahar vardı. O yüzden işgal günleri Prag Baharı diye ünlendi. Ülkesi bir emperyalist güç tarafından işgale uğramış Başbakan Dupçek’in mahzun yüzü hâlâ gözlerimizin önünde. İşgal bir filmin tekrar çekilmesi gibiydi 1956’da da Macaristan’a girmiş, Macarlar ayaklanmışlardı. Prag Baharında da öyle oldu. Çek ve Slovak gençler, tankların önünde etten duvarlar oluşturdular. Olanca enerjileriyle işgali kınıyor, Kızılordunun savuşup gitmesi için protesto gösterileri yapıyorlardı. Onlar; o gençler, protesto gösterisi yapıp sloganlar atarken orak-çekiçli tanklardan etrafı süzen Türkistan’lı gençler de onlara bakıyorlardı. Şaşırmışlardı. Bir ân olanları kavrayamadılar. Onlara Çekoslovakya’ya barış adalet ve insanlık götürdükleri öğretilmişti. Peki öyleyse neden böyle karşılanıyorlardı? Birçok asker herhalde aynı düşünüyordu ama 18 yaşındaki bir Özbek Türk’ü yaşıtı gençlerin çırpınışıyla derinden sarsılmıştı. Bir yanlışlığa sürüklendiklerinin şuuruna vardı. Çanakkale muharebelerinde de öyle olmamış mıydı? İngilizler, Hind Müslümanlarnı “sizi Osmanlıları kurtarmaya götürüyoruz” diyerek silah altına alıp Çanakkale’ye taşımışlardı. Onlar, Türkleri kurtarmak için kurşun attıklarını sanıyorlardı. Tâ ki bir sabah ‘düşman’ dedikleri cephelerden ezanı Muhammedi sesi yükselene kadar. O zaman kandırıldıklarını anladılar. Türkistanlı gençler de kurtarmaya geldikleri memleketin insanları ile yüz yüze gelince hakikati fark ettiler. Aldatılmışlardı. Ne var ki bunu kimseye diyemezlerdi. Rejim, müsaade etmezdi. Babası gözleri önünde öldürülen Cengiz Aytmat(ov)oğlu’nun içindeki ıstırabı kâğıda dökmesi gibi. O 18 yaşındaki Özbek Türkü de öyle yaptı. Kendini şiiire edebiyata verdi, sadece Çolpan’ı değil, Necip Fazıl’ı Yahya Kemal’i, Kafka’yı... da öğrendi. 1988’e gelindiğinde Özbekistan Yazarlar Birliği Genel Sekreteriydi. 1989’da daha Sovyetler ayaktayken Moskova’da SSCB Yazarlar Birliği Kurultayı’na davet edildi. Orada yaptığı konuşmada Sovyetler için “dikta imparatorluğu” tabirini kullanma cesaretini gösterdi. Komünistler, bunu duymazdan geldiler. Komünist Parti üyeliğine davet edildi. Özbek fikir adam, daveti şu sözlerle reddetti. “Komünizmin güneşi, ters yönden doğmuştur; doğduğu yerden de batacaktır.” Gerçekten bu konuşmadan kısa süre sonra o güneş kızıl eriye eriye ufkun derinliğine gömülüp kayboldu. Prag Baharını zehir eden işgalde bir tankın üstünde kendi kendini sorgulayan 18 yaşındaki genç, 20 yıl sonra da Moskova’nın göbeğinde rejimi sorgulamış ve tahmini aynen tecelli etmişti. Peki sonra ne oldu o genç? 2001’in bitmesine yakın bir tarihte 7 yıldan beri sürgün yaşadığı Norveç’ten Radio Liberty’nin davetlisi olarak Prag’a geldi. Aradan tam 33 yıl geçmişti. Tanklarla girdiği bir şehri bu defa bir sivil olarak ziyaret edecekti. 33 yıl ötede kalmış hayalleriyle dolaşacağı mekânları tekrar buluşturacak, bir yalana alet edilmiş olmaya yeniden içlenecekti. Olmadı. Muhammed Salih, Prag Havaalanı’na indiği ân İnterpol koluna yapıştı. Çıkmak zorunda kaldığı ülkesi Özbekistan yönetimi, yakasına kırmızı bir etiket iliştirmişti; orada ‘terörist’ yazıyordu. Pankarts Cezaevi’ne kondu. Şimdi Prag polisi, Taşkent’ten gelecek dosyayı bekliyor. Dosya geldiğinde Muhammed Salih Medeni(of)oğlu’nu Özbekistan’a iade edecek. Sonrası malum. Bir duvar dibi. Tüfekli birkaç asker. Karşılarında dimdik duran olgun yaşta bir insan. O insan, gözlerinin bağlanmasını da kabul etmez. Dünya da bu cinayeti kabul etmemeli. Prag kartpostallarına bir kere daha bakacağız; belki de çatıların rengi değişmiştir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT