BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Edebiyatımızdaki ramazan

Edebiyatımızdaki ramazan

Ramazanın sosyal ve kültürel hayatımızda meydana getirdiği değişim, Türk halkının şiir ve edebiyatına da sirayet etmişti. Cenap Şehabeddin, Ahmet Rasim, Halit Fahri Ozansoy, Süheyl Ünver, Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey eserleriyle bir asır evvelki ramazan hayatını o günkü tazeliği ile günümüze taşıdılar.



Zaman su gibi akıp giden bir nehir misali içinde yaşadığımız madde ve mâna alemini de değiştiriyor süphesiz. “Ah nerede o eski ramazanlar!” terennümlerinin sedece günümüz özlemi olmadığını, bundan bir asır evvel bile o dönemin şair ve yazarları tarafından dile getirildiğini, onların kaleme aldıkları eserlerden anlıyoruz. Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in dediği gibi Türkler bir “Ramazan Medeniyeti” kurmuşlardı. Herkesin içini, daha ramazan biterken, gelecek seneki ramazana on bir ay kaldı, diye bir sevinç kaplardı. Ecdadımız bu mübarek ayda mesai saatlerini bile düzenleyerek, Müslümanların bu ayı en iyi şekilde idrak edebilmesine vesile olmaya çalışmıştı. Ramazan hazırlıkları, mübarek ayın ilanı, sosyal hayatın düzenlenmesine dair tenbihnâmeler, muhteşem iftar sofraları, teravih namazları, mahyalar, sadaka taşları ve zimem defterleri gibi sosyal yardım vasıtaları bir asır evvelki ramazanların birer parçası idi. İşte bu medeniyet, Türk halkının şiir ve edebiyatına da sirayet etmişti. Bir asır önce Cenap Şahabeddin, Ahmet Rasim, Halit Fahri Ozansoy, Süheyl Ünver, Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey ramazan üzerine yazdıkları eserleriyle bir asır evvelki ramazan hayatını o günkü tazeliği ile günümüze taşıdılar. Eski günlere özlem Cenap Şahabeddin 1920 Ramazanında bir ay süreyle “Alemdar” gazetesinde daha çok ramazan ayı dolayısıyla bazı dini konularda yazılar yazdı. İstanbul halkı ve ramazanı karşılayışı, 1. Dünya Savaşı’nın memlekette açmış olduğu yaraları zekasının bütün kıvraklığı ve espri gücüyle buluşturduğu “İstanbul’da Bir Ramazan” isimli kitabında 1920’lerde bile sosyal hayattaki değişimi ve eskiye olan özlemi görmek mümkün. “On iki seneden beri İstanbul, itikadını pek değiştirmediyse de ibadetini hiç şüphe yok bozdu. Her sene birkaç minaremiz daha sükût ediyor ve birkaç mescidimiz daha bîve-i cemaat kalıyor. Eski ramazanlarda şehir nâ-kabil-i tasvir bir hüsn-i leziz ile dolardı ve müminler camilerden taşardı. Enfüs ü âfâkta bir mestî-i savm hissedersiniz: Her şey ve herkes sizin âsâb-ı sâimenize biraz daha incelmiş, hafiflemiş, gizli bir neşve-i uhreviyye ile dilşâd gelirdi.” Bir diğer eser de Halit Fahri Ozansoy’un “Eski İstanbul Ramazanları” isimli çalışması. O devrin yaşayışını Ahmet Rasim’e göre daha farklı yorumlayan, kimi zaman bir çocuğun ağzından, kimi zaman geçmiş ramazanları arayan bir yetişkin gibi her defasında farklı bir üslup kullanıyor Ozansoy. “Ah! Nasıl yüreklere en tatlı bir zevk, kulaklara hoş bir heyecan verirdi davulun sesi, ilk Ramazan akşamı!” cümleleriyle mübarek ayın başlangıcından Kadir Gecesi’ne, teravih namazlarından bayram alışverişlerine kadar her ayrıntıyı anlaşılır ve basit cümlelerle işleyen Ozansoy’un bu eseri eski İstanbul’un sosyal hayatına ışık tutması bakımıdan önem taşıyor. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey’in, yaşadığı ve gördüğü hayatı, hakikate çok sadık kalarak kaleme aldığı “Bir Zamanlar İstanbul” isimli eserinde ramazanın sosyal hayattaki yansımları, diğer eserlere göre daha bilgilendirici bir üslupla ele alınıyor. Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in “Bir Ramazan Binbir İstanbul” isimli eseri de eski ramazanlar konusunda kaynak teşkil eden diğer bir eser. Aslen bir hekim olan ancak hayatı boyunca kültürel konulara ağırlık veren ve doğrudan İstanbul’la ilgili yazdığı otuz civarında küçüklü büyüklü kitaplar 2 bin sayfayı geçiyor. Ünver’in “Bir ramazan Binbir İstanbul” isimli eseri, 1957 ramazanında Vatan Gazetesi’nde “Ramazan Köşesi”nde yazdıkları yazılardan oluşuyor. Ünver’in bu eser dışında 1932 yılında yazdığı “Mahya ve Mahyacılk” isimli bir çalışması bulunuyor. Üstadların kaleminden Ramazan ile ilgili yazılmış kitaplar bununla sınırlı olsa da hemen her yazar bu aya duyduğu sevgi ve özleme yazılarında muhakka yer vermişler. 1955’lerde Peyami Safa bile Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde eski günlerin özlemiyle kaleme aldığı yazısında “Eskiden adı ‘On bir ayın bir sultanı’ idi. Bir hükümdar gibi saltanatla gelirdi. Davullarla, sevinçli bakışlarla, çocukların neş’eli çığlıklarıyla karşılanırdı. Şimdi başını öne eğmiş, duvar diplerinde bir gölge halinde kayarak sessizce geliyor. Eskiden gazetelerimizin birinci sayfasında Ramazanın geldiğini müjdeleyen cami ve mahya resimli haberlerden eser yok” diyordu. Yahya Kemal Beyatlı, “O semtlerdeki minareler görülmez, ezanlar işitilmez, ramazan ve kandil günleri hissedilmez...” diye başladığı “Ezansız Semtler” başlıklı yazısında ramazanın olması gerektiği gibi idrak edilmemesini ve camilerin dolmamasını eleştiriyordu. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ise ramazanın son günlerini anlatan “Veda Geceleri” başlıklı yazısında “Elveda ey ramazan, elveda! Asır bizi aldattı, sen bize küstün. Halimiz ne olacak? Nerede şifa, nerede gufran bulacağız? Bu yıl milyonlarca Müslümanın gözlerinden çeşmelerden akan sular gibi yaşlar boşanıyor. Senelerden beri çeşmelerden akan sular gibi milyonlarca Müslümanın damarlarından oluk oluk kanlar aktı. Bu yaşlar, bu kanlar günahlarımızı silmeye kafi gelir mi?” diyerek bu mübarek günlerin bitmesine üzüntüsünü yansıtıyordu. Rasim’ın sohbetleri Kaleme alınan eserlerde ramazanın gelişindeki ahenk, halkın hayatındaki değişim, alışverişler, yardımlaşmalar, sokaklar, evler hemen her anı en iyi şekilde tasvir eden bu eserler arasında hiç şüphesiz Ahmet Rasim’in “Ramazan Sohbetleri” isimli eserinin ayrı bir yeri var. Renkli tasvirleri, en küçük hareketi tesbit eden, kendine has üslubu, şakrak dili ve kıvrak zekasıyla o devrin ramazan hayatını en iyi biçimde sunması açısından bu eserin önemli bir yeri var. Eserlerinde kimi zaman orucun farz olmasından bu yana kaç gün geçtiğini hesaplamaktan, başından geçen ilginç ramazan hatıralarına kadar serbest, bazen ise alaylı yaklaşımı ile “Ramazan Sohbetleri” çoğu zaman tebessümle okunan bir roman kadar sürükleyici. Seyyahların kaleminden Ramazan ayı, İstanbul’u ziyarete gelen seyyahlar tarafından da defalarca kaleme alındı. Dünyaca tanınmış ünlü İtalyan edibi Edmondo De Amicis 1874 yılında geldiği İstanbul’da büyük bir heyecanla ve renkli üslubuyla kaleme aldığı “Costantinopoli” adlı eserinde ramazanla ilgili izlenimlerini anlatır. Keza 1835 yılında geldiği İstanbul’da dokuz ay kadar kalan Miss Julia Pardoe, çok etkilendiği Osmanlı kültüründen ve ramazan ayından bahsederken,”Kendilerini sadece Allah’ın kulu sayarlar. Bunun için de dünya mallarına iğreti gözüyle bakarlar. Kendilerinde fazla olan şeyleri de olmayanlara verirler ve bunu bir borç saymazlardı” şeklindeki satırları Osmanlı kültürünün, üzerinde bıraktığı olumlu intibanın güzel bir yansımasıdır. Şiirleşen ramazan Ramazan şiirlere de yansır. Hatta ramazan ile ilgili yazılan şiirler “ramazaniye” ismiyle anılır. Şairlerimizin divanlarında yer yer rastlanan ramazaniyelerde toplumun yaşayışı, adet ve gelenekleri, gündelik hayat, iman ve inanç hakkında zengin malzemeler yer alır. Sabit, Şeyh Galip, Koca Ragıp Paşa, Zâtî, Nedim, Enderunlu Vasıf, Enderunlu Fazıl 15. yüzyıldan itibaren kaleme aldıkları ramazaniyelerde kimi zaman Kadir Gecesi kimi zaman bayramlar anlatılır.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95953
    % -0.94
  • 5.8268
    % -0.21
  • 6.5545
    % -0.3
  • 7.5597
    % -0.05
  • 238.589
    % -0.11
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT