BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ailecek özgürüz!..

Ailecek özgürüz!..

“Ben özgürüm” diye dağ-taş gezen kızın senaryosu sizin elinizde (nasıl özgürlükse)... Senaryoyu tutturana büyük hediyeler verilecek... Biz, “Senaryonun devamı nasıl olur” diye konuyu uzmanlarına sorduk...



“Ben özgürüm” diye dağ-taş gezen kızın senaryosu sizin elinizde (nasıl özgürlükse)... Senaryoyu tutturana büyük hediyeler verilecek... Biz, “Senaryonun devamı nasıl olur” diye konuyu uzmanlarına sorduk... ... “Ayol ben nerden bileyim... Hem ben o kadar zeki miyim?... Hah hah haaa... Zaten ben çamaşır makinası reklamlarını sevmiyorum...” (Banu Alkan) ... “Tarkan’ın üzerindeki yoğun baskı, psikolojik sorunları da beraberinde getirir. Zaten efsanenin bitmesi de yeni efsanelerin başlangıcıdır...” (Mustafa Denizli) ... “Bugün Tarkan için özgür çocuğu bırakan, yarın daha özgür bir çocuk için Tarkan’ı bırakır... Görünüşe bakılırsa kız bunların ikisini de kötü yola düşürür... Bu reklam mahkemede biter...” (Christoph Daum) ... “Eldeki kadrodan bir senaryo üretmek zor... Eğer reklamda iki kız, bir erkek olsaydı birşeyler söylerdim. Ama Özgür Hanım, birinci çocuğa yanlış yapıyor, ben olsam çakardım iki tane...” (İbrahim Tatlıses) ... “Senaryo yazmak benim görevim değil... Ben yazılan senaryoları veto etmekle mükellefim...” (Ahmet Necdet Sezer) ... “Kış günü şortla gömlekle dolaşılmaz bu biiir... Bitmedi devam ediyorum, dünkü sevgin ne oldu bu ikiii... Bu kız Tarkan’ı da aldatır bu üüüçç... Bitmedi, ama aklıma başka bir şey gelmiyor...” (Ahmet Çakar) ... “Başkaları bu işi oylamaya sunup, ‘Kim gitsin’ diyebilir ama benim fikrim bizzat kendilerine sorup son kararlarını öğrenmek...” (Kenan Işık) “Bence kız Tarkan’la gezerken öbür çocuğa yakalanır, ‘aramızda bir şey yok, sadece arkadaşız’ diyerek paçayı yırtmaya çalışır. Ben kendimden biliyorum...” (Kaya Çilingiroğlu) ... “Reklam yapımcıları Tarkan’ı, fakir ama gururlu çocuğun yerine getirmek ister. Ama Tarkan bu görevi kabul etmeyerek gerçek bir sanatçı örneği verir. Özgür çocuk kaldığı yerden devam eder...” (Mircea Lucescu) ... “Bence kız yeterince özgür değil, yeni bir yasa çıkararak özgür bırakmak lazım...” (Rahşan Ecevit) ... “Kız Tarkan’la giderse ne mi olur?... Yok devenin nalı... Elinin körü olur... Daha tanışalı 10 saniye olmadı... Giderse çüş yani... Yok daha neler... Oha... Yuh... Höst...” (Turgay Şeren) “Bir kere kızın gözleri şehla bakıyor. Hiç romantik bir bakış değil. Dişleri de biraz sarı. Pek anlamam ama peşinden dağ-taş gidilecek bir özellik yok yani...” (Mail Küçükerman) ... “Kız Tarkan’la tanıştıktan sonra, ‘Arkada bir sazan daha var, onu da alalım’ teklifinde bulunur. Fakir ama kibirli çocuk da onlara katılınca iyi bir ekip oluşur. Takımdaşlık da budur zaten...” (Fatih Terim) ... “Gönlüm diğer çocuğun kazanmasından yana... Ama Tarkan bu yarışmayı dil farkı ile önde kapatır...” (Mehmet Ali Erbil) ... “Ulusumuz bu reklamı mutlu sonla bitiren senaryoyu yazacaktır, bundan kimsenin endişesi olmasın... Bizi hikayeden çok gökden düşecek üç elma ilgilendirir...” (Bülent Ecevit) Deli yürek... Ceyhun Yılmaz’ın tavsiye ettiğini unutarak tekrar tekrar, “Mutlaka görmelisin” dediği Deli Yürek’i hakikaten seyretmelisiniz... Benim hiç film veya kitap tavsiye ettiğimi gördünüz mü?... Cık... Bunu da yazarken çok düşündüm; çünkü bana hoş gelen film, sizin o anki durumunuza uymaz... Ama şunu söyleyeyim; bana göre “Deli Yürek”, bugüne kadar çekilmiş Hollywood’a en yakın yapımımız... Bir de Eşkıya’yı bu kadar tutmuştum... Güneydoğu gerçeğini ne kadar ezbere bilseniz de, bu filmde birçok yeni şey bulacaksınız... Kenan İmirzalıoğlu’nun oyunculuğu, kalenin üstünde belirdiği zaman sinemada alkış koparan “Malkoçoğlu” nostaljisini de yaşatıyor... Filmde Yusuf’un ölüme giderken tüyleri diken diken eden, “Bu ülkede kahraman bitmez” repliği ise, “Bu ülke için seve seve”den bin kat daha “vatansever” yapıyor insanı... Gündemin kırıntıları -İki kot firması birleşme kararı aldı... JEAN YOLDAŞI oldular... -13 oy alan profesörü birinci sıraya koydular... Yerde ararken, YÖK’te bulduk... -Boyu uzun olmasına rağmen basketçi olamadı... DÜŞ-SIRIKLIĞI’na uğradı... -Ölen paramızın TRİLYON’dan sonraki adı tartışılıyor... YATIR’iliyon olsun... -Televizyon kanalları zıpır programlarla dolu... KÖÇEKLERİN ERMEYDANI... -Zamane gençliği eşini bilgisayardan buluyor anacım... CHAT’me bulma dünyası... -Yönetmen film vaadiyle genç kızları kandırıyor... Her gördüğün sakallıyı SEDEN sanma... İki yabancı...  Bu yazı bana geleli en az 2 sene oldu... Bu ödüllü kompozisyonu yazan Ahmet Nur Görpeoğlu, okuldan mezun oldu bile... Ama fırsat bulamadık yayınlamaya... Asıl anlatmak istediğim, gönderdiğiniz hiçbir yazının çöpe gitmediği... ... Bir zamanlar liseye giden iki arkadaş vardı... Birbirleriyle çok iyi anlaşırlar, okuldan sonra da birbirlerinden hiç ayrılmazlardı. Lise yılları birlikte büyük bir mutluluk içinde geçti. Liseyi bitirince Murat üniversiteye girdi ve turizm bölümünde okumaya başladı. Ahmet, Murat’tan daha çalışkan olmasına rağmen üniversite sınavlarına giremedi. Ailesinin durumu iyi olmadığı için bir işe girerek çalışmak zorunda kaldı. Murat üniversiteden mezun olunca ailesinin de yardımıyla bir iş kurdu ve başarılı bir turizmci oldu. Çok para kazanmaya başladı. Aradan on yıl geçmişti. Bir gün Murat ve Ahmet yolda karşılaştılar. Ahmet, Murat’a sarılmak istedi ama Murat onu tanımazlıktan geldi. Ahmet çok şaşırmıştı. İlköğretim ve lise yılları, hep birarada kardeş gibi geçmişti. Zenginliğin değiştirdiği Murat’ı tanımak güçtü; -Arkadaşım seni tanıyamadım, ne istiyorsun?... “-Şu anda işsizim, senden yardım istiyorum...” -Ben genelde kimseye yardım etmem. Sana bir soru soracağım. Eğer bu soruyu bilirsen sana belki yardımcı olurum. “-Peki, sorunu öğrenebilir miyim?...” -Ben üç sene önce bir ameliyat geçirdim. Şu anda gözümün biri takmadır. Eğer hangi gözümün takma olduğunu bilirsen sana yardım ederim. Gözlerine dikkatle bakarak hangi gözünün takma olduğunu söyledi. Murat şaşkınlık içinde doğru olduğunu ve nasıl anladığını sordu... Ahmet şunları söyleyerek uzaklaştı; “-Senin yüzüne baktığım zaman gözlerinden birinin sulandığını gördüm... Anladım ki o göz daha merhametli birine ait...” BİZİMKİLER  Engin Abi, elinde tuttuğu şemsiyeyi açmayı unutup, tarihin en büyük yağmurunda yarım saat yürümüş...  Mustafa Abi, trafik kilitlenince servise yol gösterince, herkes gece yarısı evine varmış...  Bayram izninden dönerken Hayrabolu’da mahsur kalan Hasan Ali Abi, 10 gündür yolların açılmasını bekliyor...  Halid Kayacan’ın bilgisayarının şifresi olarak kullandığı Rumeysa Beyza dünyaya geldi. Ali Can hala bekar... Bayram özel programı... Üç gün içinde kaç kez, “Nerde o eski bayramlar” muhabbetini duydunuz bilmiyorum ama, değişmeyen şeyler de vardı... Şunlar gibi;  İki gün öncesinin “Vahşet yazarı” bayrama mahsus olmak üzere, “Kuşlar... Ağaçlar... Böcekler... Hey hey hayat ne güzel... Bugün bayram eğlen, coş” diye ahkam kesti...  Akşam haber bültenleri, “Yurttan Bayram Manzaraları” gösterdi... Çocuğunu sevindiremeyen işsiz babanın dramı ekrana geldi, gözyaşları ve Nilüfer’in “Uzaklarda” şarkısı eşliğinde...  Reklamı kapanlar; geçen bayram gelmeyen hayırsız evlatları ekrana taşıyıp, “Bu sefer geldiler” diye yorum yaptı... Ayrıca reklama ihtiyacı olmayan sanatçılar, en az 20 kamera ile Darülaceze’ye akın etti...  Spor sayfalarında yer alan maçlara “Bilmem kime çifte bayram” başlıkları atılacak... Yöneticiler, teknik direktörler galibiyetleri bayram hediyesi olarak taraftara hediye etti...  “Kardeşliğin doğduğu, sevgilerin birleştiği, belki durgun belki yorgun ama yine de mutlu yine de umutlu, yine de sevgi dolu nice bayramlara” mesajı, cep’ten cep’e yayıldı...  “Bayramın mubarek olsun” dileklerine; “Deliye her gün bayram” veya “Sen bayramdan bayrama konuş” esprileri yapıldı...  Bülent Ecevit’in büyük bir ihtimalle “16 Aralık Kazakistan’ın bağımsızlığı herkese kutlu olsun” şeklindeki bayram mesajı, konuşma metninden okuduğu için engellendi...  Yine birkaç çocuk, “Kızkovalayan”ı elinden geç çıkardığı için yaralandı... Bu halkın yorumcuları, “Yasaklansın diyoruz, laf anlatamıyoruz” edebiyatı yaptı saatlerce... Üzerine bomba yağan çocuğun kulakları çınladı...  Tabii, bayramı zehir olanlar oldu... Tatil dönüşü kaza istatistikleri verildi, “Buruşmuş araba fotoğrafları”nın arasından kanlar sızdı birinci ve üçüncü sayfalara...  Tanımadık çocuklar el öpmeye geldi... Bir milyondan fazlasını kapanlar sevindi, şekerle yetinenler üzüldü...  Bayramda eğlenceye yönelik programların çokluğundan dolayı unutulan sanatçılara da gün doğdu... “Vay be... Bir zamanlar neydi” nostaljisi yapıldı...  Kriz indirimlerine “Şok... Bayram indirimi” eklendi... Bazıları da buna karşı geldi, “İndirim ne demek, daha önce kazıklanıyor muyduk” diye...  ...Ve biz, “Nerde o eski bayramlar”ın hayıflanması ile bir bayramı daha tamamladık... Aslında bayramların aynı kaldığını, bizlerin değiştiğini umursamadan... TEMEL’İN YERİ Dursun, arkadaşı Temel’e havasını atıyormuş; -Benim büyük dedem Rus harbinde Ruslar’a karşı savaştı... Dedem Çanakkale Savaşı’nda İngilizler’e karşı savaştı... Babam Kurtuluş Savaşı’nda Yunan’a karşı savaştı... Ben de Kore’de Koreliler’e karşı savaştım...” “-Yahu Dursun... Senin de ne geçimsiz sülalen varmış...” Bankacı terimleri...  Daha önce “Arapça Futbol Terimleri”ni (uyduruk tabii) vermiştik... Bunlar da bankacılık terimleri... Resim Ul Evrak: Faks Hom El Banknot: Banka Hesab Ul Mektebi: Okullu hesap Katil Ul Zaman: Boşuna evrak arayan Mevt El Hesap: Kapanmış hesap Bakiye Tul Ruj: Kırmızı (Eksi) bakiye Hat Ul Lak Lak: Dahili telefon Mekteb El Sakin: Sakin ve çok çalışan memur Evrak El Muazzama: Kıymetli evrak Kutup El Ziyade: Kütüphane Room El Çay End Kahva: Toplantı salonu Muazzam Bilir: Uzman Vekil Ul Muazzam Bilir: Uzman Yardımcısı Havalet Ul Ceryan: EFT (Elektronik Fon Transferi) Vesikatul Fakiriye: Maaş bordrosu Amorti El Fakiriye: İkramiye Harcama Ul Keyfiye: Avans İştigal Ul Fuzuliye: Fazla mesai Vesikatul İzni El Umumiye: Bankadan atılma Hizmet El Limuzin: Gece mesai servisi
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT