BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Giden yıllara teşekkür...

Giden yıllara teşekkür...

Öyle çabuk eskitiyoruz ki yılları... “2000”li diye gözümüzde büyüttüğümüz zaman diliminin ikinci yılı da bitti artık. Yarın “2002”yi söyler olacak dilimiz... Hepimiz, kendimizce muhasebesini yapıyoruz biten yılın... Ve yeni yıla umutlarımızı yüklüyor, beklentilerimizi sıralıyoruz; “Her şey iyi olsun, güzel olsun, artık zorluklar bitsin” diye... Peki geride neredeyse bir ömrü bırakanlar için ne ifade ediyor yılbaşıları?... Yeni yıl, yeni umutlar mı?.. O yıllara neler sığdırmışlar?.. İşte, “Biz dolu dolu yaşadık” diyebilen kendilerini şanslı gören Darüşşafaka Yakacık Bağışçılar Sitesi Sakinleri...



Sanki bir cennette yaşıyoruz Üç yıl önce Huriye hanım gelmiş, sonra da onun rahatını gören ablası Kebire... İki kardeş 70’li yaşlarını yine birarada yaşıyor. Bu kez anne-babalarının evinde değil, “Sanki cennette yaşıyoruz” diye tanımladıkları Bağışçılar Sitesi’nde... Huriye Tav (70) neşeli, duygu ve düşüncelerini rahat ifade edebilen biri. Ablası Kebire biraz sıkılgan ama kelimelerin arasına espriler sıkıştırmadan duramıyor. Memleketi Tokat’a has konuşmasıyla, “Fotoğrafta güzel çıkayım” diye uyarıyor Osman’ı... (Bu hepsinin ortak noktası, “Daha erken haberimiz olsa hazırlanırdık” diyorlar)... Huriye hanım hep birilerine yardım etme telaşında... “İnsanda yardım etme duygusu olmalı” diyor, “Mesela bir çocuğu okutmak...” Bir hastanenin kadınlar kolunda ve bir vakıfta çalışıyor. Kebire hanımın (74) ise ömrü boyunca bütün hayali bir okul yaptırmakmış. Darüşşafaka’daki çocukları görünce bunun da aynı şey olduğunu düşünmüş ve malvarlığını bağışlamış. Huriye Tav, “Buradakiler şanslı. Hem babasız çocukları okutuyorlar, hem de ömürlerinin sonuna kadar çok iyi bakılıyorlar. Belli bir yaştan sonra başkalarından bir şey beklemek çok zor. ‘Yük olurum’ duygusu başlıyor” derken ablası “Keşke daha önce gelseydim, daha dinç kalırdım” diyor gülerek ekliyor; “-Burası çok güzel idare ediliyor ama, ben memleketimizi idare edenlerin hepsini çalı süpürgesiyle süpürürdüm. Aman sakın yazma... Beni hapse atmasınlar” diye uyarıyor hemen... Yeni yıl için birbirlerine aldıkları hediyeleri söylemiyorlar. Anadolu’da aile ve akrabalarla karşılarlarmış yeni yılı. Söz 5 trilyonluk ikramiyeye gelince Kebire Sönmez yine hayaline dönüyor, “Acaba memleketime okul yaptırabilir miyim” diye... ... O kadar çok şey konuştuk ki, Darüşşafaka’nın bağışçılarıyla... Fakat buraya sığdırma çabasıyla içim titreyerek de olsa çıkarmak zorunda kaldım bazı şeyleri. Yakacık’tan ayrılırken kulağımda “Dolu dolu yaşayın” sözü, içimde de “Keşke bu yaşlardaki herkes aynı şartlarda yaşayabilse” dileği vardı... Bize yüreğinizi, kapılarınızı açtığınız için teşekkürler ve mutlu seneler!... İsviçre Kralı ona hayrandı... “-Güzel bir işiniz var; gazetecilik... İstekleriniz müspetse, hayalleriniz güzelse, yeni bir hayat, güzel bir hayat, yeniden bir yıl geliyor. Ben bugünkü durumumdan hoşnutum. Yeni yılda da böyle sürmesini dilerim...” Vecdet Ander, emekli matematik öğretmeni... Eşi diplomat olduğu için uzun yıllar yurtdışında bulunmuş. 1 yıldır sitede kalıyor. Yaşını sorunca “İşte görüyorsunuz” demekle yetiniyor. Özenle giyinmiş, tek başına akşam yemeğini yiyordu, Vecdet hanım... O anlatmadı ama diğer konuklardan duyduk. İsviçre kralı ona hayranmış. Davetlerde oturmazmış bile, sandalyesinin arkasında ayakta beklermiş... Yüzümüzün akıyla hizmet ettik Leman Seçmeer, “Yaşımı söylersem korkarsınız” diye başlıyor konuşmasına (88)... “Çalışma sevinci ve sağlığıma dikkat ederek dinç kaldım. Çok şükür yüzümüzün akıyla memlekete iyi hizmetler yaptık” derken çok mutlu, çok gururlu... Hem Ziraat Yüksek Mühendisi, hem de Alman Dili ve Edebiyatını bitirmiş... “-Hacettepe ben girdikten sonra üniversite olmuştu. Üniversitede hem Almanca hem de Filolojiyi kurduk” diye anlatıyor. Ve bugüne geliyor söz; “-İnsanın yılbaşılarda umutları var da, belli bir yaştan sonra beklentisi olmuyor. İşte rahat edebilsek, sağlıklı yaşayabilsek... Eskiden daima birşeyler beklerdik. Öyle sanıyorum ki ‘nostalji’ kelimesi buradan çıkıyor. İnsan geriye dönmek zorunda kalıyor, ilerde bir şey bulamayınca...” Kuzeni Fatma Başakıncı’ya yeni yıl hediyesi almak istiyor Leman Seçmeer... Bağışçılar Sitesi’ne yerleşmesini sağlarken yaptığı koşuşturma için... 25 yıllık bağışçıyım... Hümeyra Yergöç (75), emekli olduktan sonra 5-10 yıl tek başına yaşamış; “-Baktım olmuyor; hem sağlığım engel, hem de etraftan insanlar da kesildiler... 25 senedir Darüşşafaka’nın bağışçısıyım zaten. Burayı öğrenince geldim. Benim de üzüntülü zamanlarım oldu ama meslek hayatım başarılıydı. Öğrencilerimin hepsi şimdi gururlanacağım yerdeler. Biz burada çok iyiyiz ama ülke için üzülüyoruz. Her sabah gazetelerimizi okuyoruz. Bizim zamanımızda zordu, ihtilallerin zamanıydı. Ama zamanla güzel günler geldi. Gençler çalışsınlar, ümitsiz olmasınlar ve har vurup harman savurmasınlar...” Hümeyra hanım, yeni yıl için arkadaşlarına ve akrabalarına hediye almayı ihmal etmemiş... Evren ve Türkeş sınıf arkadaşımdı Hümeyra hanım ihtilalden bahsedince, o dönemde Binbaşı olan Reşat Pamir’e dönüyoruz; “-İhtilal hiç de iyi bir şey değil tabii ki. Ama bazen şartlar zorluyor, ihtilalle bazı rötuşlar da yapılıyor...” Atatürk öldüğü yıl subay çıkmış Emekli Albay Reşat Pamir. “Evren ve Türkeş sınıf arkadaşlarımdı” diyen Pamir, Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı’ndan alınıp, Gülhane’den son yolculuğuna uğurlandığı törene katılmasını büyük bir gururla anlatıyor. Kendisi de öksüz olan Reşat Pamir 30 yıl önce katıldığı Darüşşafaka’nın pilav gününde gördüğü çocukların hareketlerinden, bağışçılardan çok etkilenmiş. “-Bilhassa Osmanlı hanedanından bağış yapan, yaşlanmış muhterem hanımefendileri gördüm. Darüşşafaka cemiyetine bir yakınlık belirdi içimde. Hemen bir vasiyetname hazırlattım. O zaman bu yer fikri bile ortada yoktu...” “-Çocuğum yoktu, şimdi 900 çocuğum var. Onlar bizim yegane tesellimiz, çok umutluyum” derken gözleri buğulanıyor... Bağışçılar Sitesi’nin iki erkek sakininden biri olan Emekli Albay Reşat Pamir (84.5) hâlâ çok disiplinli yaşıyor. “Sabah altıda kalkar, sporumu yaparım. Sonra yarım saat yürürüm. Bizim burada imkanlarımız çok iyi ama memleketimiz için aynı şeyi söyleyemeyiz. Çok zor durumda olan bir halk kitlesi var...” Pamir albay da gelecekten umutlu... Özellikle gençlerden; “-Şimdiki gençlerle bizim aramızda bir çağ geçiyor. Onların görüşleri ile bizimki farklı, ama ben ümitvarım. Hayata iyi hazırlanmak lazım...” Biz 75 milyonun kaymağıyız... Türkiye’nin ilk kadın polislerinden Huriser Eliuz... Mesleğinden kalma alışkanlığından olsa gerek, her konuda çok dikkatli ve detayları atlamıyor. Odası, (Aslında burası bir daire. Bağışçılar Sitesi’nde kalanlar, büyüklüğü 30 ila 80 metrekare arasında değişen, her türlü ihtiyaç düşünülerek tasarlanmış dairelerinde yaşıyorlar) 76 yılı özetleyen belge ve fotoğrafların titizlikle korunduğu bir arşiv gibi. Polis okulundan birincilikle mezun olduğu gün çekilen ve 300 kişi arasında tek kadın olarak göründüğü fotoğraf, yemin töreni... Celal Bayar ve dönemin yöneticileriyle, korumalığını yaptığı yabancı konuklarla çekilmiş, 50’li 60’lı yılları yansıtan birer belge her biri... Bir de kendisinden sözedilen ve Eisenhover’ın danışmanının kaleme aldığı kitap. Çok sevdiği işi yüzünden çocuk sahibi olmayan Huriser Eliuz, “Bu fotoğrafları kime bırakacağım” diye düşünüyor. “Keşke çocuğum olsaydı dediğiniz oluyor mu” diye soruyorum... Cevap hemen geliyor; “-Benim çocuklarım var. Darüşşafaka’da okuyanlar benim yavrularım. Özellikle de şehit polislerin çocukları...” Başarılarla, taktirlerle dolu bir mesleki geçmiş, yurtdışı görevleri, dolu dolu yaşanmış bir hayat... “Bunları yazmayın, anlatmayın” diyor Huriser hanım... “-Onlar benim geçmişim, artık geride kaldı. Ben geleceğe umutla bakarım. Ülkem için sosyal işlerde görev almak istiyorum. Herkesin gerek maddi, gerekse fikir olarak yapabileceği çok şey var. Biz burada yaşadığımız şartlarla 75 milyonun kaymağıyız ama mavnalardan mavnalara geçerek, ip merdivenlerden motorlara atlayıp hırsız peşinde koşarak bunu hakettim” diyor... Bizi uğurlarken ekliyor; “-Lütfen dolu dolu yaşayın, günler geçiyor...” Rengimiz “günışığı” Neden mi renkler?... Yaşama dair her şeyi, her konuyu paylaşabilelim diye... Ebrulardaki pembelerden, çinilerdeki mavilere kadar... Her günümüz ayrı bir tadda, ayrı bir renkte geçmiyor mu?... Yıllarca ekrandan çok şey paylaştık. Birbiri ardına eskittik haberleri. Şimdi yeni yılın eşiğinde biraz daha hayatın içine gireceğiz. Söyleyecek sözleri, paylaşacak birşeyleri olanlarla konuşacağız. Her pazartesi bu sayfada güzellikleri paylaşmayı diliyoruz... Ülkemizde çok güzel şeyler de var dedirten bir mekan ve sakinleriyle başlıyoruz... Darüşşafaka adını bilmeyen yoktur. 1863’te kurulan, babasız ve dar gelirli çocukların eğitimi için çalışan cemiyet, bağışlarla yoluna devam ediyor. İşte bu bağışçılar da unutulmamış. Bütün ihtiyaçları düşünülerek, ömürlerinin sonuna kadar rahat edecekleri, yeni dostluklar kurabilecekleri bir site inşa edilmiş Yakacık’ta... Burası bir otel-hastane gibi. 24 saat sağlık hizmeti, özel bakım ünitesi, konforlu odaları, yüzme havuzu, resimden çiçek bakımına kadar uzanan hobi odası ile hizmet veriyor. Darüşşafaka Cemiyeti’ne nakdi, ya da emlak bağışında bulunan 68 üyenin kaldığı site 100 kişi kapasiteli... Yaptıkları yardımlarla babasız çocukların yolunu “günışığı” gibi aydınlatan bağışçılar, bu iç huzuruyla geçiriyorlar günlerini... İnci Ertuğrul ve RENKLER
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT