BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kurtaranlar ve kurtarılanlar

Kurtaranlar ve kurtarılanlar

Yeni yılın ilk haftası, biraz da karın etkisiyle durgun piyasalar doludizgin tartışmalarla geçti. Çarşamba ve Perşembe günü Borsa’da işlem olurken, Cuma günü İstanbul’u saran beyaz örtü, piyasa oyuncularını da mecburi tatile gönderdi ve Perşembe günü açıklanan enflasyon rakamlarının, hisse fiyatları üzerindeki etkisini görmek bir sonraki haftaya kaldı.



Yeni yılın ilk haftası, biraz da karın etkisiyle durgun piyasalar doludizgin tartışmalarla geçti. Çarşamba ve Perşembe günü Borsa’da işlem olurken, Cuma günü İstanbul’u saran beyaz örtü, piyasa oyuncularını da mecburi tatile gönderdi ve Perşembe günü açıklanan enflasyon rakamlarının, hisse fiyatları üzerindeki etkisini görmek bir sonraki haftaya kaldı. Dolar yeni yılla beraber hızla düştü; 1.400.000 TL seviyesi. Uygulanan ekonomik program kriterlerine göre, TL’nin biraz fazla değerlendiğini söylüyor ve ekonomi yöneticilerini bir miktar tedirgin ediyor ama bireysel yatırımcının döviz iştahını da azaltıyor. Yani ekonomi dolarizasyon etkisinden nisbi de olsa kurtuluyor. Geçtiğimiz haftanın en belirgin tartışma konusu, mali sektör kredilerini yapılandırma yasası idi. Yasaya eklenen bir madde ile bankalara sermaye takviyesi yapılacak olması, tartışmaları başlattı. Yıllardır, devletin birilerini kayırırken, birilerini de ezdiğini düşünen kamuoyu, yine bir kısım sermaye sahiplerinin “kurtarılacağı” vehmine kapıldı. Bir anda, mali sektörü güçlendirmek için hazırlanan yasa, “ banka kurtarma operasyonu” şeklinde algılandı. Ve bu karmaşık tartışma ortamı, işin özünün gözden kaçmasına yol açtı. Günümüz ekonomilerinde mali sektör, yani bankalar, iktisadi sistemin ana eksenini oluşturuyor. Bu bir realite. Bankalarda oluşan zaafiyet de, doğrudan tüm ekonomiyi etkiliyor. Bu sebeple de, ekonomik yapılanma ve istikrar programları da öncelikle mali sistemi güçlendirmeyi ve tamir etmeyi hedefliyor. Türkiye’de olduğu gibi, tüm bankacılık sistemi bozuk olunca da, sorun içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Son bir yılda, Türkiye’de yaşanan bankalara el koyma operasyonları da bu zorunluluğun sonucu oldu. Devlet, zaten kıt olan kaynaklarının önemli bir kısmını bu işe tahsis etti ve bankaların milyarlarca dolarlık zararını üstlenmek zorunda kaldı. Ancak, 20’ye yakın bankaya el konmasına rağmen, sistem ayağa kaldırılamadı. Sermayelerini kaybetmiş bankalara el konmaya devam edildiği takdirde, sektörde kalacak banka sayısı iyice azalacaktı. Üstelik devletin bu zararları üstlenecek takati de yoktu. Bu noktada, el koyma yerine, bankalara, sermaye benzeri bir takviye yapılarak güçlendirilmeleri gündeme geldi. İşte, “banka kurtarma” diye adlandırılan çözüm paketi böyle ortaya çıktı. Esasen, “kurtaran” devlet de, “kurtarılan” bankalar da bir bakıma buna mecbur durumdalar. Bankacılık sistemi kilitlenen bir ekonominin yürümesi mümkün değildir. Devlet, ya bankalara el koymaya devam ederek sistemi temizleyecek, veya bankalara sermaye benzeri kaynak koyarak güçlendirecek ve rehabilite edecektir. Birinci yol devlete , geri dönüşü olmayan zararlar yüklemekte ve kredi riskini de artırmaktadır. İkinci yol ise, daha az ve nisbeten geri dönüşü olan bir kaynak aktarımı ile soruna çözüm getirmektedir. Burada tartışılması gereken, operasyonun kendisi değil, uygulama detayları olmalıdır. Türkiye’de genelde yapılan bir hata var. Bir konu kamuoyunda tartışılırken, anafikirden uzaklaşılıyor ve olay taraftarlık- karşıtlık eksenine oturuyor. Böyle olunca da , uygulamanın -varsa- eksikleri veya hatalarının düzeltilmesi mümkün olmuyor. Bankalar operasyonu bir zorunluluğun sonucudur. Elde edilecek netice, olumlu olursa, tüm ekonomiyi - ve tabii reel sektörü de - müspet yönde etkileyecektir. Yapılması gereken bu zorunlu uygulamanın , en akılcı, adil ve etkin şekilde uygulanması için tartışmaktır. “Kurtarmak ve kurtarılmak” fikri üzerine yapılacak tartışmalar ekonomiye hiçbir fayda getirmeyecektir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT