BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KEDİLER NE YER?

KEDİLER NE YER?

Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan dörtbin yıllık İstanbul’un, dört günlük kar yağışı yüzünden şapşal olduğu günler...



Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan dörtbin yıllık İstanbul’un, dört günlük kar yağışı yüzünden şapşal olduğu günler... Adam lüks jipinden aşağı atladı, uzaktan kumanda ile kapılarını kapatıp, apartmana yöneldi. Tam o sırada, minik ayaklarıyla karları çiğneyen bir kedi yavrusu, koşa koşa gelip adamın ayaklarına sürtünmeye başladı, insanın içini titreten incecik “minaaavv” sesiyle... Şahane iki bilye gibi siyah gözleri, sütbeyaz yüzünde bir başka çarpıcıydı. Bir bebek kadar sevimli yüzü, beyaz tüylerinin üstünde yer yer boya atılmış gibi boz lekeleri, yeni terlemiş bıyıkları, hafif gülümser gibi duran yüzüyle bir şefkat timsaliydi küçük yavru... Adam, kendisine “yapışan” bu sürpriz misafirden kurtulmak istedi, apartman kapısını hızlı hareketle açıp kapattı, kendisi girsin kedi girmesin diye... Başaramadı; kedi yavrusu onun geçtiği aralıktan kolayca içeri sıyrıldı. “Eyvah” diye geçirdi içinden, “Bu şimdi daire kapısından da içeri girer. Ne yapacağız?” Gerçekten de kedicik üşümüş küçük vücudunu adamın ayak bileklerine sürüyor, miyavlayarak etrafında daire çiziyor, sanki “Hadi gidelim” diyordu. Adam kediyi kovmak için bir iki “pişşt” dedi ama, soğuk merdivenlerden ikinci kata kadar birlikte çıktılar. Adam daire kapısına anahtarı soktuğunda, nasıl edip de seri bir hareketle içeri kaçacağını hesaplıyordu. Kapıyı açtı, ayakkabılarını dışarıda bırakarak kendini içeri atıp, kapıyı kapattı! Kedi yavrusu yoktu. Nefeslendi, sonra merak etti, acaba kedi dışarıda mıydı? Kapıyı küçük bir çizgi halinde hafifçe açarak baktı; kedi bir adım geride oturmuş bekliyordu. Biraz daha açtı, hiç kıpırdamadı kedicik... Sadece başını yukarı kaldırıp adama baktı, tekrar aşağı indirirken “miyav” dedi.  Adam, alel acele kendisine atıştıracak birşeyler ayarlayıp televizyonun karşısına geçti. Zaping yaparken ekranda bir kedi görünce hatırladı, kumanda cihazını bırakıp kapıya gitti. Yine kapıyı dikkatlice açtı, kedi içeri kaçmasın diye tekikte durdu, ama yavru kedi yine oturduğu yerden kıpırdamadı. Sadece “miyav” dedi. “Ulan ne terbiyeli bu? Özel mekana davetsiz girmiyor galiba...” diye düşündü, kapıyı kapatıp bu “haddini bilen” kediyi ödüllendirmeye karar verdi. Ekmeklikten bayat bir ekmeği koparıp geldi, kapıyı açarak kedinin bir metre kadar uzağına attı ekmeği... Kedi miyavlayarak “yemeğine” koraşken, adam kapıyı kapatıp kendi dünyasına döndü.  Sabah telefon sesiyle irkildi. Zaten kötü haber verecek olan telefonlar acı çalar hep... - Kızım! Kızıma çarpmışlar, hastaneden arıyorum, diye ağlıyordu eski karısı... - Nasıl?! Nasıl oldu, kim çarptı, durumu nasıl?? - Ne bileyim yaa! Sabah evin önünde kardanadam yaparken, salak bir kadın arabayı kaydırmış, gelmiş kızıma çarpmış! Belinde incinme varmış! Alman Hastanesi’ndeyiz... Adam gerisini dinlemedi. Hızlı hızlı giyinip koşa koşa kapıya yöneldi. Daire kapısından merdivene çıktığında, yerde sağ yanına yatmış kedi yavrusunu gördü, ama adamın onunla ilgilenecek hali yoktu, üstünden atlayıp aşağı indi. Kedicik, yiyemediği bayat ekmek parçasının yanında yatıyordu... Ölmüştü...
Kapat
KAPAT