BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 2002 yılı, İstiklâl Savaşımızın 80. Zafer Yıldönümüdür

2002 yılı, İstiklâl Savaşımızın 80. Zafer Yıldönümüdür

2002 yılı, 19 Mayıs 1919’da başlayan ve 26-30 Ağustos 1922’de kazanılan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Muharebesi’nin sonucunda İstiklâl Savaşında elde edilen Zaferin 80. Yıldönümüdür. Bilindiği üzere Türk İstiklal Savaşını oluşturan nedenlerin başında Osmanlı Devletince 1. Dünya Savaşı sonunda imzalanmış olan 30 Ekim 1918 Tarihli Mondros Mütarekesinin ağır, haksız ve keyfi uygulaması gelmektedir.



2002 yılı, 19 Mayıs 1919’da başlayan ve 26-30 Ağustos 1922’de kazanılan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Muharebesi’nin sonucunda İstiklâl Savaşında elde edilen Zaferin 80. Yıldönümüdür. Bilindiği üzere Türk İstiklal Savaşını oluşturan nedenlerin başında Osmanlı Devletince 1. Dünya Savaşı sonunda imzalanmış olan 30 Ekim 1918 Tarihli Mondros Mütarekesinin ağır, haksız ve keyfi uygulaması gelmektedir. Fakat asıl neden Batı Anadolu’da başlayan Yunan ilerlemesi ve Türk Halkına karşı girişilen vahşet ve zulümlerdir. Gerçekten, her şey 15 Mayıs 1919 gecesi İzmir’in, İtilaf Devletlerinin korumasında Yunanlılar tarafından işgali ile başlamış, daha doğrusu bu olayla Mondros Mütarekesinin adaletsiz uygulamasıyla için için Türkleri saran ve harekete getiren savunma duygusu, ortak bir heyecan halinde patlak vermişti. Ege bir volkan gibi kaynıyordu. Halk silaha sarılmıştı. Milletin kuvvetleri o zamanki deyimle ‘Kuvayi Milliye” bu şartların ürünüdür. Kuvvetler azdır ve Kuvayi dağınıktır. Fakat her tarafta yerden biter gibi mukavemet yuvaları kurulmaktadır. Efeler tarih sahnesine çıkmıştır. Gönüllü o kadar çoktur ki silâh yetişmemektedir. Bu yepyeni, zinde bir ruhtu. Esareti, medeniyetsizlik, vahşilik suçlamalarını reddeden bu ruhun adı ‘Müdafa-i Hukuk Ruhu’dur. Bu ruh bir bilinçlenmenin ve başkaldırmanın dinamosudur. Damat Ferit’le Namık Kemal arasındaki fark ne ise, ‘Müdafaai Hukukçu’ olmakla olmamak arasındaki fark da odur. Mustafa Kemal, İzmir’in işgalinden dört gün sonra Samsun’a çıkmış ve ilk gözlemi bu kurtuluş hamlesi yani Müdafaa-i Hukuk ruhu olmuştur. Bu, mukaddesatını, manevî değerlerini kurtarmaya karar vermiş bir milletin ortaya çıkardığı hareketti. İstanbul ve Anadolu’yu biribirinden ayıran farkları en önemlisi İstanbul’un kararsızlığı, Anadolu’nun ise kararlılığı olmuştu. Hükümetin harp edememesine karşılık, millet savaşa hazırdı. Öyleyse, hükümet, milleti temsil etmiyordu. İşte Mustafa Kemal’i Gazi, Başkumandan ve Atatürk yapan bu olaydır. Atatürk’ün, ufukların ardını keşfetmesi gerçek dehası olmuştur. Mustafa Kemal, Samsun’dan Amasya’ya doğru, başları dumanlı dağları ve gümüş dereleri aşarak ilerlerken, Amasya Tamiminde ilk gerçekçi ve kesin prensibi koyar; memleketi yine milletin azmi ve kararı ile kurtarmak... Yeni bir devlet kurmak ve bu devleti milli, bağımsız, demokratik temellere dayamak tek ve gerçek kurtuluş yolu Milli Kurtuluş-İstiklal yolu buydu. Bu uğurda girişilen savaşın ‘İstiklâl Harbi’ adını alması tesadüf ve şairlerin eseri değildir. Atatürk’ün gerçek dehası Türk Milletine inanıştan doğar. Mustafa Kemal milletin ruhu ve kabiliyetleri gibi bir ‘Hazine’yi keşfetmiş insandır. Nitekim onu, uyanan Milli Kurtuluş Hareketinin başında görürüz. Müdafaa-i Hukuk Ruhunu aksiyon haline getirmek Mustafa Kemal’in ve Devrimci kadronun eseri olmuştur. Bu aşamada Müdafaa-i Hukuk ile Kuvayi Milliye arasındaki fark da görülür. Mustafa Kemal bu farkı şöyle belirtir. “Milletin birliğini vücuda getiren ve bu birliği göstermek amacıyla yapılan teşkilat yalnız Kuvayi Milliyeden ibaret değildir. Bilakis memleketin en ücra köşelerinde bile vücuda gelmiş” doğrudan doğruya kanunî ve medenî bir teşkilattır ki ona ‘Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’ diyoruz. Böylece ‘Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’ Kuvayi Milliyeyi yani silahlı kuvvetleri de içine almış oluyordu. Bu konuya bir başka yazımda devam edeceğim.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT