BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Ayşe ağlamaya başlamıştı. Genç avukat hem hanımının gözyaşını siliyor hem de, içinden “Sanki bizi gözetlemiş gibi nasıl da biliyor?” diyordu. İyi de şimdi ne olacaktı? Ayşe’yi nasıl ikna edecekti?..



Daire kapısından içeri kendi anahtarıyla girdi. Zili çalmak istememişti. Sanki kendi evine hırsız girer gibiydi. Hiç gürültü etmeden yatak odasına geçti. Ayşe uyuyordu. Ses çıkartmadan o da bir kenarından girse miydi yatağa? “Ayşe?” dedi usulca, “uyuyor musun?” Ayşe cevap vermiyordu. “İyi, uyumuş” diye ferahladı. Hiç olmazsa sabaha kadar bu konuyu konuşmak zorunda kalmayacaktı. Yatağa yatıp yorganı üzerine attığı anda şoke oldu. Ayşe uyumuyordu. Çünkü, kendisi yatağa girdiği anda Ayşe yataktan kalkmıştı. Bir tuhaf oldu. Ne yapsaydı şimdi. Yatsa mıydı? Yoksa hanımının peşinden kalksa mı? Bir müddet öylece kalakaldı. Bekledi ki hanımı az sonra gelebilir. Ama öyle olmadı. Ayşe gelmiyordu. Duramadı. Kendi de kalktı. Gece lambasının ışığında salona yürüdü. İşte hanımı koltukta, karanlık pencereden dışarı bakarak oturuyordu. -Ayşe? Cevap yoktu. Küsmüştü hanımı. Ya da öfkelenmişti. Bilmiyordu. -Az önce trafik kazasına şahit oldum. O sebeple geç kaldım inan ki. Ayşe yine cevap vermiyordu. Murat ister istemez sesini yükseltti biraz: -Yahu neden beni protesto ediyorsun? Ben nereye gittim de böyle davranıyorsun? Sana iki saate gelirim dedim ve çıkıp geldim. -Saate bakar mısın? Oh, konuşmuştu Ayşe. Bu müthiş bir şeydi. Demek ki diyaloğa başlayabilecekti. Devam etti Murat: -Sana kaza oldu diyorum inanmıyor musun? -Daha komik bir bahane bulabilirdin. -Yahu hanım, yemin ediyorum sana inanmıyor musun? Serserinin biri son sürat yanımdan geçti. Az sonra karşıdan karşıya geçen bir ihtiyar adama çarptı. Adam olduğu yerde can verdi. -Kurtulmuş işte. -Nasıl yani? -Kurtulmuş bu iğrenç dünyadan. Alçakların, zalimlerin, riyakârların, sahtekârların yaşadığı bu dünyadan kurtulmuş işte. -Ayşe, biliyorum şu an bana öfkelisin. Bu duygularla konuşuyorsun. Ama inan ki hiçbir şey senin düşündüğün gibi değil. -Ne sıkıntısı varmış sevgili müvekkilinin? Tamam, konu dönüp dolaşmış, Berrin’e gelmişti... Olsun, konuşuyordu ya Ayşe, onu ikna etmek için fırsat demekti. Önemsiz bir şey gibi cevap verdi: -Yahu işte, korkmuş. -Kapıda mı tuttun nöbeti? -Ayşe? Böyle alaycı konuşma lütfen. -Sen koskoca bir budalasın Murat. Elin karısı canı sıkılmış, seninle muhabbete çağırmış seni tamam mı? Bahane olarak da korkuyorum demiş. -Hey Allahım, şunun düşüncesine bak. -Ne yani, yalan mı söylüyorum? Seni, “gel de iki bardak çay içelim” diye çağıracak hali yok ya. “Korkuyorum” diyecek tabii ki. -Ne yapsaydım peki, gitmese miydim? -Tabii ki gitmeseydin. Sen, evli barklı bir adamsın. Bir avukatsın. Sana ne, gece yarısı el alemin karısının evinde beklemekten. Utanmıyor musun? “Gelemen hanımefendi, kusura bakmayın! Ben sizin dadınız değilim, avukatınızım” diyemiyor musun? -?!. -Diyemezsin tabii... Tabii senin de işine öyle geliyor. Kimbilir sana ne iltifatlarda bulunmuştur hanımefendi(!). Aman sen de kendini hoş göstermek için neler söylemişsindir. Tabii, seni evde bekleyen kadın kadın mı? Nasıl olsa çocuğunun karnını doyuruyor, çamaşırlarını yıkıyor oh, ne olacak. -Ayşe, lütfen. Bak gecenin üçü oldu. Tamam, bir daha olmaz. Anlıyorum. -Hep öyle söylüyorsun. Her seferinde benim gözümün yaşını akıtıyorsun. Yazık değil mi bana? Ayşe ağlamaya başlamıştı. Genç avukat hem hanımının gözyaşını siliyor hem de, içinden “Sanki bizi gözetlemiş gibi nasıl da biliyor?” diyordu. İyi de şimdi ne olacaktı? Ayşe’yi nasıl ikna edecekti? > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT