BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Lâle, o hafta İstanbul sinemalarında oynayan filmlerin pek çoğunu konularıyla birlikte biliyordu. Issız bir adaya düşen uçağın pilotu ile kadın yolcusu arasındaki komik ve romantik ilişki “Altı Gün Yedi Gece”, dolandırıcılık yapan bir ikilinin bulaştıkları beladan kurtulma çabaları “Hırsız ve Çırağı”, ünlü bir haber spikeri ile kendisini işten atan patronunu rehin alan bir adamın kesişen öyküsü “Çılgın Şehir”, orman itfaiyecileri ile firar eden mahkumların mücadelesi “Ateş Fırtınası”, deniz kuvvetlerine bağlı özel operasyon ekibine girmek için uğraş veren bir kadın subayın mücadelesi “Jane’in Zaferi”, başkanlığa adaylığını koyan bir valinin seçim öncesi karşılaştığı bir takım ahlaki dedikodularla mücadelesi “Kirli Yarış”, filmlerini kısaca anlattı.



Kendini bir türlü affedemiyordu... Lâle, o hafta İstanbul sinemalarında oynayan filmlerin pek çoğunu konularıyla birlikte biliyordu. Issız bir adaya düşen uçağın pilotu ile kadın yolcusu arasındaki komik ve romantik ilişki “Altı Gün Yedi Gece”, dolandırıcılık yapan bir ikilinin bulaştıkları beladan kurtulma çabaları “Hırsız ve Çırağı”, ünlü bir haber spikeri ile kendisini işten atan patronunu rehin alan bir adamın kesişen öyküsü “Çılgın Şehir”, orman itfaiyecileri ile firar eden mahkumların mücadelesi “Ateş Fırtınası”, deniz kuvvetlerine bağlı özel operasyon ekibine girmek için uğraş veren bir kadın subayın mücadelesi “Jane’in Zaferi”, başkanlığa adaylığını koyan bir valinin seçim öncesi karşılaştığı bir takım ahlaki dedikodularla mücadelesi “Kirli Yarış”, filmlerini kısaca anlattı. Necip Bey eve geldiğinde, kızların film dünyasında kaybolduklarını ve bu konuda karşılıklı fikir alışverişinde bulunduklarını görünce inanamadı. Kızının anlattığı filmlerin tamamının yabancı olması dikkatini çekti. Yerli filmlerden hiç bahsetmemesini kötü bir tesadüf olarak yorumladı.  Sabiha uyuyamıyordu. Ankara’da her şey altüst olmuş, içinden çıkılamayacak bir hâl almıştı. Ankara’daki okul arkadaşı Aysun’dan telefonla öğrendiği hakikatler inanılacak gibi değildi. Büyükbabası ve babaannesi torunlarının evden ayrılmasından sonra perişan olmuşlardı. Büyükbabası, birkaç gün devam eden yoğun araştırmalardan sonra İstanbul’un yolunu tutmuştu. Babaannesi ise hastalanmış ve yıllardır görüşmedikleri uzak bir akrabalarının evinde kalıyordu. Evlerinde kimse kalmadığı için telefona cevap verilmiyordu. Bu bilgiler, komşuları Hayriye Hanımdan derlenmiş, Sabiha’nın mahalleden bir oğlanla kaçtığı, oğlanın Antalya’daki dayısının yanında saklandıkları gibi pek çok ayrıntı ise aslı olmadığını bildiği için Aysun tarafından Sabiha’ya iletilmemişti. Genç kız, arkadaşına telefon numarasını vermedi. Daha sonra tekrar arayacağını söyleyerek ayrıldılar. Sabiha bundan sonra ne yapacağını düşünmeye başladı. İstanbul’a gelen büyükbabasını nerede bulacak, hayatta olduğunu ve adresini ona nasıl bildirecekti? Bu konuda kendini bir türlü affedemiyordu. Büyükbabası o yaşlı haliyle bu koca şehirde nereye gidecek, kimin kapısını çalacaktı? Üstelik öyle sessiz ve sakin bir insandı ki buraya ayak uydurması mümkün değildi. Her an kandırılabilir ya da kötü niyetli birileri tarafından rahatlıkla dolandırılabilirdi. Kendini korumaktan bile aciz denilebilirdi. O; sükunetin ve güzel sanatların insanıydı. Alışkın olmadığı için temposuna yetişemeyeceği bir hayat onu kısa sürede yer bitirirdi. Kısacası İstanbul’da yaşayan bir insanda olmaması gereken huyların hepsi büyükbabasında mevcuttu. Gece yarısına kadar yatağında dönüp durdu. Bir çözüm bulamıyordu. Hafta sonu Ankara’ya gitse acaba bir faydası olur muydu? Babaannesini bulsa “Ben geldim!” diyerek boynuna sarılıp yanaklarını öpse kendini affettirebilir miydi? Necip Bey’le birlikte yola çıkmalı, durumu izah etmesi için babaannesinin yanına birlikte gitmeliydi. Büyükbabası ona her zaman güvenmişti. Çok severdi. Bir dediğini iki etmez, gücü nispetinde her ihtiyacına yetişmeye çalışırdı. O güvene lâyık olduğunu göstermeli, gerekirse İstanbul’da okuma fikrinden vazgeçmek pahasına, hayatına kaldığı yerden devam etmeliydi. Cumartesi gününü iple çekiyordu. Sevgisinin farkında olmadığı o insanlara ve o sakin çevreye tekrar kavuşmak için o günü bekliyordu. Mutlu bir sonun başlangıcı için Ankara’ya mutlaka dönmeliydi. Beynindeki labirentin çıkış kapısına giden yolun ışığını fark etmişti. Devamı nasıl olsa gelirdi. Gecenin ikinci yarısında biraz olsun uyumayı bekledi. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT