BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanc

Kıskanc

Ayşe, Berrin ismini duyunca bir tuhaf oldu!.. Yüzündeki gülümseme, fotoğraf karelerindeki gibi dondu kaldı. Gözlerindeki fer, gün batmış gibi kayboldu birden. Öyle bir hayal kırıklığı yaşamıştı ki, Murat dahi kahroldu. “Eyvah ben ne yaptım?” dedi içinden...



Öyle bir çıkmaza girmişti ki Murat!.. Haluk Bey, “Bak sen şu tersliğe ya” dedi. “O da çıktı gitti” Murat şaşkın bir şekilde gülümsüyordu: -Ya ihtiyar kurt. “Bu işte çok para var oğlum bu davayı al” dedin ama, bunlar da bir tuhaf insan çıktı. Yoksa sen de mi yanıldın? -Yok oğlum be. Nesine yanılacağım. Karşımda evlilik yükünü taşıyabilecek insanlar yok ki? Yok birbirine kırılmakmış, yok sen bana şöyle demişsin. Bunlar ne biliyor musun? -Ne? -Bunlar yokluk nedir bilmiyorlar. Sıkıntı nedir görmemişler. Rahatlık batıyor rahatlık... Ah ben o Kemal beyin yerinde olacağım. Karım benim karşımda kendi başına kararlar verecek. Sonra da benim yüzüme bile bakmadan kapıyı suratıma çarpıp gidecek öyle mi? -Ne yaparsın be Haluk amca? -Ne yapacağımı o zaman görürdün. Neyse boşver... Şimdi sen yarın o kadınla gideceksin artık. Tamam dedin bir kere. Aman gözünü seveyim detayları kaçırma... Git erkenden evine dinlen. Şöyle güzel bir uyku çek. Sabahleyin dinç kalk haydi göreyim seni. -Haluk amca sana bir şey diyeyim mi? -De bakalım? -Bence bu sır ne biliyor musun? Neyse boşver. Söylemeyeyim. Ama mutlaka tahmin ettiğim gibi çıkacak bak görürsün. -Oğlum ağzındaki baklayı eveleyip geveleme. Çıkart ne varsa? -Ya neyse, boşver. Şimdi söylemeyeyim. Ama şu kadarını tahmin edeyim. Bu Kemal beyle Berrin birbirini daha çok uğraştıracağa benziyor. -Oğlum onların hayatı da bu. Ne yaparsın. İki iyilik bir arada olmuyor gözüne yandığımın dünyasında. Parası olan paradan huzursuz oluyor. Olmayan parasızlıktan...  Ayşe, o gün erkenden eve gelen kocasının boynuna sarıldı. Çocuklar gibi sevinmişti. Hatta kızına bile sevincini anlatmak ihtiyacı duymuştu: -Emel bak, baban erkenden gelmiş. Bugün mutlaka bize bir sürpriz yapacaktır. -Aslan babam, beni lunapayka mı götüyeceksin. -Sahi Murat, bizi biraz gezdirsene. -Ayşe ama? -Ne aması, eğer karnın aç ise yemek var evde. Hatta eğer yanlış anlamazsan, bir kez dışarıda birlikte yemek bile yiyebiliriz. Haydi kırma bizi ne olur. -Ama hayatım, yarın erkenden bir buluşmaya gideceğim. Eve dinlenmeye geldim. -Ne buluşması? Bu da nereden çıktı? -Önemli ama? -Yoksa yine? -Ayşe? Bak... -Berrinle mi? -Evet ama, bu öyle bir şey değil... Ayşe, Berrin ismini duyunca bir tuhaf oldu. Yüzündeki gülümseme, fotoğraf karelerindeki gibi dondu kaldı. Gözlerindeki fer, gün batmış gibi kayboldu birden. Öyle bir hayal kırıklığı yaşamıştı ki, Murat dahi kahroldu. “Eyvah ben ne yaptım?” dedi içinden. Ama acaba bundan sonra, dünyaları bir araya getirse bu kırılan kalbi tamir edebilir miydi? -Şey, neyse önemli değil. Tamam haydi sizi gezdirmeye götüreyim. Haydi kızım... Hazırlanın hemen. Ayşe boynu bükük halde mutfağa yönelirken cevap verdi: -Gerek yok Murat. Sen dinlen. Yarın işin kalmasın. Murat az önce cıvıl cıvıl olan evde bir anda ölü sessizliğiyle karşı karşıya kalmıştı. “Allahım, bir söz bir insanın dünyasını bu kadar mı yıkabilir?” dedi. Şimdi öyle bir çıkmaza girmişti ki, Ayşe’ye haydi gidelim dese bile anlamsızdı. Gitmese zaten kırmıştı genç kadının kalbini. Çocuk ise bu duygulardan habersiz, “Haydi gidelim!” diye tutturuyordu. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT