BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dizi dizi sıkıntılar

Dizi dizi sıkıntılar

Klasik fikir uçuşmalarımdan birisini yaşıyorum. Aklımdan aynı anda onlarca konu geçiyor. Birisine konsantre olamadan diğeri karşıma dikiliyor. Aslında eğlenceli bir durum ama bu yüzden unutup kalbini kırdıklarım oluyor.



Klasik fikir uçuşmalarımdan birisini yaşıyorum. Aklımdan aynı anda onlarca konu geçiyor. Birisine konsantre olamadan diğeri karşıma dikiliyor. Aslında eğlenceli bir durum ama bu yüzden unutup kalbini kırdıklarım oluyor. Şu anda düşündüklerimi nakledeyim size. Birinci sırada Başbakan Bülent Ecevit’in bağırsak tümörü var. Elli yaşını geride bırakalı neredeyse otuz yıl olan Başbakanın hastalanması neden bu kadar ilginç geliyor insanlara anlamıyorum. Partililer Başbakana yaşlı ya da hasta gibi sıfatlar kullananlara çok kızıyorlar. Hatta bu yüzden Yılmaz Erdoğan’ı sert bir biçimde protesto etmişlerdi bir zamanlar. Tipik Türk zihniyeti! Yaşlı bir insana yaşlı diyemezsiniz. Hastaya da hasta demeseniz iyi olur. Aksi takdirde başınıza iş açılabilir. Buna karşılık televizyon ekranlarında konuklar sunucuları dövebilir, gencecik kızlar bar kapısında korumalardan dayak yiyebilir. Kibarlığını yurt sathına yaymakta güçlük çeken bir millete benzemiyor muyuz sizce de? Geçen haftanın en rahatsız edici hadiselerinden birisi bence Yasemin Kozanoğlu vakasıydı. Evet, tam bir vakaydı. Yirmili yaşlarının başında, aklını başına toplamakta zorlanan genç bir kız Kozanoğlu. Sosyetik ailesine rağmen ne hikmetse kendisini Yeşilçam’a ve podyum dünyasına atmaya çalışıyor. Anlayacağınız, kurtlar sofrasının taze kuzusu o. Elbette bocalıyor. Üzülmemek elde değil. Hep yazıp çiziyoruz. Davulun sesi uzaktan hoş gelir. İşin içi zannedildiği gibi değildir diye ama anlayan kim? Maddi sıkıntı içinde olanları ya da büyük şehir merakını bastıramayanları bir yere kadar anlıyorum ama İngiltere’de tahsil görmüş, parası pulu olan bir insanı anlayamıyorum doğrusu. Dönüyorum Başbakan’a. Bağırsağındaki tümör; denilen o ki, The Marmara Oteli olayını duyunca sancımaya başlamış. Sayın Başbakan tam olağan kabullerinden birisine girmek üzereymiş ki İçişleri Bakanı sayın Yücelen aramış ve gündüz gözüyle, Taksim Meydanının ortasında bulunan koca oteli Çeçen asıllı bir militanın bastığını ve onlarca turisti rehin aldığını bildirmiş. Soğukkanlılığını bozmayan sayın Başbakan kabule başlamış. Derken sırtında bir sancı! Gerisini biliyorsunuz... Bir kere ben bu Çeçenlerden çok sıkıldım. Her sene gelip bir oteli basmanın onlara ne faydası var onu da çözebilmiş değilim. Geçen olayda yıldırıcı ceza verilmiş olsaydı bu olay meydana gelmezdi diye de düşünüyorum. Bu kez adli makamların merhameti daha ölçülü kullanacaklarını umuyorum. Madem bu oteller bu kadar kolay ele geçirilebiliyor o zaman kapılarındaki o tantana ne işe yarıyor diye de sormak zorundayım. Hiç hoşlanmadığım halde her giriş çıkışımda çantamın içini göstermemin hiçbir faydası yok demek ki. Acayip bir ülkede yaşıyoruz. Bu yeni bir bilgi değil ama her yeni saçmalıkta bir daha farkına varıyorum. Dışarıda güneş parlıyor. Çantamı kapıp çıkmak istiyorum. İnşallah önüme herhangi bir Çeçen, herhangi bir Arto ya da benzeri bir sıkıntı çıkmaz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT