BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beyaz Zambak

Beyaz Zambak

Mete’nin her tarafı buz tutmuştu. Ağzı kurumuştu, konuşamıyordu. İçinden bir öfkenin yükseldiğini hissetti. Damarları zonkluyordu sanki. “Nasıl olabilir?..” diyordu içinden. Bir de böyle bir facia mı yaşayacaktı acaba?.. En yakın dostu, Burçin’e aşık mı olmuştu...



Mete, “Çok hüzünlü anlattın” dedi. Köyü hiç bilmeyen beni bile etkiledin. Senin bu anlattıklarından sonra Rıza’yı daha iyi anlıyorum şimdi. -Evet Rıza, kendine göre güzel bir dünyada yaşamasını biliyor. Bir çeşit ‘Robinson’luk onunkisi. Gıpta etmemek mümkün değil... Uzaklara dalar gibi baktı Faruk: Düşünsene küçük bir çevre var, az sayıda da ev. Orada, yani bir köyde yaşıyoruz. Rıza gibi at arabasına binip dehliyoruz, tarlalarda çalışırken şarkılar söylüyoruz. Öyle bir köy ki, hep sevdiğimiz insanlar var. Onlarla oturup kalkıyor, sohbet ediyoruz. Avluda, sundurmada, bahçede veya ağaçların altında birlikte yemek yiyoruz. Pencereden tarlalara, harman yerine ya da akşam güneşine bakarken kitap okuyoruz. Böyle bir hayal ne kadar güzel değil mi?.. Sevdiklerinle beraber, sevdiğimiz bir hayat tarzını yaşamak. Güldü Mete. -Hayali bile cihana değer gerçekten, dedi. Gözlerinin önünde canlanmıştı manzara. Şimdi güzel görünüyordu ama belki kısıtlı şartlar, kısıtlı bir hayat tarzı zamanla sıkıcı gelebilirdi. Fakat ailesinin, Banu’ların, Emel hanımların, Necati beylerin, Faruk’un birlikte olduğu yerde herhalde can sıkıntısı yaşanmazdı. Emel hanım daha çok romanlar yazardı kuş seslerini, nehirin çağıltısını dinleyerek. Olmayacak bir şey ama hayali bile güzel. -Belki zamanla olur, dedi Faruk. İnsanların ekonomik durumu daha iyi olduğunda, hiç olmazsa şehre yakın bir yere köy kurabilirler. Arabayla gelip gitmek ulaşımı kolaylaştırır. İsviçre’de, İngiltere’de var böyle evler. Sen İsviçre’ye gitmişsin, bilirsin. İleride köye dönüş harekatı başlar belki. Çünkü şehirden, trafikten, anarşiden çok bunaldı insanlar. Rahat, sakin, yeşillik bir yerin özlemini çekiyorlar... O sırada televizyonda köyü konu edinen bir tiyatro oynanıyordu. Faruk farkedince sesini açmaya gitti. Bilinen ünlü tiyatrocular, yerel bir şive kullanarak köyü ve köylüyü canlandırdıklarını sanıyorlardı. Olay ve tipler de oldukça komikti. Oyuncuların bölgesel bir dil kullanarak köylü tipini canlandırmaları yapay olduğu için inandırıcı değildi ve saçmasapandı. Saatine baktı Mete, -Artık gitmeliyim Faruk, dedi. Vakit bir hayli olmuş. Eve gidip bir şeyler yazmaya çalışayım. Zihnimi kurcalayan bir-iki konu var, yazmam için zorluyorlar. -İyi, dedi Faruk. Sen bilirsin... Mete ile birlikte yerinden kalktı. Sahi, dedi, Emel hanımları görüyor musun? -Hayır çoktandır görmüyorum, dedi Mete. Galiba bir roman üzerinde çalışıyormuş. Anneme, o roman için âdeta kampa çekildiğini, kimseyle görüşmediğini, kimseyi aramadığını söylemiş telefonda. -Emel hanıma hayranım, dedi Faruk. İnsanî yönü, kendine göre güzel bir dünyada yaşaması, eserleri çok satılmasına ve ülkenin en popüler isimlerinden olmasına rağmen mütevazı olması etkiliyor beni. -Doğru!.. diye başını salladı Mete kapının arkasına asılı montunu alırken. Gerçekten harika bir insandır Emel teyzem. -Kızı Burçin de öyle, diye devam etti Faruk. Muhteşem bir güzelliği var. Montu giymekte olan Mete duraladı. Şaşkınlıkla Faruk’a baktı. -Sen ne dedin?.. -Burçin diyorum, harika bir kız!.. Montu giydi Mete. “Acaba?..” diye geçirdi içinden, “acaba Faruk...” Ama bu çok dehşet bir şeydi. En yakın arkadaşı Faruk gerçekten... İnanmak istemiyordu. -Çok mu beğendin?.. dedi tuhaf bir sesle. -Beğenilecek kız, diye konuştu Faruk. Müthiş bir cazibesi var. İlk başta soğuk gibi görünüyor ama çok canayakın galiba?.. Mete’nin her tarafı buz tutmuştu. Ağzı kurumuştu, konuşamıyordu. İçinden bir öfkenin yükseldiğini hissetti. Damarları zonkluyordu sanki. “Nasıl olabilir?..” diyordu içinden. Bir de böyle bir facia mı yaşayacaktı acaba?.. En yakın dostu, Burçin’e aşık mı olmuştu. Bunu da mı görecekti?.. Hiç ummazdı Faruk’un Burçin’le ilgileneceğini. Eğer ilgileniyorsa, Burçin’in de ilgisini çekebilirdi. Çünkü Faruk çekiciydi, her kızın beğeneceği bir erkekti, sempatikti, ağzı iyi lâf yapıyordu ve kızlarla gayet iyi anlaşıyordu. Mete’den tamamen ümidini kesmiş Burçin, Faruk’la ilgilenebilirdi. Dünyanın sonu gelmişti sanki Mete için. Bir korku dalga dalga bütün hücrelerine yayılıyordu. -İyi değilsin sen, dedi Faruk Mete’ye. Gel şu koltuğa otur... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93043
    % -1.58
  • 4.7293
    % -0.13
  • 5.4858
    % -0.27
  • 6.2662
    % -0.23
  • 194.478
    % -0.07
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT