BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Kıbrıs yeni bir kimlik mi arıyor?

Kıbrıs yeni bir kimlik mi arıyor?

Türkiye’nin Kıbrıs mücadelesi 1974 değil, 4 asır öncesine dayanıyor. Osmanlı Devleti’nin fethiyle yeni bir önem kazanan Akdeniz’in bu stratejik adası, bütün medeniyetlerin soğuk ve sıcak savaşlarına sahne oldu. Bu sebeple de bağrında birçok kültürü barındırdı.



İSTANBUL- Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda attığı en büyük adımlarından biri olan Kopenhag’daki zirvede gündem maddesi yine Kıbrıs oldu. Zirvede masaya yatırılan Ada’da tam bir çözüm sağlanamazken Kıbrıslı Türk’ün durumu belirsizliğini koruyor. Türkiye’nin dış politikasında Kıbrıs konusundaki ısrarcı ve akılcı yönetimi, “Yavru Vatan”da yaşayan Kıbrıs halkı tarafından minnetle mi karşılanıyor? Yoksa Kıbrıs Türkleri artık “Anavatan”sız bir Kıbrıs mı istiyor? Anavatan’a küstüler mi? Yine şüpheler dolaşıyor; acaba Türkiye savaşarak aldığı toprakları yine masada mı kaybedecek? Kıbrıs Türkler’i 1974 ve öncesinde Rum tarafının kendilerine yönelik yaptıkları katliamları unutuyor mu? Barışı sağlamak için Ada’ya giren Türkiye, hem Kıbrıs Türkleri’ni hem de Ada halkını savaş tehditinden kurtarıyor. Ancak yıllar sonra Türkiye, Kıbrıs labirentinden hem Türk halkının hem de âlimenfaatlerinin zararsız bir şekilde çıkmasına çalışıyor. Yeryüzünde Kıbrıs tarihi gibi; geçmişi çeşitlilik üzerine dayalı ülke sayısı az bulunur. Tarih boyunca değişik ırkların, dinlerin, akınına uğrayan Kıbrıs, Doğu ile Batı’nın İslamiyet ve Hıristiyanlığın kesiştiği kültür tarlasını oluşturuyor. Mitolojik dönemden 10. yüzyıla kadar başlayan ve günümüze gelen tarihî süreç içinde Kıbrıs; Doğu’nun, Bizanslılar’ın, Romalılar’ın, Yunanlılar’ın, Araplar’ın, Haçlı Orduları’nın, Osmanlılar’ın, Hıristiyanlar’ın, Lüzinyanlar’ın, Venedikliler’in, İngilizler’in etnik ve dini amaçlara dayalı çatışma alanı oldu. Kıbrıslı Türkler’in Ada’ya hakim olması 1571’de fethedilen Ada’nın bir Türk toprağı olarak bugünlere kadar gelişini ise şöyle sıralayabiliriz. Kıbrıs, fetihten sonra, 2 Eylül 1572’de çıkarılan bir fermanla 20 bin Türk yerleştirilir. Ayrıca bazı sebeplerle çok sayıda Türk aşireti Kıbrıs’a sürgüne gönderilmiştir. Bugünkü Kıbrıs Türkleri, 16. yüzyılın sonlarında Kıbrıs’a yerleşen bu Türkler’in torunlarıdır. Bu göç ve sürgünlerin sonunda 1777’de Türkler’in sayısı Rumlar’ın sayısını 10.000 aşmıştır. 1878’de başlayan Kıbrıs’taki İngiliz hakimiyeti 1914’te ilhaka varır. Kıbrıs’ı uzun süre elinde bir silah olarak kullanan İngiltere’nin Ada’daki hakimiyetinin halen varlılığını kaybetmediği de ortadır. 1923 Lozan Anlaşması’ndan sonra sayıları 300.000’i aşan Kıbrıs Türkü, anavatana iltica eder. Aynı dönemde Kıbrıs Türkleri’nden bazıları da İngiltere’ye göçmüştür. Yine bugün 50-60 bin civarında Kıbrıs Türkü’nün İngiltere’de yaşadığı tahmin ediliyor. Kıbrıs’taki Türk nüfusu 1960’tan önce 120.000 olarak tespit edilmiş ve Türkler, Kıbrıs yönetimine bu esasa göre iştirak etmişlerdi. 1963 yılında başlatılan jenosit ve uygulanan baskılarla Türkler’in bir kısmı İngilere’ye ve Avustralya’ya ve Almanya’ya göç eder. 1969 yılındaki nüfus sayımında 10.000 Türk’ün bu dönemde Ada’dan ayrıldığı anlaşılır. Dış politikada birinci öncelik Ada’daki dengeyi kurmaya çalışan ve gelişmeleri sürekli takip eden Türkiye, nüfus oranlamasını toprak paylaşımına göre eşitlemeye çalışır. 1989’da yapılan nüfus sayımına göre Kıbrıs’ta 162.676 Türk yaşamaktadır. Bugün bu sayının 180.000’e ulaştığı tahmin ediliyor. Yunan-Rum ittifakı, Kıbrıs üzerindeki emellerinden hiç bir dönemde vazgeçmedi. 1955’te başlayan Ada’yı Rumlaştırma ve Yunanistan’a bağlama politikasına karşı, 15 Temmuz 1974’te Türkiye’nin yaptığı müdahaleyle soykırım durdurulur. 15 Kasım 1983’te 3.335 km2’lik bir bölgede, başşehri Lefkoşe olmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilir. Bu gelişmelere rağmen Kıbrıs üzerinde oynanan oyunlar son bulmaz. Ortadoğu’daki hakimiyetini kaybetmek istemeyen Türkiye, Ada’yı en başta gelen dış politika meselelerinden biri yapar. Rumlar zengin, Türkler yokluk içinde Kıbrıs’ın son yıllarda birleşme yolunda attığı adımlar, sadece Türk ve Rum halkının barış içinde yaşaması için değil. Kıbrıs’ı turizm ve askeri alanlarda kullanmak isteyen güçler, asırlardır sürüp giden sıcak savaşları, 1974’ten sonra soğuk savaş ve diplomatik mücadeleye dönüştürdü. Rum tarafı Batı’nın da desteğiyle zenginlik içinde yaşarken, desteğini anavatan Türkiye’den alan KKTC ise dünyanın uyguladığı ambargo sebebiyle yokluk içinde... Onlar için tek umut Avrupa Birliği’nin yanında Ada’da eşit egemenlik, birleşme yolu görünüyor. Kıbrıs’ta son adımlar Asırlar süren mücadele sonrasında adada bölünmenin ardından, tekrar birleşme sağlanması üzerinde çalışılıyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Denktaş ve Klerides’e, çözüm planını sunmasıyla Kıbrıs’ta son 10 yılın en kritik dönemine girildi. 1992’de sunulan Gali Fikirler Dizisi’nde uzlaşma fırsatını kaçıran Türk ve Rum liderler, önlerine konulan plana verecekleri cevapla, halklarının geleceğini belirleyecekler. Türkiye’nin AB giriş sürecinde de Kıbrıs bütün diplomatik hesaplaşmaların merkezini oluşturuyor. Kıbrıs Adası ve Kıbrıs Türkleri’nin geleceğinde yine Türkiye rol oynayacak gibi görünüyor.
Reklamı Geç
KAPAT