BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BİR YILDIZ KAYDI

BİR YILDIZ KAYDI

Haydar, uzun zamandır yaptığı gibi gene afiş tahtasının yanındaydı... Sanki benim yırttığımdan şüphelenmiş gibi sert bakışlarla beni süzüyordu. Bakışlarımı kaçırırken sinema afişinde tanıdık bir sima dikkatimi celbetti. Gözlerime inanamamıştım! Çıplak bir kadın, uygunsuz vaziyette bir erkek oyuncuyla beraberdi. Beni sükutu hayale uğratan, hep beyaz tülbent içinde filmlerini seyretmeye alışık olduğum Mine Yıldız’ın da müstehcen film furyasına girmesiydi. Çocuk aklımla bir yakınımı kaybetmiş gibi üzülmüştüm buna...



Haydar, uzun zamandır yaptığı gibi gene afiş tahtasının yanındaydı... Sanki benim yırttığımdan şüphelenmiş gibi sert bakışlarla beni süzüyordu. Bakışlarımı kaçırırken sinema afişinde tanıdık bir sima dikkatimi celbetti. Gözlerime inanamamıştım! Çıplak bir kadın, uygunsuz vaziyette bir erkek oyuncuyla beraberdi. Beni sükutu hayale uğratan, hep beyaz tülbent içinde filmlerini seyretmeye alışık olduğum Mine Yıldız’ın da müstehcen film furyasına girmesiydi. Çocuk aklımla bir yakınımı kaybetmiş gibi üzülmüştüm buna... Aradan yıllar geçmişti. Mine Yıldız’ın köy filmlerini televizyondan seyredip nostalji yapıyor, çocukluğumun o saf duygularını hatırlıyordum; ne zaman ki Mine Yıldız’ı bu sefil halde gördüm, içim burkulmuş, bir hoş olmuştum. “Düşmez, kalkmaz bir Allah”tı... Samimi duygularla bu emektar sinema oyuncusuna yardımcı olmak istiyordum. Mazinin derinliklerinde dolaşırken, sigaramdan derin nefesler çekiyor, karşımdaki sefil kadının mazideki o cezbedici güzelliği ile, şu hali arasında bağlantı kurmaya çalışıyordum. İnsan, ne kadar değişken bir mahluktu. Yıllarca film setlerinde çalışıp, onlarca filmde başrol oynayan bu sanatçı bu duruma niçin düşmüştü? Bu memlekette ilim adamı dahil hiç kimseye verilmeyen önem sanatçıya veriliyordu, birçok sanatçı refah içinde yüzüyordu, bu kadın niye bu duruma düşmüştü, bu soru beynimi kemirmeye başlamıştı, eğer bu sorunun cevabını alamazsam rahat edemezdim, hem olur ki bu kadının hayatı bir roman olur, gençlere ibret vesikası olarak sunulabilirdi... Bu düşüncelerle iyice karnı doyan Mine Yıldız’a bir sigara ikram ettim. Yüzüne rahatlama geldiği aşikardı. Belli ki yıllarca tebessüm etmeyen yüz hatlarındaki çizgiler zoraki tebessümle dalgalanmaya başlamıştı. Mine Yıldız’ın hayat hikayesini burada dinleyemezdim, yan taraftaki kafeteryanın ikinci katı müsaitti, mümkün olsa da bir teyp kasetine alabilsem daha iyi olurdu, ama yanımda teyp yoktu... Lokantaya hesabı ödeyip çıkarken herkesin gözü yanımdaki pejmürde kılıklı yaşlı kadındaydı. Lokantada karşılaştığımız sıkıntı kafeteryada da devam etti. Garsonlar önce yüzlerini buruşturmuş, kovmayı düşünmüşlerdi. Bu durumu tahmin ettiğim için yaşlı kadının koluna girerek arka taraflarda tenha bir yere götürdüm, meraklı gözlerle bizi süzen garsonlara iki sütlü neskafe ısmarladım. Mine Yıldız artık benim samimiyetime inanmıştı. Şüpheci bakışların yerini itimat telkin eden nazarlar almıştı. -Benimle niçin ilgileniyorsun? diye sordu. -Ben sizin hayranınızım Mine hanım, sizin filmlerinizi seyrederek büyüdüm... -Hangi filmlerimi seyrettin? Bu sualin cevabı çok kolaydı çünkü onlarca filminin ismini ve rol arkadaşını sayabilirdim. -Çiçek Gelin, Rüyaların Güzeli, Gurbet Rüzgarı... -Tamam tamam inandım, en güzel filmlerimi seyretmişsin... O filmlerin benzeri şimdi bile çekilemez, o filmler o günün şartlarına göre siyah beyaz çekilmişti ama güzel filmlerdi, hepside duygu yüklüydü... Yaşlı kadına, “bu kadar film çevirdin, çok para kazanmışsındır, o paraları ne yaptın da bu sefil duruma düştün?” demek istiyordum ama bir türlü dilim varmıyordu. Fakat o bu düşüncemi anlamıştı. Gelen neskafesinden bir yudum aldıktan sonra gözlerini yere dikti, bir müddet sessiz bekledikten sonra acı bir tebessümle bana baktı -Kader evlat, dedi... Mukadderat böyleymiş... Kaderin önüne geçemiyorsun, hayata yeniden gelsem işlediğim hataları bir daha işlemezdim, ama mümkün olmuyor işte... dedi göz pınarlarından kopup gelen iki damla yaş gözlerinin etrafını çevreleyen mor halkaların üzerinde seyrettikten sonra, kirli pardösüsüne yuvarlandı ve anlatmaya başladı...  Yenipınar kasabası dağlar arasında dar bir vadinin eteğinde kurulmuş, mazisi çok eskilere dayanan yeşil şirin bir kasabaydı. Kasaba halkı umumiyetle dağ köylerinden gelmiş, burada ev bark kurmuş insanlardı. Genellikle bu kasabayı kışın mesken tutup, yaz baharda yüksek yaylalara çıkarlardı. Yenipınar’da esnaflık yapanlar istisnaydı. Onlar dükkanlarını yaz kış terk etmez, yaylaya öncelikle babaanne, dede gibi yaşlılar gönderilirdi. Kasabanın tek bir ana caddesi mevcut olup bu caddeden iki araba yan yana zor geçerdi. Cadde kenarında bakkaliye, tuhafiye, manifaturacı, arzuhalci, berber, kahvehane gibi işyerleri sıralanmıştı. Çarşının orta yerinde Osmanlı döneminden kalma Reşit Paşa Camii yer alıyordu. Caminin ön kısmında mülkiyeti Reşit Paşa Vakfı’na ait kuyumcu dükkanları ve sarraflar vardı. Caminin önünü gölgelendiren asırlık çınar ağacı adeta yüzyıllar ötesinden esintiler getiriyordu. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT