BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Eğer Akif yaşasaydı

Eğer Akif yaşasaydı

Edebiyat araştırmacısı ve yazar İsa Kocakaplan'ın, Mehmet Akif'in bugün için hangi anlama geldiğini ve nasıl anlamamız gerektiğini ortaya koymak üzere kaleme aldığı "Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı" isimli eser, gerçekte bir inanç ve ideal abidesi olan şairin eksiksiz bir portresini sunuyor.



İstiklal Marşı ve gerçek vatan şairi Mehmet Akif Ersoy, büyük bir dava adamı kimliğiyle kazındı ilk önce gönüllere. Onu böylesine değerli, vazgeçilmez ve zirve yapan sadece karanlık bir dönemin ardından yeniden aydınlığa çıkmayı başaran bu ülke için kaleme aldığı "İstiklal Marşı" mı idi? Bir inanç ve ideal adamı olarak doğru bildiklerini söylemekten kaçınmayan, hayatının büyük bir bölümü trajediyle dram arasında geçen bu büyük şair, en az "İstiklal Marşı" kadar önemli sayılabilecek "Çanakkale Şehitlerine" şiiriyle de edebiyat tarihimize bir anıt dikmişti. Türk edebiyatı ve düşünce hayatının mümtaz simalarından olan şairimizin bugün için hangi anlama geldiğini ve nasıl anlamamız gerektiğini ortaya koymak üzere kaleme aldığı, "Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı" (Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları) isimli kitabı ile gündemde olan İsa Kocakaplan'la, Akif'i konuştuk... Mehmet Akif Ersoy, bir dönem şairi. Size göre, Ersoy'u bu kadar değerli kılan özellikleri nelerdir? İ.KOCAKAPLAN: Dine, millete, ecdada bağlılığı; hak ve adalet duygusu, ahde vefa göstermek vb. özellikler Akif'i yaşadığı devrin dışına, daha ilerilere taşır. Onun inandığı, savunduğu ve yaşadığı değerler, ortak insanî değerler olduğu için Akif her devirde saygıyla anılacak ve kendisine gıpta edilecektir. 1913 yılında daire müdürü Abdullah Bey'in haksız yere görevinden alınması üzerine, bu haksızlığı protesto için müdür yardımcısı olan Akif de görevinden istifa eder. Maddi sıkıntı içine düşer. 20 yıl önce Baytar Mektebi'nde öğrenci iken verdiği söz üzerine, vefat eden okul arkadaşı Hasan Efendi'nin üç yetimini de bu yokluklar içinde evine alır. Birinci Dünya Harbi yenilgimiz ile sonuçlanınca, her şeyini İstanbul'da bırakır ve Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçer. Cumhuriyet kurulduktan sonra fikirleri ile uyuşmayan noktalar gördüğü için, çok sevdiği memleketini bırakır ve âdetâ gönüllü bir sürgün hayatını tercih eder. Siz, İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy hakında kitap hazırlamış birisiniz. Bugüne kadar, Akif'le ilgili ortaya konulan çalışmalardan farklı olarak neler yaptınız veya yazdınız? İ. KOCAKAPLAN: Öncelikle kitabın hacminin okuyucuyu korkutmamasına dikkat ettim. 144 sayfalık bir kitaptır benim hazırladığım. Bu yüzden çarpıcı anekdotlarla özetlemeye çalıştım. Kitap iki bölümden oluşuyor: İstiklâl Marşımız ve Mehmet Akif Ersoy... İstiklâl Marşı'nın çok etkileyici bir yazılış serüveni vardır; bölümün başlarında onu anlattım. İstiklâl Marşı yarışmasında finale Akif'in şiiri ile birlikte 7 şiirin kaldığını biliriz. Ama Akif'in şiiri dışında kalan bu 6 şiir pek gün ışığına çıkmamıştır. Ben kitaba bu 6 şiirin metinlerini de aldım. Okuyanlar birinci gelen şiir ile diğerleri arasında bir karşılaştırma yapabilirler ve Akif'in yazdığı İstiklâl Marşı'nın üslup yüksekliğini hemen görebilirler. Bu bölümde bana ait iki İstiklâl Marşı tahlili de yer alıyor. Birisi marşımızın fikir ve duygu yönünden tahlilidir. İkinci tahlil ise "İstiklâl Marşı'nın Edebî Sanatlar Açısından Tahlili"dir. Kitabın ikinci bölümünde ise Mehmet Akif Ersoy'un kişiliğini yansıtan hatıralar yer alıyor. Türk edebiyatını değerlendirirken son yarım asır farklı bir manzara ortaya koyuyor. Merkeze Mehmet Akif Ersoy ve çağdaşlarını alarak, edebiyatımızı nerede durduğunu söyleyebilir misiniz? İ. KOCAKAPLAN: Dil bakımından Akif ve çağdaşları daha şanslı idiler. Ellerinde fikir, duygu ve hayallerini ifade edebilecekleri mükemmel bir Türkçe bulunuyordu. Biz aşağı yukarı 70 yıl boyunca o Türkçe'yi yok etmekle uğraştık. Şimdi oturduk arkasından ağıt yakıyoruz. Bizim dünya çapında eserler verebilmemiz için Türkçemizin dünya çapında bir ifade kudretine kavuşması gereklidir. Bunu sağlamanın ilk adımı Karamanoğlu Mehmet Bey'in dediği gibi, "Bundan böyle divanda, dergâhta, bârgâhta Türkçe konuşmak"tır, Türkçe yazmaktır. Eğitimi, bilimi ve sanatı Türkçe ile yapmaktır. Türkçe'yi kültür hayatımıza hakim kılmaktır. O zaman gelenekten beslenen, geleneği yorumlayan ve bunları çağdaş tekniklerle birleştiren Türk sanatçıları ölümsüz eserler ortaya koyacaklardır. Türkiye'de edebiyat eğitimi ile ilgili birçok tartışma yapıldı ve hâlâ da yapılıyor. Mesela, eğer modern zamanlarda günümüz edebiyat adamlarına dönülür ve bir dönem tamamen göz ardı edilirse Akif ve onun gibileri nasıl değerlendireceğiz? İ. KOCAKAPLAN: Akif unutulmaz. Safahat, Kur'an-ı Kerim'den sonra en çok satılan kitaptır. Fakat en çok satılan kitap olması meseleyi çözmüyor. Okunup anlaşılması lâzım. Çocuklarımıza kendi kültürümüzle ilgili bir kelime öğretmek bize giran geliyor. Bu mantıkla hareket edilirse, bugün güncel görünen yazarlar da bir süre sonra çöplüğe atılmayacak mı? Orhan Veli ve Sait Faik sadeleştirilmeye başlanmadı mı? Geçmişi kurtarmak, geçmişi tanımak bize tecrübe kazandırır. Kültür geçmişten geleceğe akan bir nehirdir. Bu nehrin içinde edebiyat, tarih, şiir, mimari, musıki, geleneksel sanatlar velhasıl kültürü oluşturan her şey bu nehrin içinde yer alır. Edebiyat eğitimi meselesine bütüncü görüşle bakmak lâzımdır. Geçmişe de önem verince günümüzü niçin inkâr etmiş olalım? Zaten biz günümüzü yaşamıyor muyuz? Günümüzde süren edebî faaliyetten de elbette faydalanacağız
Reklamı Geç
KAPAT