BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > EKO LİFE

EKO LİFE

Haber programlarının önde gelen isimleri arasında yer alan Ali Kırca’yı son TV programında, geçmişiyle hiç bağdaşmayan bir tavır içerisinde gördüm... Oysa geçmişini iyi düşünmeli... Hangi badireleri atlatıp, nerelerden buralara geldiğini, yıllarca nelerin kavgasını verdiğini hatırlamalı...



Ali Kırca’ya yakışmadı Haber programlarının önde gelen isimleri arasında yer alan Ali Kırca’yı son TV programında, geçmişiyle hiç bağdaşmayan bir tavır içerisinde gördüm... Oysa geçmişini iyi düşünmeli... Hangi badireleri atlatıp, nerelerden buralara geldiğini, yıllarca nelerin kavgasını verdiğini hatırlamalı... Huyum değildir: Televizyonda oturup uzun uzadıya bir program izlemem, dizi falan seyretmem... TV’de bir tek maç izlerim; zaten televizyonun başka bir işe yaradığı da yok. Geçen hafta, bir gece eve geç vakitte geldiğim için kanalları kurcalarken, YÖK konulu Ali Kırca’nın yönettiği Siyaset Meydanı’na gözüm ilişti. Biraz baktım, Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu, “sanık sandalyesine” oturtulmuş gibi üniversite çevreleri tarafından adeta sorguya çekiliyordu. Tam kanal değiştiriyordum ki, bu sırada üniversiteli genç bir kızımız, YÖK hakkında eleştiride bulunmak ve soru sormak istedi. Ali Kırca, kıza müsaade etmedi. “Bak, saat kaç oldu” diyerek kızın sözünü kesti, düşüncelerini açıklamasına izin vermedi. Saate baktım, 02.00’yi gösteriyordu. Genç kız da, Kırca’ya sitem ederek, “Demokratik hak diyorsunuz ama beni konuşturmuyorsunuz” şeklinde tepki gösterdi. Sitemi anlamayan Ali Kırca, beni hayrete düşüren bir şekilde hemen atıldı ve kıza, “Tamam, saat kaç oldu bakın. Bu saatten sonra artık demokratik hak falan yok. Sorunuzu sorun” diyerek kestirip attı. Ben şimdi Ali Kırca’ya soruyorum: Demokrasinin saati olur mu? Olmazsa, bu programı niye yapıyorsun? IMF, ‘memur çıkarın’ demeye geliyor Devletin memur politikasını eleştiren geçen haftaki yazımıza inanılmaz tepkiler geldi. Hele bir sendika başkanının geçtiği mesaj vardı ki; Aman Allahım... İsmi bende kalsın; ağzına ne gelirse sıralamış... Ama olsun... 10’uncu köy olmadığını bile bile biz yine doğruları yazmaya devam edelim... Ki, ileride, ‘ben dememiş miydim’ diyebilelim... Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, açıklıyor: Devlette 60 yaşını geçmiş olan ve halen çalışan 2 bin 898 memur var. 30 yılını doldurmuş, yani emekliliği gelmiş memur sayısı ise 61 bin 191 (Bu arada, dışarıda milyonlarca genç, işsiz dolaşıyor.) Bunların çıkarılmaları halinde, devlete olan toplam tazminat maliyeti 1 katrilyon 48 trilyon liraymış... Devlet, bu kişileri çıkaracakmış ama söz konusu parayı bulamadığı için dokunamıyormuş. (Her nedense, batık işadamlarını kurtarmak için katrilyon liralar bir çırpıda bulunuveriyor.) Diğer taraftan IMF de, “30 yılını dolduranları hemen çıkar” diye hükümete bastırıyor. Fakat görünen o ki; devlet şimdilik bu memurları çıkarmayacak. 1 katrilyon 48 trilyon lirayı bulup bir kere ölmek yerine, bu memurları elinde tutarak her gün ölüm acısı çekmeye devam edecek. Çıkarmayı bir tarafa bırakın, IMF’ye rağmen, peş peşe zamlar da yapılacak. (Eskiden memura 6 ayda bir zam verilirdi, 2003’te bu 3’er aylık dilimlere indi.) Personel olayının bir de, Meclis tarafına göz atalım... TBMM Başkanı Bülent Arınç, Meclis’te tam 4 bin 500 kişinin çalıştığını açıkladı. 550 milletvekiline karşılık 4 bin 500 personel... Yani, vekil başına 9 kişi çalışıyor. İnsaf!.. Kamunun personel rejimi tartışıla dursun, sadece iki kalem olarak verdiğimiz şu durum bile olayın vahametini ortaya koyuyor. Bir kısım kamu kuruluşu çalıştıracak adam bulamazken, bir kısmı ise, “devletin malı deniz...” denilerek yıllarca şişirilmiş de şişirilmiş... Diyeceğimiz o ki; Kamu kuruluşlarında acilen ve ciddi anlamda bir personel reformu gerekiyor. Memur kesimi yine bana kızacak ama bunları ben değil “göbekten bağlandığımız” IMF söylüyor. IMF bu ay yine gelecek ve memur çıkarmanın da içerisinde yer aldığı en ağır şartlarını masaya koyacak. “Ya reformları yaparsınız ya da parayı unutun” diyecek. N’apalım! Acı da olsa gerçek, işte bu beyler... Parayı veren onlar, düdük de onların elinde... Bankalar Birliği haklı İki hafta önce bu köşeden kredi kartlarına uygulanan temerrüt faizlerinin geri çekilmesi için yapılan çağrı ve çalışmaları eleştirmiştim. Bunun, borcunu düzenli ödeyenlere bir haksızlık olduğunu, temerrüt faizlerinin borcun zamanında ödenmesi açısından bir “caydırıcılık” görevi üstlendiğini savunmuştum. Hatta ‘kredi kartı borcunu ödememekte direnenler ile bankadan kredi çekip vermeyen işadamları arasında ne gibi bir fark’ bulunduğunu da sorgulamıştık. Hiç kimsenin “borç ödememeyi özendirmemesi” gerektiğinin üzerinde ısrarla durmuştuk. Biz bu yazımızla tepki alırken, Türkiye Bankalar Birliği, görüşlerimizi bire bir taşıyan bir açıklama yaptı ve ‘temerrüt faizlerinin yüksekliğinin, borcunu ödemek istemeyenlere bir caydırıcı etken olarak uygulandığını’ belirtti. Bu noktadan hareketle şunu söyleyebilirim: Çok yakınlarımdan biliyorum... Adamın maaşı 500 milyon lira... Banka da buna göre kredi kartındaki limiti az tutuyor. Ama adam allem edip kallem ediyor, işyerinden yüksek meblağlı bir bordro alıyor ve bankayı aldatarak kredi kartındaki limiti daha da artırıyor. Yani adamın niyetinin kötü olduğu daha başından belli. 500 milyon liralık maaşla 1 milyar liralık harcama yapmak istiyor. Bankalar da bunu bildiği için temerrütü bir “tehdit” aracı olarak kullanıyor. Ki, bence son derece doğru bir tehdit... Bir de kabullenemediğim şu olay var: Vergisi gelen ödemiyor, ‘af çıkarılsın’ diye feryat ediyor. Kredi borcu gelen ödemiyor, onlar da ‘af çıkarılsın’ diye feryat ediyor. Derken, aflar çıkarılıyor, adam aylar sonra zamanında borcunu ödeyenle birlikte aynı para değerinden borcunu ödüyor. Yani bir anlamda borcunu zamanında ödeyen adam enayi yerine konuluyor. Böyle bir devlet, böyle bir anlayış olur mu? Diyeceğimiz o ki; bankamız yok, bankacı değiliz, bankacı dostumuz da yok, hayatımda elimi kredi kartına bile sürmedim. Ne var ki; ‘ayağını yorganına göre uzat’ atasözünü çok iyi bilirim. Gerçi bu atasözünün daha argo bir karşılığı var ama onu da temerrüt kapıya gelene kadar borcunu ödemeyenler düşünsün...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT