BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mesleğin cilvesi

Mesleğin cilvesi

Kendi adıyla sahaya çıkıp birden bire ayıp isimli biri oluveren hakemlerle gazetecilerin durumu benzerlik gösterir birçok yönden. Evvel emirde her iki meslek mensubu da kalabalık kitlelere hitap ederler, ayrıca zamanla da yarışırlar. Saniyeler, hatta saliseler önemlidir onlar için. O kadar kısa zamanda doğru karar vermek de cabası.



Kendi adıyla sahaya çıkıp birden bire ayıp isimli biri oluveren hakemlerle gazetecilerin durumu benzerlik gösterir birçok yönden. Evvel emirde her iki meslek mensubu da kalabalık kitlelere hitap ederler, ayrıca zamanla da yarışırlar. Saniyeler, hatta saliseler önemlidir onlar için. O kadar kısa zamanda doğru karar vermek de cabası. Karar yanlış olacak olursa yandı gülüm keten helva! Hemencecik pet şişeler inmeye başlar sahaya. Yuhalamaların ardı arkası kesilmez. Onun için çelik gibi sinir, atmaca gibi dikkat gerektirir bu mesleğin her ikisi de. Siyaset öyle mi ya! Salla sallayabildiğin kadar. Siyasetçi şişindikçe, “Bravo” sesleri, alkışlar ayyuka çıkar ki, onun tadına doyum olmaz! Her neyse siyasetçi dursun durduğu yerde, konumuz o değil. Gazetecinin kalemi Hakem düdükle yönetir maçı; gazeteci ise kalemini kullanır. Hakem, oyuncunun başına düdükle vuramayacağı gibi gazeteci de kalemini silah niyetine kullanamaz. Hele hakemin düdüğünü tribünlere doğru savurmayı düşünmesi bile abes! Ama yine de, “Olmaz öyle şey” diye kestirip atmamak lazım. Bazen oluyor! Seyirciye dönüp el kol hareketi yapan kendini bilmez hakemler olmadı değil, oldu. Bir toyluktur yaptılar ve bedelini de çok ağır ödediler. Bu işin şakası yok. Gazetecinin de kalemini okuyucuya yöneltmesi çok abestir. Üstelik tehlikelidir de. Hakem yanlış karar verince yuhalanır; bu birinci madde. Doğru karar verdiği pozisyonlarda da birinci madde geçerlidir. Hakem kararlarındaki katılığı zarif davranışlarıyla yumuşatır. Gazeteci de zekasıyla, siyasi arenadaki sertlikleri ve itiş kakışları anlaşılır hale getirir. Taraftara yaranabilmiş hakem olmadığı gibi okuyucuya sevimli gelen gazeteci de yoktur. Ancak; sempatisiyle gönüllere taht kuran gazeteci ve hakem sayısı hiç de az değildir... Futbolun kaideleri vardır ve maç bu kurallara göre yönetilir. Hiçbir hakemin kendine göre kural koyma yetkisi yoktur. Gazeteci de aynı şartlara tabiidir: İşine yüreğini koyar ama kural koyamaz. Gazeteci haber yapar Hakem maçı yönetir; takımları yönetmek onun işi değildir. Gazeteci de haber yapar sadece. Partileri, sivil toplum örgütlerini yönetmek gibi bir görevi yoktur. Bu benzerlikleri uzatmak mümkün. Hatta uyku tutmayanlara tavsiye ederim. Koyun saymaktan daha etkilidir! Gazetecinin işi haber vermektir... Gazeteci herhangi bir siyasi parti sempatizanı gibi davranamaz. Onun işi partilerin icraatını çarptırmadan kamuoyuna aktarmaktır. Kararı okuyucu verir, gazeteci değil. Bütün bunları neden yazdım? Okuyucularım mail ile faksla, “Neden iktidarın iyi şeylerini yazmıyorsunuz” diye soruyor. Bu yazı onlara cevaptır: Benim işim yanlışı bulmaktır, doğrunun benim için haber önemi yoktur. Doğru, siyasetçinin görevi zaten. O doğru olanı yapmak için seçildi. Yanlış yaparsa ensesinde olmak da benim görevim. Kanunlar çıktı ya! Türkiye AB’ye uyum yasalarını çıkardı. Her yerde de söylüyor bunu. Peki, çıkan bu kanunları uygulayacak hakim var mı? Daktilograf var mı? Bilgisayar var mı? Mübaşir var mı? Arşiv var mı? Hadi Ankara’da ve İstanbul’da yetişmiş eleman ve altyapı var diyelim. Diğer şehirlerde var mı? Kasabalarda var mı? Özelleştirmenin faydası Özelleştirmenin sayılamayacak kadar faydası vardır. Birisi de bürokrasinin ortadan kalkması... Özel sektör bankası genel müdürlüğü yapan bir dostum şöyle demişti: “Benim işim patrona kazandırmaktır. Diyelim ki 100 kazandırdım, 10 da kaybettirdim. Patronum aradaki 90’a bakar ve benimle yola devam eder. Tersinde de bana yol verir.” Kamuda görev yapan bir yöneticinin durumuna bakalım bir de. Devlet, yöneticisinin kazandırdığı 50’ye, 100’e, 1000’e bakmaz. Kaybettirdiği 10’a, 20’ye, 50’ye bakar ve onun hesabını sorar. Böyle bir başarı değerlemesiyle karşı karşıya kalan kamu yöneticisi ne yapar? Risk almaz! Elini taşın altına sokmaz. Verimliliği, kâr etmeyi unutur; kurumu değil kendini düşünür. Bakan veya müsteşarın elini taşın altına sokmasını bekler. Gözü kara biriyse eğer, ileride başına gelebilecek olan hallere karşı güvence veren kaymaklı işlere bakar.
Kapat
KAPAT