BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Postadan çıkanlar!..

Postadan çıkanlar!..

Kurban Bayramı’nda postalara, e-maillere, fakslara rahat rahat bakma fırsatı buldum. Hepsini tek tek cevaplandırma imkânım yok ama tasnif ettiğim üç grubun sesini bugün bir şekilde duyurmak istiyorum. Dükkan onların:Bunlardan birincisi, geçmişte ‘Devlet İşçi Sınavı’na girip kazananlarla ilgili. Üniversite mezunu bir gençle dört arkadaşı yazmış.



Kurban Bayramı’nda postalara, e-maillere, fakslara rahat rahat bakma fırsatı buldum. Hepsini tek tek cevaplandırma imkânım yok ama tasnif ettiğim üç grubun sesini bugün bir şekilde duyurmak istiyorum. Dükkan onların: Bunlardan birincisi, geçmişte ‘Devlet İşçi Sınavı’na girip kazananlarla ilgili. Üniversite mezunu bir gençle dört arkadaşı yazmış. “Biz” diyorlar, “2000’nin Kasım ayında girdiğimiz sınavı kazandık ama o gün bugündür işe alınmadık.” Ardından da soruyorlar tabii: “Madem işe alınmayacaktık neden böyle bir sınav yapıldı? Neden bize kazandığımıza dair belgeler gönderildi? Neden bir açıklama yapılmıyor? Bizler önümüzü görmek istiyoruz! Bizim akıbetimiz ne olacak? Bizim durumumuzun ne olacağını bir yetkili açıklansın, lütfen!..” Ne diyeyim ben bu gençlere? Tipik bir Türkiye örneği. Siyasetçi bu işte: Vatandaşa ümit ver, unut!.. İsminin açıklanmasını istemeyen bir yardımcı doçentin yazdığı ise ‘Güler misin, ağlar mısın’ türüne numune bir durum. Önde gelen üniversitelerimizden birinde okutman bu dostumuz. Derdi ise Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı (ÜSD). Kendisi Fransızca okutmanı. Branşında başarılı, konusuna hakim, yazdığı kitaplar üniversitelerde okutuluyor. Doçent olabilmesi için ikinci bir yabancı dil daha isteniyor ondan. “Sadece bilmek olsa öpüp başıma koyacağım” diyor hoca.”ÜSD’den yeterli puanı da almam lâzım. İngilizce’den imtihana giriyorum. 65 değil de, 62 puan tutturuyorum. Doçent olmama yetmiyor bu puan. Halbuki doktoramı yaptım ve 14 senelik yardımcı doçentim.” Hoca dert küpü. Yazmış da yazmış. “Öğrencilerime Fransızca öğretiyorum” diyor hoca, üstüne basa basa. “Matematik, fizik değil. Eğer önemli olan yabancı dilse, biliyorum zaten bir yabancı dili. Neden ikinci bir dil başımın üstünde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor? Kendi branşımla ilgili olan Fransızca için her türlü imtihana razıyım ama ikincisi biraz fantezi oluyor. 36 yıllık meslek hayatım olmasına rağmen, sırf bu yüzden 3. derecede çakıldım kaldım. Öğrencilerim 1. dereceden maaş alıyor, ben 3. dereceden. Reva mı?” Mevzuat hocam, mevzuat!.. Türkiye’de yaşadığını unutmaman için sana bundan daha iyi ne verebilirdi ki, bu devlet? Madem başarılısın: Al sana! Gelelim kartzedelere: Öf, öf, öf... Aman ne dertli insanlar var bu konuda! M.T’nin yazısını sütunlarıma almam, diğerlerinin derdini anlatmaya yeter de artar bile. M.T; özetle şöyle diyor: “Ben tahsili, kariyeri olan birisiyim. Toplumda itibarlı bir mevkim de vardı. Herkes gibi ben de kredi kartı kullanıyordum, hem de 15 senedir. Bir gün işsiz kaldım. Ev kirasını, elektrik, su parasını ödeyemez hale geldim. Ekmek parasını bulmakta bile zorlandım. Tabii, kredi kartı borcunu da ödeyemedim. İcra geldi evime. Çamaşır makinesi, buzdolabı, bulaşık makinesi, bilgisayar... ne varsa hepsini alıp gittiler. Sesimi çıkarmadım. Çıkaracak ses de yoktu zaten. Gel zaman git zaman, mal beyanı vermediğim için hapis cezasına çarptırıldım. Bu arada hâlâ işsizim, hâlâ ekmek derdindeyim. Okuldaki çocuklarımı motive etmeye verdim tüm gücümü: Hayata küsmesinler istiyorum. Avukatlar ha bire arıyorlar. Sonunda, ‘Peki’ dedim: Hapisse hapis. Gidip yatayım da bitsin bu iş!.. İtibarım gitti, içimdeki ışık söndü, dostlarım beni görünce sırtını dönüyor. Ben ne yaptım bu ülkeye, çevreme, dostlarıma?!. Ben borcumu ödeyemezken temerrüt faizini nasıl ödeyeceğim?” Düşmez kalkmaz bir Allah. Sabırlı ol, arkadaş. Bir gün gelir, hafızanda bunlar da tatlı birer hatıra olarak kalır. Kredi kartıyla alış veriş Kredi kartı kullanmayı hiç kimseye tavsiye etmem; hele nakit çekmede, asla!.. Harcarken, hiç ödenmeyecekmiş gibi bir havaya sokuyor insanı. Aptalca bir duygu ama gerçek. Ödeme ihbarnamesi gelinceye kadar da sürüyor bu duygu. Onun için tavsiye etmiyorum kredi kartını... Fakat bir de madalyonun öbür yüzü var; plastik para denen bu meret çok yaygınlaştı. Yeniyetmeden yaşlı nineye kadar herkes cebinde taşıyor bu kartı. Çiklet için bile kart uzatılıyor vezneye. Durum böyle olunca alışveriş merkezleri de 3’er 5’er puan bindirdiler etiketin üzerine. Nakit para ile ödeme yapmanın hiç bir avantajı kalmadı. Tam tersi, enayi yerine sokuyor ödeyeni. Ya peşin ödemede pazarlık yapacaksınız ya da kredi kartıyla ödeme yapıp paranızı döviz veya diğer alternatif yatırım araçlarında değerlendireceksiniz. Ancak, tamah edip vadesi geldiğinde ödemezseniz, yandınız. Bu inceliği gözardı etmeden kredi kartına, ‘evet’.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT