BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > General Myers

General Myers

Nedendir bilmiyorum, ABD’li generaller bana hep laubali, lakayt adamlar gibi görünür.. Geçen gün General Myers’i ekranda görünce, “yahu bu adam asker elbisesi giymiş bir sivil mi?” diye tereddüt ettim. İleri geri biraz ahkam kestikten sonra İbrahim Binbaşımla yaşı konusunda iddiaya girdik.. Ben 60’ın altı dedim, o üstü dedi..



Nedendir bilmiyorum, ABD’li generaller bana hep laubali, lakayt adamlar gibi görünür.. Geçen gün General Myers’i ekranda görünce, “yahu bu adam asker elbisesi giymiş bir sivil mi?” diye tereddüt ettim. İleri geri biraz ahkam kestikten sonra İbrahim Binbaşımla yaşı konusunda iddiaya girdik.. Ben 60’ın altı dedim, o üstü dedi.. Myers’in yaşı konusunda iddiayı kaybettim ama onun yaşını öğrenmek için siteleri dolaşırken başka birşeyi farkettik. ABD Genelkurmay Başkanı Myers’in makina mühendisi olduktan sonra yedek subay okulunu bitirmiş bir havacı general olduğunu. Powell’dan sonra Genelkurmay Başkanı olan Shalikashvili’nin durumu çok daha ilginç. Adam Varşova’da doğmuş. Sonra Amerika’ya göç edip makina mühendisi olmuş. Üniversiteyi bitirdikten sonra Amerikan vatandaşlığına geçerek er olarak orduya yazılmış. Subay Adayı Okulu’nu bitirmiş. 993’te Genelkurmay Başkanı olmuş. Bizde sivilden geçen bir adam tümgeneralden öteye gidemez. Tümgeneralden ötesi için Harb Okulu mezunu olmak gerekir. Bu da yetmez muharip sınıflardan birinden olmak lazımdır (piyade, tank, top, jandarma, istihkam, muhabere). Genelkurmay Başkanı olmak için ayrıca karacı general olmalıdır. Ülkemize geldikten 6-7 sene sonra subay olan, 40 sene sonra en tepeye tırmanan bir Polonyalı düşünebilir misiniz?.. DÖRT İŞLEM 923’ten 2003’e kaç yıl geçmiş abi? 80... 80 yılda 59 hükümet.. 80’i 59’a bölerseniz 1.3 yıl eder. Hükümetlerin ortalama ömrü 1.3 yıl. Başkanlık sistemi olsaydı bu kadar yılda 15. Başkanımızla tanışacaktık.. Bazılarının iki dönem yapabileceğini de hesaba katarsak.. Belki de 10. GÜL’E GÜLE Şartlar onu devletin tepesine oturttuğunda, memnuniyetle karışık heyecanını saklamakta zorlanıyordu. Bir televizyonun programcısı yanındaki koltuktan kalkıyor, hemen öteki oturuyordu. Yapay korkuları izale etmek için anlattıkça anlatıyordu. Mütebessim bir yüzü vardı. Ağırbaşlı, oturaklı, cana yakın... Nasıl derler, “bizden biri.” İç ve dış hareketliliğin ortasına düşmüştü ama dengeleri iyi koruyordu. Bir gün Avrupa’da Chirac’ın, ertesi gün Kayseri’de Süleyman dedenin yanındaydı. Gülerken ortaya çıkan gamzeleriyle daha sempatik oluyordu. Güven veren bir tipi vardı. Kısa sürede gideceğini bilerek geldi, kısa sürede gitti. Oy vereni de vermeyeni de “keşke kalsaydı” diyecek ama, bu dileği oturtacak zemin -şimdilik- yok. Güle güle Abdullah bey, tekrar görüşmek üzere...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT