BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aydın Örs’e ayıp olmadı mı?

Aydın Örs’e ayıp olmadı mı?

Ülke basketboluna, bırakın Avrupa Kupası’nı kazandırmak, sayısız yıldız yetiştiren -mesela Hüseyin Beşok, mesela Hidayet, mesela Mirsad- Aydın Örs’ün kellesini isteyen basketbol yazanlar, nihayet emellerine ulaştılar. Hiç merak etmeyin; yakında Aydın’ın yerine geçenin de kellesini isteyeceklerdir. Çünkü onların ufku bu kadar...



Ülke basketboluna, bırakın Avrupa Kupası’nı kazandırmak, sayısız yıldız yetiştiren -mesela Hüseyin Beşok, mesela Hidayet, mesela Mirsad- Aydın Örs’ün kellesini isteyen basketbol yazanlar, nihayet emellerine ulaştılar. Hiç merak etmeyin; yakında Aydın’ın yerine geçenin de kellesini isteyeceklerdir. Çünkü onların ufku bu kadar... İlhan Mansız’ın ayıbı! Bir buçuk senedir, yazıyorum, söylüyorum; Beşiktaş’ın içi saatli bombalarla dolu diye... İşte baş aktör İlhan! İlhan kardeşimiz nasıl Alman kültürü almış anlamıyorum. Oralarda böyle vefâsızlıklar olmaz. Lucescu, Beşiktaşlı anlı şanlı yorumcuların önüne geçip, yönetimin santrfor transfer etmesini önlüyor, dolayısıyla seni kuyudan alıyor, tanıdığı, bildiği doktora tedavi ettirip takıma koyuyor, ardından sen, Lazio maçı sonrası ukalalık ediyorsun. Var mı böyle şey? Bak İlhan; şut atıyorsun, kafa vuruyorsun, artık baba da oldun, şimdi de biraz insan ol! Sanlı kaptan bunu söylerse! Bildiklerimi unutmamak için spor programlarına pek bakmıyorum. Sadece maç görüntülerine takılıyorum. Ama Sanlı Sarıalioğlu, yani Sanlı kaptan programa çıktığı kanalda öyle bir yorum yaptı ki, bütün dillere çevirip ekrana getireceksin, ve dünya, Türkiye’nin futbolda aşama yaptığına olan inancını kaybetsin. Bakın Sanlı ne dedi, “Stam, Lazio maçında kafaya geliyor ve Beşiktaş uzun boylu santrfor almadığı için kafayı vurup golü atıyor. Lucescu bu yüzden hatalı... Çünkü uzun boylu santrforlar, savunmadan bu tip adamlar çıkınca kafaya gelirler...” Yapma be Sanlı! O senin dediğin savunmada boy zâfiyeti varsa olur. Ama Beşiktaş’ın o akşamki savunmasında Ronaldo, Zago ve Ahmet Yıldırım gibi üç tane boylu savunmacı, artı Pancu vardı. Peki, Lazio’da kaç oyuncu aynı boy ortalamasına sahipti? Yahu bir şey söyleyin de mantıklı olsun. Rüzgârlı tepeler! Olimpiyat Stadı’nın kontağını G.Saray-F.Bahçe maçıyla açtım. Vay anam vay! Benim diyen teknik futbolcu, o stadda esen rüzgârda topu üç metrede stop etmezse adam değilim. Maçtan sonra gazeteye, sonra da eve döndüğümde baktım ki; saçımdan topuğuma kadar her tarafım tozdan bembeyaz... Terim hoca bastırıp, rüzgâr duvarı mıdır nedir, onu oraya diktiremezse, G.Saray bu sezon çok sürpriz yapar... Devletin elinden o stadı alın! Olimpiyat Stadı mükemmel! Ammaaa, hâlâ nâtamam... Salonları boş, danışması bomboş, koridorları sahipsiz... Hele çevresi... Oraları özel şirketlere yap-işlet-devret modeliyle verin, verin ki; Olimpiyat Stadı’nın çevresi, örneğin bir Veliefendi gibi eğlence, mesire yeri oluversin. Yoksa uzak çevresi moloz yığınlarından oluşmuş tepelerle dolu bu muhteşem stada yazık olacak... İstanbulspor-Beşiktaş maçı! Bu maç, bu ülkede, en azından bu sezon için, takım anlayışı ile oynayabilen henüz iki takım olduğunu ortaya koydu. Zaten soyadı gibi kocaman hoca olan Aykut da maç sonrası demecinde bunu, üzerine basa basa anlatmaya çalıştı. Ama anlayan kim? Gördün mü Denizcim! Voleybol Bayan Milli Takımımız, ben bu satırları yazdığım sırada Rusya’yı, yani filenin büyük patroniçesini temizlemişti. Hem de ne temizleme. Bu büyük turnuva başlamadan çok kısa süre önce kaybettiğimiz değerli hoca, değerli dostum ve arkadaşım Deniz Esinduy’a bundan daha büyük saygı, anma olamazdı. Ah Deniz! Keşke şu galibiyeti görebilseydin. Pinto nereye gitti? Baktım, Juventus maçının ilk onbirinde bizim Pinto vardı. Bizim diyorum, çünkü bu sütunun, sağolsun Fatih hocam, adam müdavimi oldu. Pinto’nun görevi top tutmak, dolayısıyla takımı hücuma çekmek ve o müthiş (!) driplingleriyle rakip savunmanın arkasına sarkıp, şahane (!) toplar çıkarmak... Pinto 3-5 saniye top tuttu ama, teslim ettikten sonra Galatasaray 3.5 dakika topu almak için efor harcadı. Yani yararından çok, hatta beş misli zararı dokundu. Ama 80 dakika sahada kaldı. Peki, aynı Pinto, madem koca juventus karşısında 80 dakika durduğuna göre F.Bahçe maçında 18’de niye yoktu? Terim hoca bu sorunun cevabını bulduğu anda G.Saray düzlüğe çıkacak... Daum, doğruya tosladı mı? Sezon başlamadan, yani hazırlık oyunları sırasında yazdım. Dedim ki; “Türkiye’de hiçbir takım üç uç oyuncusu ile oynayamaz. Çünkü bu üçlü ucun kenarlarındaki adamların Manchesterli Giggs, Real Madridli Figo, PSV’li Romedhal tipi oyuncular olmaları gerekli... Daum inat etti veya ne Tuncay’dan, ne de kendisinin affettirdiği Serhat’tan vazgeçmedi. Ama G.Saray maçında Tuncay olmadığından 4-4-2’nin, 4-2-4 çeşitlemesi ile oynamak zorunda kaldı. Yani Daum, her Alman gibi dörtlü savunma oyununun, eldeki kadro bazında doğru çeşitlemesini Tuncay’ın cezası sayesinde yakaladı. Bakalım, Tuncay’ın cezası bitti. Yine üçlü forvete dönerse, G.Saray maçındaki F.Bahçe’yi çok ararsınız... Fatih Altaylı bunu yaptı mı? Teknik adamların basın toplantılarını izlerken, dışardan gelen genç muhabirler, Fatih Altaylı’nın, VIP tribününden Fenerbahçe yöneticilerinin üzerine viski bardağı boşalttığını söylediler. İnanmadım... Sonra akşam F.Bahçeli Nihat Özdemir aynı şeyleri söyledi. Kaleci Ömer olayından sonra, maçı hükmen de kaybedebilirdik diyen kişinin yalan söyleyebileceğini sanmıyorum. Eeee, çingeneye beylik vermişler, tutmuş önce babasını asmış... Beylik verenler düşünsün... Ömer’e ceza, Aziz Yılmaz’a ne? Bu ülkede bu medya varken, daha çok skandallar yaşarız. G.Antepspor kalecisi Ömer, maç sonrası görüşlerini tatsız bir kelimeyi de içine alarak ifade ediyor ve Disiplin Kurulu’ndan bir maç yiyor. Ama aynı maç sonrası F.Bahçe Birleşik Vakfı Başkanı Aziz Yılmaz, “Hakeme de girdi, milli takımın kalecisine de girdi” diyor ve yürüyüp gidiyor. Herhangi bir ceza uygulamak mümkün değil, çünkü Yılmaz öyle sıradan bir vatandaş. Asıl suçlu Yılmaz’a mikrofon tutan ve bandı yayınlayan kafadır. Neyse ki, Ömer’in cezası şimdilik rafta... Samet silkin be! Trabzonspor’a önce piyango vurdu, sonra da Fatih Tekke yardımda bulundu. Eleman olarak bir hayli zenginleşen ve geçen sezon çağdaş sistemi uygulayan Trabzonspor’un patlama yapacağı günlerdir bu günler... Samet silkinmen lazım... Muhittin Boşat da penaltı dedi! Yok yok Muhittin Boşat böyle bir açıklama falan yapmadı. Sadece uygulaması ile “Penaltıydı” dedi... Nasıl mı? G.Saraylılar, kendisini kovalarken ki, çok da haklılardı, F.Bahçeliler rakip takımı iki kişi eksik yakalamışlar pozisyona gidiyorlardı. Baktı ki, bu gol olursa süre de yok, staddan çıkamayacak, düdüğü çalıp maçı bitiriverdi. Aslında bu karar, “Evet, penaltıydı, çalamadım”ın itirafıydı. Rize’nin gafı! Sakın ola ki kimse Rizespor’un hükmen yenilgisinde federasyonu falan suçlamaya kalkmasın! Federasyon bu işlerle uğraşmaz. Sen kulüp olacaksın, transfer ettiğin oyuncuyu idrarının rengine kadar bileceksin. Koca Beşiktaş bir zamanlar Mehmet Ekşi’nin kartları yüzünden F.Bahçe’ye kupadan elenmemiş miydi? Beşiktaşlı oyunculara! Sergen oynamadığı için İstanbulspor’u yenemediğinizi söyleyen çok sayıda baykuş vardı bu hafta ekranlarda... Sunuculardan tutun da, yorumculara kadar... Ben de tamamen tersini düşünüyorum. Beşiktaş, bu ülkenin şu anda maçı kendi savunması önünde kabullenerek oynayabilen tek takımı ve sonrasında da en iyi kontraatağa çıkan takımıyla oynadı. Siz siz olun, bu imajı silin. Yoksa, başta Beşiktaş olmak üzere ülke futboluna yazık olacak... Fatih Altaylı’yla ilgili! İstanbul TV’de, Pazartesi akşamı yaptığımız programda, sayın Fatih Altaylı’nın nereden gelip, nereye geldiğini bire bir canlı olarak yaşadığım bir anıyla anlattım. Televizyonun telefonları kilitlenmiş. Ertesi gün internet siteleri kilitlenmiş. Birkaç televizyondan canlı yayına davet aldım. Ama ben, bunlar olsun diye o anıyı anlatmadım. Zaten canlı yayın davetlerini de nazikçe geri çevirdim. Ama bu ülkenin insanları artık bir şeyleri öğrenmeliler. Ben aynı şahsı, malum televizyonda linç edilirken korumuş bir de yazarım. Ama o başka, bu başka
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT