BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Thomas Edison / İrfan Özfatura

Thomas Edison / İrfan Özfatura

Thomas çok meraklı bir çocuktur, öğretmenine peş peşe sorular sorar. Bu yüzden ders programı aksar, onu idareye çıkarırlar. Okul müdürü, Thomas’ın “geri zekâlı” olduğunu bir bakışta (!) anlar ve hiç tereddüt etmeden kapının önüne koyar...



Bilirsiniz, erkek çocukları pek öyle ele avuca sığmaz, yerlerinde duramazlar. Hem bu küçük adamlar fazlaca cesur olur, tehlikelere aldırmazlar. Hele Thomas! Bu sevimli ufaklık bir teşehhüd miktarı oturamaz, nerede üstüne vazife olmadık bir iş varsa burnunu sokar. “Edisongiller” ondan çok bizardırlar, annesi ne zaman bir sessizlik olsa dışarı fırlar, Thomas’ı bir tehlikenin eşiğinde yakalar. Bu meraklı veled kâh inşaatları dolanır, kâh avcılığa kalkar. Kimi gün bıçakların keskinliğini inceler, kimi gün elini dişlilere sokar... Bir keresinde günlerce kuluçkaya yatan bir kazı seyreder. Yetmez, dolapdan aldığı yumurtaların üstüne oturur ve neticeyi bekler. Yani ilim adamı özelliklerine sahiptir, sabırla izler, keşfeder sonra... Sonra uygulamaya geçer. Ancak odunculuğa kalkıştığı günlerden birinde parmağını koparır, baltanın ne işe yaradığını öğrenmek bir uzvuna patlar. Bir başka gün samanlığı yakar, onu son anda kurtarırlar. Dayak, nasihat hiçbiri para etmez, aksine merakı artar. Geri zekalı Thomas’ın kovulmasına... Thomas henüz 5 yaşında deneylere başlar, ilk işi, kuş yemlerini karıştırıp eriterek bir ilaç yapmak olur. Ona göre bunu içenin gagası ve kanatları çıkmalı, leylek gibi uçmalıdır. Nitekim bir dediğini iki etmeyen dadısını kandırmayı başarır. Kadıncağız kaşığın ucuyla alır ve lavaboya koşar. Halbuki Thomas buluşunda ısrarlıdır: “Dadısı büyük bir hata yapmıştır. Şişeyi bitirse mutlaka uçacaktır.” Bir ara Baba Edison’un işleri sarpa sarar, pılıyı pırtıyı toplayıp Michigan’a taşınırlar. Thomas okula burada başlar. Ancak sevimli minik dizginlenmeyen merakı yüzünden öğretmenini bunaltır. Kadıncağız daha ayın gündüz nereye gittiğini anlatamadan o arıların ne yediğini, balıkların nasıl hava aldığını sorar. Öğretmeni onu en arka sıraya oturtur ve soru sormasını yasaklar. Ancak Thomas’ın merakları yasak masak tanımaz, sorular peş peşe yağar, tedrisat ciddi bir şekilde aksar. Hal böyle olunca öğretmeni idareye çıkar. Okul müdürü, Thomas’ın teşhisini bir bakışta koyar, “zekâsının yetersizliğine” karar verip çıkışını hazırlar. Edison okuldan kovulduğu gün annesinin kollarına kapanıp ağlamaya başlar. Kadıncağız ‘Benim oğlum çok zekî ama onu anlamıyorlar!’ diye haykırsa da evrakları eline tutuşturur, kapıyı yüzüne kapatırlar. İşte Thomas o günü hiç unutamaz. Amerikalıların dilinde “ana gibi yâr olmaz” gibi bir atasözü var mıdır bilemiyoruz ama bu duyguyu dolu dolu yaşar. Bu vefalı kadın ona hem analık, hem hocalık yapar. Oğluna kısa bir sürede okuma yazma öğretir ve deney yapması için mutfağını açar. Thomas da altta kalmaz, babasının para kazanmakta zorlandığını farkedince sebze-meyve yetiştirmeye başlar. Pazarcılarla baş edemeyince Quebec’ten gelip Chicago’ya giden trene demir atar, yolculara domates, biber satar. Parasını hem anasının avucuna sıkıştırır, hem de kimyevi maddelere, deney tüplerine harcar. Faraday’ın kitabı eline geçince Thomas malzemeleri bitince silbaştan ticarete başlar. Ancak bu kez kolay taşınan ve rahat satılan bir ürün pazarlamalı deneylerine vakit ayırmalıdır. Sabahleyin Port Huron’dan trene biner, vagon vagon dolanıp gazete satar. Detroit’te iner ve karşı yönden gelen trene binerek evine döner. Ancak bu iki sefer arasında dört-beş saati boşa geçer. Thomas, Detroit sokaklarını turlarken Şehir Kütüphanesini keşfeder. Burada özenle hazırlanmış resimli deney kitapları bulur ve adeta ezberler. Ancak bu deneyleri gerçekleştirmek için eve dönmeyi bekleyemez ve trende yangın çıkarıp, güzelim vagonu harap eder. Kondüktörler onu fena halde hırpalar, evire çevire döverler. Hatta eli ağırın biri şamarını kulağının tozunda patlatınca işitme kabiliyetini kaybeder. Mahallenin haylazları “sağıır, sağıır “ diye alaya alsalar da onun seslere olan ilgisi azalmaz. Tutar Mors alfabesini öğrenir ve kendi kendine bir telgraf aleti yapar. Edison, bir ara hakkında çok şey bilinmeyen elektriğe merak salar. Olacak bu ya Faraday’ın “Experimental Research in Electricity” adlı eseri eline geçer ve işin alfabesini kapar. Bir yandan Faraday’ın deneylerini tekrarlar bir yandan da düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başlar. Neticede ufak ve basit de olsa bir atölye kurar ve henüz 20 yaşındayken (1867) elektrikli oy kayıt makinesini yapar. Bu cihaz oldukça ilgi toplar ama kimse tarafından satın alınmaz. Söz konusu projeyle bütün parasını batıran Edison, üç beş kuruş kazanmak için New York’a koşar. Bakın şu işe, o günlerde altın borsasının telgrafı bozulur. Gelir onu bulurlar. Edison cihazı öyle bir tamir eder ki “Western Union Telegraph Company” mühendisleri bile parmak ısırır, ona “birlikte çalışma” teklifi yaparlar. Thomas kendine duyulan güveni boşa çıkarmaz, bir kaç hafta içinde borsa kurlarını otomatik olarak kaydeden bir makine yapar ki ayakta alkışlanır. Evet, artık sisler dağılmış, önü açılmaya başlamıştır...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT