BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sallama ve aşağılama yorumculuğu!..

Sallama ve aşağılama yorumculuğu!..

Bizde “futbol yorumculuğu” yok; her güne, her maça, her takıma, her teknik direktöre, her futbolcuya göre değişen “sallama yorumculuğu” var!



Bizde “futbol yorumculuğu” yok; her güne, her maça, her takıma, her teknik direktöre, her futbolcuya göre değişen “sallama yorumculuğu” var! Bizde “eleştiri” üslûbu değil, “aşağılama” üslûbu var!.. Daum için... Hagi için... Del Bosque için... Ve son olarak da Ersun Yanal için “maç sonralarında yazılıp çizilenlere, söylenenlere, konuşulanlara bakınca”; bu teşhisimin ne kadar “doğru” olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyorum! “Birkaçı hariç”, futbol yorumcularımızın çoğunun yorumlarında, “futbol” adına, “futbolun temel ilkeleri” adına hemen hemen “hiçbir” şey yok!.. Sadece ve sadece “vur da nasıl vurursan vur”, ondan da öte “yaz da ne yazarsan yaz”, hatta “geçen yazılarınla, geçen konuşmalarınla çelişse de, bir başka teknik adam için yazıp söylediklerinle ters düşse de, hatta ve hatta aynı yazının ya da konuşmanın başında, ortasında, sonunda yazdıkların ya da söylediklerin birbiriyle çelişse” de, sen gene yaz ve söyle; maksat vurmak, “eleştiri” yerine “aşağılama” yarışında en önde olmak değil mi?” Ne kadar aşağılarsak “o kadar büyüğüz!.” Türk Milli Takımı Teknik Direktörü’ne “Ersun” diye yazıp söyledik mi; ooo “bizden büyük” yorumcu yok!.. “İzinli oldukları gün” hariç haftanın nerede ise her gününün en az yarısını futbolcularıyla beraber “antrenmanda, yemekte, derste, sohbette geçiren” bir teknik adam, “futbolcusunun nerede ve nasıl oynayacağını, taktiğinin neresinde ve nasıl yararlı olacağını bilemeyecek”, ama bizler masa başında oturup “falan orada oynar mı, filan burada oynatılır mı?” diye “ahkâm keserek” büyük yorumcu olacağız; aklımızla bin yaşayalım!.. Dikkat edin sevgili okurlarım: Daum da, Hagi de, Del Bosque da, Ersun Yanal da “hangi futbolcuyu nerede ve nasıl oynatacağını bilmeyen, yanlış yerlerde ve yanlış zamanlarla oynatan, futbolcularının form durumlarını bile takip edemeyen, taktik ve tertip fakiri” teknik adamlar!.. İnsan hayret ediyor; bu adamların “büyük takımlarımızın, Milli Takımımız’ın başında işi ne?” İçlerinde “Avrupa’nın çok büyük takımlarını çalıştırmış olanlar” bile var; o kulüplerin yöneticileri de amma aptal şeylermiş!.. Hayatları futbolun içinde geçmiş, en ünlü teknik adamların yanında ve elinde yetişmiş, yıllar yılı antrenörlük yapmış, yerli - yabancı birçok büyüklü - küçüklü takım çalıştırmış “bu kişiler” futbolu ve “her gün beraber oldukları” hâlde futbolcularını öğrenememişler ama, bizler “tribünlerde” onlara “taktik ve tertip dersleri verecek, futbolcularını onlara tanıtacak” kadar “futbol bilgini” ve “futbolcu kâşifi” olup çıkmışız; aferin bize!.. Bence Futbol Federasyonu derhal talimat ve yönetmeliklerini değiştirmeli, “futbol ûlemamızdan kurulu” bir komiteden verilecek “teknik, taktik ve tertip reçetelerini” Milli Takım Teknik Direktörleri’ne ve mesela bugünlerde “Ersun Yanal’a vermeli”, Mlli Takım Teknik Direktörleri de “bu reçeteleri harfiyen uygulamalı”; uygulamayanların işine hemen son verilmelidir! Oyun içinde “yapılacak değişiklikleri” de, “basın tribününün ön sırasında oturacak olan” bu komitenin üyeleri işaret etmeli ve teknik adamlar bu işaretlerin gereğini “saniye şaşmadan” yerine getirmelidir!.. Böylece “Hasan Şaş da şaşmayacak” ve Türk Milli Takımı, herkesi yenerek “kainat şampiyonu bile olacaktır!.” Elbette bu komite, “milli maça birkaç gün kala art arda Milli Takım’ın defansının temel ve yedek adamlarından dördünün Bülent’in, Servet’in, Tolga’nın, Ergün’ün sakatlanmamasını ve hastalanmamasını da sağlayacak” ve Ersun Yanal’ın “kadroya son gün eklediği Hüseyin’e bile muhtaç olmasının önüne geçecek”, spor yazarlarının “Serkan sağda, Ümit solda oynar mı, Daum gibi bir futbol cahilinin Fenerbahçe’de yaptığı yanlış, Milli Takım’da da sürdürülür mü?” eleştirilerinin önü daha başta kesilecektir! Böylece “yıllardan beri” Daum’a “dâhi” diyenlerin de, “Serkan - Ümit Özat uygulaması” konusunda “Milli Takım’da sakatlıklar ve hastalıklar sebebiyle zorunlu olarak Daum’un yaptığını yapan” Ersun Yanal’ı “cahil” ilân etmelerindeki “büyük çelişki” ortadan kaldırılacaktır!. İşte sevgili okurlarım, bu geceki Yunanistan milli maçına “futbol yorumcularımızın maharetle meydana çıkardığı bu tablo” içinde çıkacağız!. “Hakem kararlarını son derece ince eleyip sık dokuduğu hâlde”, Gürcistan maçı hakeminin “son derece haksız” olarak çıkardığı “iki sarı kartı analiz dahi etmeden” ve hatta “ikinci sarı kartı neden gösterdiğini bile araştırıp anlamadan” Hasan Şaş’ı “Milli Takım’ı yakan adam” olarak ilân etmekten çekinmeyen bir “futbol medyasının baskısı” bir yanda... Futbol Federasyonu’nun 50 trilyonluk “kazanç kapısı” ayıbının baskısı bir yanda... Arnavutluk’a yenilmiş bir Avrupa Şampiyonu’nun “fanatik taraftarlarının dolduracağı” ve hakeme her türlü baskıyı yapacağı bir stadın baskısı bir yanda.. Arnavutluk maçından sonra Yunanistan’ın çeşitli şehirlerinde meydana gelen “ölümlü, yaralanmalı” olayların baskısı bir yanda... Yunanistan maçına çıkıyoruz... Allah futbolcularımıza da, teknik adamlarımıza da kolaylık versin!. Yener miyiz; yenebiliriz!.. Ama... Bu havada ve bu baskı altında?.. Zor, hem de çok zor!.. Kaç “cumartesi - çarşamba maçı hatırlıyorum” ki, bizler “eleştiriyi hakaret ve aşağılama türüne çevirmek için” çarşamba maçının sonunu bile beklemeden, cumartesi gecesinden başlayarak “Milli Takım’ın futbolcularını ve teknik adamlarını bitirmek için” elimizden geleni ardımıza koymadık!. Ve... Çarşamba maçlarına Milli Takımımız’ın “moral olarak bitmiş hâlde çıkmasını” sağladık!.. Tıpkı, “bugünkü” gibi!.. Şimdi, “Yunanistan’ı da kaybedersek”, kim bilir neler söyleyecek, neler yazacağız? Bu havada, benim futbolcularım “sahaya nasıl” çıkacak, bu “genç” teknik direktörüm nasıl “sağ duyu ile” hareket edecek, hiç düşünenimiz var mı? Sallayalım sallayabildiğimiz kadar; sallamalarımızın “Milli Takımımız’da rakiplerimizden daha büyük yaralar açtığı” kimin umurunda?.. Daha açık bir soru: Kuzum acaba “Milli Takım umurumuzda” mı, yoksa umurumuzda olan “aynanın karşısına geçip” kendi kendimize övünmemiz mi: “En büyük benim, benden büyük yok!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT